İbrahim Genç

Yüksekova’dan Görünüm

30 Mart 2016 Çarşamba 10:19

Ortadoğu coğrafyasında vahşetin ve hayasızlığın bu denli ayyuka çıktığı başka bir dönemin olduğundan emin değilim. Çünkü her gün birçok ülkede tüyleri diken diken eden şeyler yaşanıyor. 2000’li yıllarda bunu ilk defa Irak’ta Ebu Gurayb hapishanesinde Iraklı mahkumlara yapılan zulümde görmüştük. Tabii o yıllarda sosyal medya bu kadar yaygın olmadığı için bu zulüm, bir pornoya dönüşmedi. Lakin bugün IŞİD’in başvurduğu katliam yöntemleriyle inanılmaz bir şiddetin tanığı olduk. Öyle ki yediden yetmişe herkes; kılıçla kafa kesmelere, canlı canlı insan yakmalara, kurşuna dizilmelere, suda boğdurmaya, kafaya bomba bağlayıp patlatmaya şahit oldu. Bütün bunlar; dini, ırkı, görüşü, statüsü ne olursa olsun “İnsanım” diyen herkesin ürpermesi için yeter de artar.

Aynı şekilde Türkiye’de de başlayan çatışma süreciyle birlikte ortaya çıkan görüntüler insanlık onurunu fazlasıyla incitiyor. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cizre’yi anlattığı bir konuşmasında “200 insanı yaktılar” diyor. Çünkü Cizre’de adı sanı, konumu belli insanların kemik parçaları bir bodrum katında toplandı. Yapılan açıklamalara bakılırsa, bazı cenazelerin parçaları farklı şehirlerden toplanabildi ancak… Taybet Anaların cenazeleri sokakta kaldı günlerce. Beklenen ambulans gitmediği için basit bir yaralanmadan kan kaybı sonucu gençler öldü yavaş yavaş. Katledilmiş kadınların çıplak bedenleri teşhir edildi sokaklarda. Duvarlara kin ve nefret kokan, insanlık onurunu inciten yazılamalar yapıldı. Bütün bunlar, ürpermemiz için yetmez mi?

Size yapılırsa ne hissedersiniz?

Bütün bunların yetmediğini düşünen vicdan yoksunu, hasta ruhlar olabilir. O zaman tank ve top atışları altındaki Yüksekova’ya baksınlar. Burada da hukuk dışına çıkılmış, mevzuat kenara atılmış, uluslar arası sözleşmeler unutulmuşçasına bazı uygulamalar görülüyor. Oysa Cizre, Sur, Silopi, İdil, Nusaybin ve Yüksekova’da yapılanların hiçbiri toplumsal barışa hizmet etmiyor. Ülkenin birliği bu tür bir politikayla her gün biraz daha aşınıyor. Çünkü Hükümet’in sürdürdüğü bu politikayı Batı’dan okuyup bir olumlamaya gitmek büyük bir gaflettir. Bunu biraz da Diyarbakır’dan, Hakkari’den, Siirt’ten, Ağrı’dan, Şırnak’tan okuyup anlamaya çalışmak lazım. Çok basit, sizin yaşadığınız şehirde, sizin mahallenizde bir evin mahremiyetine saldırı olursa ne hissedersiniz?

Biraz empati yapıp bu politikaların yanlış olduğunu, barışçıl bir aklın devreye konulması gerektiğini anlayabilirsiniz. Mesela bir an Yüksekovalı olduğunuzu düşünün. Yaşadığınız yerlere, çocukluğunuzdan izler taşıyan sokaklara, evlerinize giremiyorsunuz. Bununla birlikte ne sizin ne de evinizin başına neyin geleceğine dair en ufak bir bilginiz yok. Görüntülerden mahallelere yapılan top atışlarını izliyorsunuz. Acaba atılan her top, sizin yüreğinizde patlamaz mı? Peki bir hemşerinizin evine girip yatak odasında aynaya rujla bir şeyler yazılıp size zafer pozu verilirse ne hissedersiniz? Hani Yüksekovalısınız ya, sokak ortasında bir cenazenin, sokaktan alınmadığı için sokak hayvanları tarafından yenildiğini gördüğünüzde bu görüntü karşısında tüyleriniz diken diken olmayacak mı? “Hayır, ülkemizde bunu kabul edemeyiz. Bu, insanlık dışıdır.” diyemeyecek misiniz?

Yüksekova’dan bakmak

Bugün yaşadıklarımız bu ülkeye, bu ülkenin güzel insanlarına yakışmıyor. Çünkü her şeyden önce insanız. Bugün Cizre, Sur, Yüksekova ve diğer yerlerde yapılanlar nerede yapılırsa yapılsın günahtır, suçtur, zulümdür. Bir şey yaparken, onun sizdeki yankısına değil, orada yaşayan insanlarda yarattığı travmaya bakmalısınız. Eğer sorunların çözümüne hizmet edecekse, bir barış varsa işin ucunda, biz de bu görüntülere gözümüzü kapatalım, “Her şey yolunda” diyelim. Ama bu, başını kuma gömmekten başka bir anlam taşımayacaktır.

Ben Yüksekovalı değilim, ama herkes beni oralı zanneder. Bundan gurur duyarım. Ama Yüksekovalılar kabul ederlerse ben de fahri Yüksekovalıyım. Dolayısıyla Yüksekova’da çıkan görüntüler karşısında en az bir Yüksekovalı kadar incinmekteyim. Bu sebeple sonuç olarak yapacağım çağrıyı da Yüksekovalı kimliğimle yapmak istiyorum.

Toplumsal barış adına gelin Sümbül Dağı’na bakalım. Çiçekler açmıştır şimdi orada. Kulağımızı Zap Suyuna verelim, belki bir şarkıdır çağlayan. Yüksekova düzlüklerinden Cilo’ya bir bakış atalım, belki Guldexwînler göğe bakar. Berçelan yaylasına gidelim, belki bir halaya dururuz. Nehil sazlığına varalım, belki orkestradır orada kuş cıvıltısı. İnanın tek çaremiz budur, bu sese kulak verelim. 

Bu yazı toplam 10493 defa okunmuştur