1. HABERLER

  2. MAKALE

  3. Ah Musul sana ne haller oldu!
Ah Musul sana ne haller oldu!

Ah Musul sana ne haller oldu!

Aslında Musul'dan koltuğunu bırakıp kaçmak zorunda kalan Vali Esil Nüceyfi ile konuştuğumda çok iyi bir özet verdi: Geçici bir ortaklık, Suriye'deki gibi bir adım, sonra birbirlerine düşmeleri mukadderdir.

A+A-

FEHİM TAŞTEKİN / RADİKAL

Musul sufi öğretinin en önemli merkezlerinden biriydi. 
Musul farklı din ve mezheplerin bir arada yaşadığı Mardin, Antakya ve Halep’in aynasıydı. 
Musul Arap milliyetçiliğinin ana damarlarından biriydi, Şam gibi. 
Musul önemli Arap aydınlarını bağrından çıkarmış bir şehirdi. 
Musul’a ne oldu da tekfirci ve şiddet düşkünü Kaide ideolojisine kucak açtı. Nasıl oldu da tarikatlar sufizmi küfür sayan ve türbelerini bombalayan Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ile aynı safa düştü? Nasıl oldu da seküler olmakla övünen eski Baasçılar ve Amerikalı işgal valisinin bir gecede lağvettiği ordunun subayları kendi dar anlayışıyla şeriat rejimi dayatan IŞİD ile omuz omuza verdi. 
Günlerce Erbil-Musul, Tikrit-Kerkük, Kerkük-Havice hatında Şii Başbakan Nuri Maliki’ye karşı başlayan ve giderek mezhep çatışmasına dönüşen Sünni isyan dalgasından kaçan insanlarla konuşup bu intikam koalisyonunu anlamaya çalıştım. Bu insanların kaçarken bile IŞİD’a açtıkları krediyi okuyuculara aktarırken “Şimdiye kadar IŞİD dehşeti ve tehdidine hep dikkat çeken Fehim Taştekin’e ne oldu” diye soranlar çıktı. Don’t worry! Bu sahadan bir durum tespiti. 

Afgan sendromu 

Aslında Musul’dan koltuğunu bırakıp kaçmak zorunda kalan Vali Esil Nüceyfi ile konuştuğumda çok iyi bir özet verdi: Geçici bir ortaklık, Suriye’deki gibi bir adım, sonra birbirlerine düşmeleri mukadderdir. 

Ninova, Selahaddin ve Anbar vilayetlerinde gelişen bu ortaklık bana işgal, iç savaş ve kaos ortamında kendisini Taliban’a teslim eden Afganları anımsatıyor. Erbil’de soluk almak için Bilgisayarcılar caddesinde dükkanının önünde kaldırıma oturmuş bir Türkmen’in yanına çömeldim, gazeteci olduğumu da söylemedim. “Vaziyeti nasıl görüyorsun” diye sordum, bir saat boyunca dinledim. Ona göre IŞİD, Hz. Ömer’in ordusu gibiydi, adalet vaat ediyordu, bundan bir Sünni Müslüman olarak rahatsız olmak yersizdi! IŞİD’ın kafa kesen acımasızlığını hatırlattığımda her kötülüğün altında İran’ın parmağı olduğunu söyledi. Algı ile gerçek arasındaki kopukluğun resmi bu. IŞİD güzellemesini onlarca insandan dinledim. Kesif bir Şii düşmanlığı... “Sen Türkmensin, Tel Afer’de, Tuz Hurmatu’da, Taze Hurmatu’da Şii Türkmenler IŞİD’ın hedefinde” dediğimde de şunu söyledi: “Benim kastettiğim buranın Şiileri değil, güneyin Şiileri. Bizim Şiiilerimiz iyidir.” Şeytanileştirilen Basra, Necef, Kerbela ve Bağdat’ın Şiileri... Gerçek bu algısından çok farklı. 


Her ne kadar IŞİD kentlerden kaçanlara “Kurallarımı kabul edin ve dönün” dese de gelişmeler bölgeyi ‘mezhebi soykırım’ noktasına götürüyor. IŞİD kök salarsa Şii Türkmenlerin işi zor ve evlerine dönmeleri o kadar kolay olmayacak. Halihazırda 2006-2008 arasında yaşanan mezhep çatışması önemli oranda nüfus kaymalarına yol açtı. Korkmak için neden çok: Tel Afer’den bir kaynağın bana aktardığına göre ilçede Sünni Türkmenlerin yüzde 20 kadarı IŞİD’ı destekliyor. Tel Afer’de Şii-Sünni dengesi yaklaşık yüzde 40-60 ya da 45-55 oranında. 2008’deki gibi Türkmenler yine farklı kamplarda. Bir gün önce aradığımda “Güvenli bir yere çıkmam için arayanlar oldu ama ben aşiret lideriyim, insanları bırakıp gidemem” diyen Salim Kasım’a ertesi gün sonra “Kaçtık, halkımla birlikte Sincar’dayım” dedirten bir düşmanlık. 

Baas’ın Nakşi ordusu 

Yeni bir Baas dalgası yaratmaya çalışan Saddam döneminin kallavileri mezhep düşmanlığından nemalanıyor. Bu düşmanlık, 2-3 bin IŞİD militanının kente girmesi ve aşiret liderlerinin “IŞİD ile davamız bir, silahları bırakıp evlerinize gidin” çağrısıyla dağılan ordunun içindeki biçareliğin de nedeni. Orduda azınlığı oluşturan Sünni askerler Maliki için savaşmak istemiyor; Şii askerler de halk tarafından taşlandıkları Sünni kentler için ölmeye değmeyeceğini düşünüyor. Ordudaki bu kırılma Maliki’nin son yıllarda darbe yiyeceği korkusuyla orduda tasfiyeye girişmesi ve Anbar vilayetinde Sünni Sehva birlikleriyle Kaide’yi bastıran milislerin orduya entegre edilmeyip unutulmasına bilenen Sünni aşiretlerin gösterilerine karşı askeri birlikleri göndermesiyle başladı. Halbuki Maliki, 2008’de Şii Mehdi Ordusu’nu bastırmak için Sünni birlikleri seferber ettiğinde ‘Iraki başbakan’ övgüsünü almıştı. Maliki şimdi elde ordu kalmayınca Şii milislerle savunma hattı oluşturuyor. 

Amerikan işgalinin bu topraklara bıraktığı bir virüs olan IŞİD’ın Nakşibendi Ordusu ve Baasçılarla kesişim noktası da Şia ve İran fobisi. ABD Savunma İstihbarat Ajansı, Saddam dönemine ait 34 milyon 600 bin belgeyi taradı da Bağdat ile Kaide arasında bağlantı olduğuna dair bir tane delil bulamadı. Şimdi Baas ile Kaide’den türeme IŞİD aynı yolda. Nereden nereye... Üzerinde en az durulan ama son derece kritik bir rol oynayan Nakşibendi Ordusu, 2006’da Saddam’ın asılmasının ardından kuruldu. Burada karşımıza Saddam’ın yardımcısı İzzed İbrahim el Duri çıkıyor. İktidardayken Baas özellikle de Duri, Nakşilerin hamisiydi. Duri’nin direktifleri ve toplayıp gönderdiği paralarla Nakşi müritleri Baas’ın askerleri haline geldi. Henüz ordu olarak formüle edilmeden önce 2004’te Felluce’de Amerikan güçlerine karşı Kaidecilerle birlikte savaşmıştı. Nakşiler türbelere düşmanlığı nedeniyle Kaide’den ayrı bir yerde durmaya başladı. Bu intikam koalisyonunun destekçilerinden biri de Türkiye’nin ‘değerli’ misafiri Tarık el Haşimi. 

Sonuç olarak 2003’ten sonra iktidardan dışlanan ve mağduriyetleri katlanan Sünnilerin haklı itirazlarının sekter bir dil üzerinden şekillenmesi ve buna karşı Şii cephenin aynı dil ile karşılık vermesi bu ülkeyi ilkelliğin çukurlarına yuvarlıyor. Nüfusun yüzde 25’ini oluşturan Sünni Arapların, yüzde 55’i temsil eden Şii Araplara galebe çalması zor. En kötücül senaryodan gidersek Kerküklü emektar bir gazeteci dostumun tespitiyle tüm şanslarını zorlarlarsa Sünni koalisyon Bağdat’ı ikiye bölen Dicle’ye kadar gider. Sembolik olarak doğusunu Azamiye Türbesi, batısını Kazımiye Türbesi’nin tuttuğu Bağdat ikiye bölünür. Sünni yakada ciddi sorun Şiilerin semti Sadr City. Çok zor ama iş buraya varırsa Rusafe ile Kerh yani ‘Doğu Bağdat’ ile ‘Batı Bağdat’ arasında Dicle kıpmızı kan akar.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.