Mehmet Dinç

Zamanın Döngüsü

27 Mayıs 2015 Çarşamba 10:24

Ayaklanıp yanına gitsem, yüzüne karşı “nankörsün,” desem?

Yapar mıyım? Yapamam.  Yıl kadar uzun bir süredir görmüyorum Gülben’i. Onu görmeyince de kuzenimin evimize gelmesini dört gözle bekliyorum böylece. Her defasında başı önünde, sarı saçları yüzüne dökülmüş çalışırken görüyormuş onu.  Dertli gibiymiş Gülben, gözlerini de kuzenimden hep kaçırıyormuş. “senden iyisini mi bulacak,” diyor da sonra susuyor kuzenim. Bunlar anlatılıyor da Gülben benden bahsediyor mu? Beni hiç soruyor mu? Bunlar hiç anlatılmıyor bana. Tam soracağım diyorum, ya Gülben benden bahsetmiyorsa? Cesaretim kırılıyor, soramıyorum. Ondan sonrada, konuşma sırası babama geliyor. Ayaklarını uzatarak, dirseğini yastıklara gömer babam. Pala bıyıklarının kardığı tok sesi öyle güven veriyor ki sanki Gülben istemese de gidip onu benim için alır gibi me geliyor. “sana öyle bir düğün yapacağım ki yıllarca unutulmayacak,” diyor.  “Şirketi de senin adına yapacağım, tarlaları da arabaları da. Bak o zaman hangi kız seni istemiyor muş.”  Cılız bir sıpaya binmiş şişman çocukluğumu anımsıyorum o an.  Yapar mı? Yapar.  Gülben’in benim olmasını istiyorum da başka bir şey düşünmüyorum.  Peki, Gülben bunca ayrılıktan sonra benimle evlenmek ister mi? İstemez.  Balolara, konserlere, eğlence yerlerine ve alış veriş merkezlerine gitmek ister mi ? İster. O günleri düşünüyorum da Gülben’i mesai çıkışı iş yerine yakın bir yerden alırdım. Sonra ver elini komşu şehirler. “arabayı uçak pilotu gibi kullanıyorsun,” derdi. Gülben’in bu iltifatları hoşuma gider miydi? Giderdi. O an gözüm Gülben’den başkasını görmez, yolu da görmez, gidilecek yolun sonuna erken varmak için pistten kalkacak uçak gibi tozu dumana katardım.

Yıl kadar uzun bir süredir sigara da içmiyorum. Sırt üstü uzanmış, badanası kararmış odanın tavanında şekiller uyduruyorum böylece. Tavanın bir yerinde siyah fırça darbesine benzer bir şekil görüyorum. O şekilden kıvrımlı bir araba yolu uyduruyorum. Sonra bir yerlere gitmeye hazır bir güruh insan koyuyorum o yolun kenarına. O insanların başına da Gülben’i yerleştiriyorum. Arabayı yaklaştırıyorum o insanların yanına. Gülben ile olan gizli anlaşmamızın gereği olarak, öne, yanıma oturmasını istiyorum. Bu gizli anlaşmaya en çok benim sadık kalmamı istiyor Gülben. Ondan başka kimsenin yanımda oturmasını istemiyor. Gülben’in dışında, ötekiler bu gizli anlaşmayı biliyorlar mı? Biliyorlar.  Yolda gizli buzlanma olduğunu biliyorlar mı? Bilmiyorlar. Annem biliyor muydu? Annemin benden haberi yoktu.

Annem, babam gibi düşünmüyor. “Ailesini araştırmak lazım,” diyor. “Ya ilerde Gülben seni mutlu etmezse, ben oğluma her kızı almam” diyor. Annem Gülben’i hiç görmüş müydü? Görmüştü. Tarla kuşlarının yuvalarından uçma zamanında görmüştü. Arkadaşları da Gülben’e katıp yanlarına gittiğimizde görmüştü. Tarlanın kenarına varınca çapayı bırakıp yanımıza gelmişlerdi. Gülben annemin elini öpmüş müydü? Öpmüştü. Mangal yakmıştık. Annem bostandan biber, domates, soğan koparıp getirmişti.

Yıl kadar oldu annem evden pek ayrılmaz oldu. Üstelik bir dediğimi de iki etmiyor.  Annemi severim sevmesine de günün içinde üç vakit geldiğinde ondan nefret ederim. Bedenime bağlı idrar torbasını her değiştirdiğinde ya da bacaklarımın arasını ıslak bez ile temizlediğinde,  saatlerce ağrısı geçmeyecek bacaklarımı defalarca dizlerimden büküp bıraktığında, bir de ağabeyimle bir olup gövdemden kaldırıp, tutmayan ayaklarımı yerde sürükleyerek tekerlekli sandalyeye oturttuğunda nefret ederim ondan.  Tutmayan ellerimle ona engel olamayınca azan ağrılarıma dayanamam bağırırım genelde, o ise bir yandan bacaklarımın çalışması için dizlerimi bükmeye devam eder, bir yandan da gözleri sulanır, başka yöne bakar. Yine de bu dünyada en çok yanımda o olsun isterim.  Bu isteğimi hissediyor mu? Hissediyor. Gündüzün bir vakti, sabahın seheri, akşamın eşref saatinde, tarlanın çapa saatleri gibi hiç ummadığım anlarda etrafımda dolanıp durur.

Bazen de annem ortalıktan kaybolunca büyük teyzemin torunu bir yerden çıkar gelir kaldığım odayı süpürür, elleri ile çırptığı yastıkları, duvarın kenarına boydan boya dizer. O bunları yaparken her defasında yattığım yerde gözüm ilişir ona. Kulaklarının arkasından başına doladığı yazması, denizkızı gibi aşağı doğru salınan küpeleri, süt beyazı boynu, ayak bileklerine kadar uzanan eteğiyle çok masum durur teyzemin torunu; Asuman.

İlk başlarda düşümdeki Gülben yanlış anlamasın diye hiç konuşmazdım Asuman’la. Sonra gün gün onu Gülben ile karşılaştırır oldum. “Bir defasında çıktığın var mı?” diye sordum Asuman’a. Bir şey demedi. Öylece sustu, odayı topladığı gibi ortalıktan kayboldu. “Kadınların hepsi aynı,” dedim içimden. İlla ki daha çok ilgi bekliyorlar. Sonra aylar geçti Asuman gelmedi bir daha. Peki Gülben’den ayrılabilir miyim? Ayrıla bilirim? Peki, Asuman ben yalnızken bir daha gelecek mi? Gelmez.

Bu yazı toplam 7768 defa okunmuştur
Veje
 // Cengiz Demir
Başarılı bir monolog olmuş. Selamlar...
31 Mayıs 2015 10:36