Şeyhmus Diken

Zenginimiz bedelli, askerimiz fakirdendir

27 Kasım 2011 Pazar 13:40

Seksenli yıllarda "yığılma" nedeniyle çıkarılan bir yasayla yedek subay asteğmenlik yerine dört ay kısa süreli askerlik yapanlardanım. "Kısa Devre" diye bir yakıştırma yapmışlardı bizim devreye. Yirmi ay askerlik yapan ve adlarına "kadro erat" denen, eğitimlerimizi komutanların gözetiminde yaptıran askerlerin yanında, bizler için adeta, yirmi ay dört aya sıkış(tırıl)mış gibiydi.

Kelimenin tam anlamıyla kısa devre kontak yapmıştık. Teskereye bir hafta kala toplamışlardı tümümüzü "Size tavsiyemiz, evinize gidince en az altı ay askerlik üzerine konuşmayın. Ve burada yaşadıklarınızda mantık aramayın. Unutmayın, Askerlik mantığın bittiği yerdir" demişlerdi komutanlar.

Adeta dişli bir çark gibiydi askerlik, tanık olmuştuk defalarca. Özellikle uzun süre askerlik yapanlar için askerlikten önceki hayatları adeta "flu" ve yaşanmamış hayatlara dönüşmüştü. Törpülenmiş, sivri uçları yuvarlatılmış, tornadan çıkmış gibi milliyetçi ideolojilerin hegemonik yapısını savunan ve askerliği kutsayan bir yeni hayat.

Doğrusu ülkede belirlemelere göre her yüz kişiden birinin asker olduğu 700 bin askerin sürekli "silâh altında" tutulduğu bir yapıda, "bedelli" adı altında 460 bin kişinin para verip askerlikten "yırtmasını" yadırgamadım desem ayıp olur.

İnsan tekinin duyguları ile aklı her zaman örtüşmeyebilir. Duygularım bu mantıksız askerlikten parayla birileri kurtulacaksa varsın olsun diyordu. Aklım ise bu işin salt paraya tahvil edilmeyecek kadar önemli olduğunu, hele hele "vicdani ret" gibi çok anlamlı bir karşı duruşun olduğu, olması gerektiği bir ortamda askerliğin parası olmayana reva görülmesini bir türlü kabullenemiyordu.

Bu vesileyle bir kez daha "sınıf" perspektifinin askerlikte de zuhur ettiğine "iman ettim". Şarkıyı düşündüm. Hani diğer adı "Yemen Türküsü" olan, Kara çadır is mi tutar'ı. Yemen yolu çukurdandır / Karavanım çamurdandır / Zenginimiz bedel öder / Askerimiz fakirdendir.

Bedelli Askerlik mevzuu ile haşır neşirken; işin açıkçası yakın günlerin en çarpıcı ve anlamlı meselesi "Dêrsim" meselesi gündeme oturuverdi. Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) Dêrsim'de yaşananların / yaşatılanların bir "devlet politikası" olduğu gerçeğini göz ardı ederek partilerini yapılanlardan azade kılma gayretleri. Bunun karşısında da Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Başbakan'ın daha üst perdeden işi bir devlet politikası haline dönüştürerek "Dêrsim özrü" gündemi aniden alabora eden bir hale tekabül ediyordu.

Dêrsim, siyasal particilik anlamında hiçbir siyasete malzeme olmaması gereken önemde bir haldir. Yani siyasetlerüstü bir duruma tekabül eder. Bu ülke tarihinde onar yıl arayla yaşanan / yaşatılan üç büyük altüst oluşun sonuncusudur Dêrsim.

Biri Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının Ermeni halkına yaşatılan 1915 büyük felaketidir. Öbürü on yıl sonra, 1925'teki Şêx Seîd İsyanı sonrası Kürt halkına yaşatılan ucu açık sürgünlük, mecburi iskân politikaları ve katliamlardır. Sonuncusu da 1935'te başlatılıp 1937-38'de tamamlanan Dêrsim Alevilerine yönelik Dêrsim İsyanı sonrası Dêrsim katliamıdır.

Devlet en yetkili ağzından, Başbakan'ın sözleriyle, ülke geleneğinde, muktedirin dilinde de zihninde de olmayan bu çok anlamlı "özrü" diledi. Sonuncu katliamdan başlayarak Dêrsim'de yapılanlar adına devlet sorumluluğu ile yüzleşmeye karar vererek özür diledi. Bu öyle basit olarak açıklanacak ya da "Kemalistlerle takunyacıların" kavgası deyip küçümsenecek bir durum olmamalı.

Bu kolay unutulacak bir olay değildir. Ermeni katliamının üzerinden 95 yıl, Şêx Seîd kıyamının üzerinden ise 85 yıl geçmiştir. O günleri yaşayanların sadece çocukları ya da torunları duyduklarını paylaşabilmekteler. Oysa Dêrsim öyle değil, sözlü tarihin canlı, yaşayan tanıklarının anıları, anlatıları hâlâ diridir.

Bu sebeple Dêrsim Özrü'nün ilk olması kanımca daha anlamlıdır. Birkaç yıl evvel vefat eden amcam anlatmıştı bir kez. Dêrsim İsyanı sırasında Dîyarbekir Mardinkapı'daki Kamışlı Ziyareti'nin sokağında ahırları varmış ve At Cambazlığı yapıyormuş. 17-18 yaşlarındaymış; "Bir gün benim dâhil atçılık işiyle uğraşanların tümünün atlarına Asker el koydu. 'Atlarınızla birlikte Dêrsim'e askerin mekkâresini, levazımını taşıyacaksınız' dediler. Bilmezdik oraları, götürdük malzemeleri mecburen. Bir süre de kaldık, mecburen. Günlerce Dêrsim çayı kıpkırmızı aktı, kandan. Üzerinde cesetler yüzüyordu, o gördüklerimi unutamam" demişti.

Şimdi asıl bundan sonrasına bakmalı. İki iş beraberinde, peşinde gelirse bu durum daha bir anlam kazanır. Birincisi, bu katliamın üzerinden yeterince zaman geçmiştir. Yeni bir kuşak oluşmuştur. Geçmişteki hatalarla yüzleşmeyi önemseyen bir kuşak.

Bu vesileyle hızla bütün arşivler açılmalı ve özrü taçlandıran bir "telafi" mantığına gerek duyulmalı. Mesela şu bedelliden toplanacak paraların "Dêrsim mağdurları"na transferi neden olmasın. Askeri kafayla yapılanların yine askerden sağlanacak para ile kısmen telafisi neden olmasın!

Hem böylesine bir anlamlı özrün ve peşinden gelecek bir telafi'nin uzun vadede Ermeni ve Kürt Halklarından da özrü sağlamasının altyapısı da bir şekilde oluşabilir kim bilir...

Bu yazı toplam 4205 defa okunmuştur
max ve xer
 // hasan
max ve xer in dedigini katılıyorum.Yavuz ve Ismail arasındaki problemin tabani Ismailin anadoluda mehzep ve dil nedeniyle halk arasında gittikce populerlesmesi ve daha yakın bulunması Yavuzun bunu ulke hakimiyeti icin tehlike gormesidir.Bu cekismede ezilen Alevi Zaza ve Turkmenler olmustur....
28 Kasım 2011 Pazartesi 16:16
ma ve xer
 // ma ve xer
1514 te yavzu sultan selimden olmasaydı alevi zaza kızılbaşlar ve azeri türk kızılbaşlar idrisi bitlisiye bağlı kürtleri nerdeyse yok edecekti idrisi bitlisnin yavuz sultan selimden yardım istemesi sonucu şah ismaiil 1514 vanın çaldıran ilçesinde yener ve kürtleri tekrar bu topraklara getirip iskan eder alevi türkmenleri irana sürgün eder. alevi zaza kızılbaşları da idrisi bitlisinin kılıcının insafına bırakır.

ermeniler tekrar doğu anadoluda kürtleri tamamen silmek istemiştir. ordu kürt hamidiye alaylarını kurup kendi subaylarıyla kürtleri ermenilerden kurtarır ama kürtler bugün yine kalkıp stochol sendromu yaşar. yazık Allah sizi islah etsin.. ermenilere bile aşık olmuşsunuz ....
28 Kasım 2011 Pazartesi 12:14
de yıktınız ya
 // Ermenileri
Ermenileride Türklerin üzerine yıktınız ya helal olsun.Suç Türklerde, bırakacaktı Ermeniler size anyayı konyayı göstereceklerdi.Zaten göstermişlerdi de.Kürtleri kurtardık gene suçlusu biz olduk,Ermenilerden özür dileyecek mişiz?Bir özür varsa siz Kürtler dilesin,adamların boşalan topraklarını üzerinde yaşıyorsunuz....
28 Kasım 2011 Pazartesi 01:25