İbrahim Genç

‘Zaza Kürtler’ine etnografik bakış

02 Aralık 2014 Salı 09:08

Türkiye’de Kürtler üzerinde sürdürülen asimilasyon politikaları iki koldan işletildi. Bir taraftan Kürtlük tamamen reddedilirken diğer taraftan da Kürtlerin dil ve tarih birliği kendi içinde parçalanmaya çalışıldı. Bu amaçla da Kürtlere dair kültürel pratikler aşağılanırken aynı zamanda Kürtçenin lehçeleri arasındaki küçük dil farkları bile abartılarak Kürtleri bölme politikaları uygulandı. Zamanla Kürtleri asimilasyon politikalarının tutmayacağı anlaşıldı; ama tarih ve kültür noktasında Kürtçenin uğradığı tahribat inkar edilemez. Çünkü bu asimilasyon politikalarıyla Kürtçenin eğitimde kullanılması, bir standarda kavuşması ve Kürtçenin çağdaş kültürel kaynaklar üretmesi engellendi. Bu da beraberinde lehçeler ve şiveler arasında dilsel farklılıkları büyüttü. Bu durum özellikle Zazacanın Kürtçenin bir lehçesi olmadığı propagandasını beraberinde getirmiştir. Son otuz yıldır ortaya çıkan Kürtçenin birliğini bozma girişimleri, Zazacanın tarihsel ve dilsel kaynaklarının gün yüzüne çıkartılmasıyla boşa çıkıyor.

1-847.jpgBu çalışmalar genellikle ‘Zazaların Kürt olduğu” savı üzerinde duran dilsel çalışmalardı. Her ne kadar bir toplumun aynası dil olsa da Zaza toplumunun sosyo-kültürel açıdan incelenmemesi eksiklik olurdu. Bu anlamda Zaza Kürtleri üzerine yazılan ilk bilimsel etnografik çalışma olan “Zaza Kürtleri” önemli bir kitaptır.  Mehmed S. Kaya tarafından ilk olarak 2007’de Norveççe yayınlanan kitap birçok üniversitede ders kitabı olarak da okutuldu. Türkçeye çevirisi Mehmed S. Kaya, Kenan Ataş ve M. Sabri Akgönül tarafından yapılan ve Rupel yayınevinden çıkan kitap; Zaza toplumunun ataerkil, şeyhlik, aşiret ilişkileri, din, akrabalık, mütekabiliyet, kültür ve kimlik, cinsler arası ilişkiler, evlilik, ekonomik yapı gibi geleneksel kurumlarına ve bunların ulus devletle, ulus devletin politikalarıyla ilişkisi gibi konularının işlendiği 11 bölümden oluşuyor. Zaza Kürtlerinin yoğun yaşadığı birçok bölgeyi gezdikten sonra özelikle Bingöl’e bağlı Solhan çevresi üzerine yoğunlaşan Kaya, Zaza toplumunu bütünlüklü olarak incelemeye çalışıyor.

Zaza Kürtlerinin bilinçli olarak devletten uzakta kendi içsel örgütlenmelerini sağladıklarını belirten Kaya, bunu kendileri arasında barışı sağlama amacına bağlıyor. Özellikle devletin aşiretler aracılığıyla Kürt ulus bilincinin önünü almak için başvurduğu yöntemler ve jandarmanın baskısı; Zaza Kürtlerinin inanç ve akrabalık ilişkilerinde daha tutucu olmasına neden oldu. Dolayısıyla devletin bu özerk sisteme karıştırılması, ailelerin karşı karşıya gelmesine neden olabilirdi. Bu nedenle Kaya’nın da deyişiyle “İran’la ticareti sağlayan ana karayolu Solhan bölgesinden geçmektedir fakat insanlar korkulan Türk jandarmasının gözü önünde olmamak için yakın zamana kadar yol kenarına yerleşmeye cesaret edemediklerini söylemektedirler. Askeriyeden uzak olmak için köylerini yoldan uzakta, vadilerin ve derelerin derinliklerinde veya dağların gerisinde gizlemişlerdir.(s. 19)” Kaya, izlenimlerine dayanarak Zaza Kürtlerinin Türk kurumlarına bilinçli olarak bağlanmamaya çalıştıklarını ve kendilerine yabancı gördüklerini belirtiyor.

“YEŞİL”

Şeyh ve ağaların kıskacında aşiretler üzerinden feodal bir yaşamı doğuran bu kapalılık ve birliktelik çoğu zaman devlet tarafından suistimal edilmiştir. Kaya, Solhan’da Kürt ulus bilincinin aşiretler ve şeyhler üzerinden nasıl yok edilmeye çalışıldığını belirtirken Kürtlere yönelik faili meçhul cinayetlerin bir numaralı zanlısı olan “Yeşil” adıyla bilinen Mahmut Yıldırım’ın da Solhan bölgesindeki Solaxan aşiretinden olduğunu aktarıyor. Aşiret yapısının çözülmesine de değinen Kaya bunu “Kürt kurtuluş hareketi PKK önderliğindeki Kürtlerin Türk devletine savaş açtığı 1980’li ve 1990’lı yıllardaki istikrarsız siyasi durum neredeyse tüm aşiretleri bölmüştür.  PKK kadroları aşiret reisleriyle işbirliği yapmazlar; onlar tabanda halkı örgütlerken aşiret reisleri büyük ölçüde Türk devleti ve onun siyasi partileriyle ittifak içindedir (s. 57).” sözleriyle açıklıyor. Bunun sonucunda artan Kürt ulus bilinciyle Alevi ve Sünni Zazalar  arasındaki karşıtlığın da azaldığını belirten Kaya Kürtler arası çelişkilerin azalmaya başladığını da aktarıyor.

Kürtlere karşı adeta bir silah gibi kullanılan bir diğer örgütlenme de din olmuştur. Bu anlamda şeyhlik ve tarikatların yozlaştırılarak Kürtleri kontrol aracı haline getirildiğini biliyoruz. Kürtlerin inanç üzerinden baskı altına alınmasının nedenini Kaya “Diğer Müslüman halkların çoğu, İslam ideolojisini kendi milli toplumsal yapılarıyla bütünleştirmeyi becerdiler. Kürt dindar çevreleri, İslamiyet’in Kürt toplumuna özgü bir yorumunu geliştiremediler. İslamiyet Araplar, Türkler, Türkler vs. için bir aydınlanma, ilerleme ve güç kazanma kaynağı oldu. Sözü ettiğim halklar, uluslaşma sürecinde İslamiyet üzerinde bir hakimiyet kurdular ve İslam’ı kendi milli çıkarları doğrultusunda yönlendirdiler (s. 86).” şeklinde açıklıyor. Kürtler için ise bunun tam tersi bir sonuç doğurduğunu belirten Kaya, diğer milletlerin İslam’ı Kürtleri baskılama aracı olarak kullandıklarını söylüyor.

Bu yazı toplam 3982 defa okunmuştur