Mehmet Dinç

Zeybek Diyarına Mektup

14 Nisan 2013 Pazar 16:38

Sevgili dostum, duygum ki insanların huzur içinde yaşamasını istemiyor muşsun.

Duydum ki cepheye sürülen evlatlarının sapa sağlam dönmesi için gece gündüz dua eden annelerin feryatlarını duymazdan geliyor muşsun. Duydum ki bir sabah uyandığında babasının artık ebediyen eve gelmeyeceğini öğrenen çocuğun, ölümü kavramayıp, babasının geleceği umuduyla uzaklara bakan gözlerini görmüyor muşsun. Duydum ki hayal bile edemediğimiz rakamlarla silah satışı yapan şirketlerin ekmeğine yağ sürüyor muşsun. Ölümden, kandan, yoksul çocukların cepheye sürülmesinden edindikleri servet ile dünyanın en güzel köşelerini satın alan savaş baronlarının ekmeğine yağ sürüyormuşsun. Duydum ki eli öpülesi ninelerin, dedelerin, dayıların, amcaların, halaların, teyzelerin, ablaların, ağabeylerin “akil” konuşmalarına itiraz ediyormuşsun. Duydum ki roma arenalarında ki dövüşçüler üzerine bahis oynayan seyirciler gibi “kan, kan” diye yaygara kopanlara katılmışsın.

Sevgili dostum, duydum ki huzursuzluk, kargaşa ortamı devam etsin diyenlere katılmışsın.  Sevgili dostum, bu ortamdan nemalanan,  rant sağlayan, kişisel ihtirasları için ortalığı velveleye verenlerle işbirliği yapanlarla birlikte olduğunun farkında mısın? Birçok rengin güzelliğiyle ışıldayan Anadolu’da renkleri soldurmanın peşinde olduğunun farkında mısın? Sevgili dostum, kefereyi Ege’de denize dökenlerin ortak ruhla hareket ettiğini ne çabuk unuttun ?

Sevgili dostum, duydum ki savaşı PlayStation sanıyor muşsun. Her vurulan canı oyundan çıkan bir robot zannediyor muşsun. Kurşun çekirdek bedene saplandığı zaman duyulan acıyı biliyor musun?

Sevgili dostum, asırlardır aynı topraklarda yaşamış, sevinçlerini hüzünlerine katmış, bir biri için üzülen, ağlayan ve canını veren insanlar olduğumuzu neden düşünmüyorsun. Neden elleri nasırlı, urgan ayakları kabuk bağlamış, yüz hatları, yaşadığı coğrafya kadar hüzün çizgileri barındıran insanların çığlığını duymuyorsun.

Sevgili dostum, insanın içinde yaşadığı toprak parçasına zamanla benzediği kanısındayım. Mutluluklarının, hüzünlerinin, coşkularının ve acılarının şekillenmesinde iklimin ve doğa koşullarının etkili olduğu kanısındayım. Sevgili dostum, hiç gelmediğin, hiç görmediğin, şartlarını, koşullarını ve yaşam kaynağını bilmediğin bu coğrafyaya huzur ve barışın gelmesini neden istemediğini anlamakta güçlük çekiyorum.

Sevgili dostum, umuda açılan süreç sekteye uğrarsa ve yeniden ölümler olursa, bunun vebalini taşıya bilir misin? Annesinin yüreği parçalanırken, komşunun ölen çocuğunun kanı üzerinden ahkam mı keseceksin?

Sevgili dostum karamsar tabloyu yazarak daha da çoğalta bilirim. Acımasızlığın sonu yoktur sevgili dostum. Bir kez kirliliğe bulaştı mı insan ondan sonrası ardı arkası kesilmez kirliliğin.

O yüzden sevgili dostum, gel hep beraber iyimser yönden bakalım. Farklı dillerde ağıtların yakılmayacağı, çığlıkların atılmayacağı bir yurt inşa edelim. Bunu yedi bölge yetmiş iki millet hep birlikte yapalım. Ege den tut, Akdeniz, Karadeniz, Anadolu… hep beraber omuz omuza yürüyelim. Savaş, silah, kapitalizm ve emperyalizm değil, biz birbirimizi kazanalım.

Sevgili dostum, yarınlara bırakacağımız miras, kanlı bir savaşın nefreti olmasın… Yarınları yaşayacak çocuklarımız, torunlarımız, bizim günahımızın kefareti olmasınlar. Bizim kardeşliğimiz ile aktarılacak güzel günlerin yoldaşları olsunlar.

Ne dersin dostum? 

Bu yazı toplam 4604 defa okunmuştur
Kürt kardeşime mektup
 // zeybek
Ne kadar çok şey duymuşsun be kardeşim;
Ne çabuk unutmuşsun doğudan kendi zulmünüzden kaçıp gelen kardeşlerinizi köylerimizde bağrımıza basıp kardeşim dediğimizi, ilk okul arkadaşlarımızın eniştelerimizin yengelerimizin kürt olduğunu, beraber aynı tarlada çalışıp terimiz burnumuza gelip aynı mendille sildiğimizi aynı sıralarda okuyup sevdiğimiz kızı bazen acımızı kimselerle konuşmazken senle konuştuğumuzu.
Ne çabuk unuttun barışsüreci denilen süreçte daha geçen pazar eline havai fişek alanların o fişeklerden birinin öğretmen bir kardeşimizin 6 aylık çocuğuna isabet edip eşinin ve çocuğunun yanmak üzereyken son anda kurtulduğunu ve herkezin sade izlediğini hatırlamıyosun bile demi kardeşim çünkü haberler yazmaz bunları...
20 Nisan 2013 Cumartesi 01:17
heval
 // heval
kurtler onursuzlugu kabul etmisti.artik care yoktu her kes gibi turkculugu kabul edecek en turkcuden daha turkcu olacak ve bu lanet vahsi kapitalist sistemi devam ettiren tc kanununa boyun egecekti.zaten egiyorduda.peygamberler diyari rihadan bir ses ama bu ses sisasi sosyal kulturel askeri alanda feraset sahibi bir sesdi.onurumuzu dusmanin elinden geri almamiza sebep oldu.simdi bu ses kalkip onurumuzu elimizden alip dusmana geri vermez.yoksa ali haydar kaytan ne guzel dedi: Madem bisey degismeyecekti: niye yedik biz boku.Yasasin rihadan YUKSELMIS O SES...
19 Nisan 2013 Cuma 01:02
20:16
 // efe
Zeybeklerin cevaplari neden yayinlanmiyor gercekler acidir...
18 Nisan 2013 Perşembe 20:16