İbrahim Genç

Yitik şehrin insanları

30 Kasım 2009 Pazartesi 10:39

Ne evvel zaman içinde ne de kalbur saman içinde bir şehir varmış. Çünkü bu şehir, bütün zaman içinde her zaman varmış. Her zaman var olan bu şehirde, gündüzleri güneş yıkarmış deniz mavisini; geceleyin yıldızlar süslermiş deniz karartısını. Caddeler uzarmış gencecik kızların süslü saçları gibi. Şehrin halkı, güzel mi güzel bir hayat yaşarmış.

Güzel dedimse, onlara göre güzel!

Bir de düşünün ki parlayan bir yıldız ışıltısını gözlerinde taşıyan bu halkın yüreği kötü. Bir de düşünün ki bu şehrin halkı, yüreğini şeytanın şeytanlıklarına bırakmış ve unutmuş hayatın en anlamlı tarafını.

Bütün bu şehrin güzelliğine ve halkının mutluluğuna karşın, yalnızlık dehlizlerinde ağlayanlar yok muymuş? Elbette varmış. Ruhunu şeytana satanlara acıyan bir adam varmış bu şehirde. Her gün şehrin caddelerini yürür ve insanların yüzlerinde bir anlam ararmış. Her defasında da bütün bu insanların kendi kendilerini yücelten cahiller olduklarını düşünürmüş.

Bu adam, “Ben aşklar taşıyacağım bu şehrin halkının yüreğine.” demiş bir gün. Bütün bu halkın şehrini, “Sizin anlamsızlığınıza inat aşklar topladım geçmişten.” diye diye baştan başa dolaşacağım demiş ve dağa çıkmış.

Üç gün üç gece düşünmüş. Üç gün üç gece güneşi görmeden, ayın ışığında ıslanmadan aşkı nasıl taşıyacağını düşünmüş. Üç günün sonunda çırçır böceklerinin seslerine yürümüş geceleyin. Saatlerce dinlemiş çırçır böceklerini. En sonunda ağaçların dallarından gecenin karanlığına ve sessizliğine boşalan çırçır böceklerinin sesi ona şu gerçeği anlatmış: “Ruhunu şeytanın hilekarlığına kurban eden şehrin insanı, seni bize getiren gerçek ne güzel şey! Çünkü o gerçek, hayatın ta kendisi. Hayatın yeşilden süzülen huzuru, maviden damlayan umudu! Yaklaş da sana şehrinin gerçeğini anlatayım ve üç erdemden haber vereyim. Paranın gözlere perde gibi düştüğü şehrinde insanlar bencilleşti. Bencilleşen insan şımardı. Şımaran insan da saygıdan uzaklaştı. O zaman şehrinin halkına saygıyı öğret. Saygıyı unutan şehrinin halkı, yüreğine giden yollara ağaçlar devirdi. Saygıyla dolmayan yürek, nasıl sevgiyi hissedebilir ki! O zaman yüreğine giden bütün yolları aç! Aç ki bir sevginin kutsal rengi vursun yüreğine. Çünkü bilirsin ki aşk, Tanrısal bir yaratılıştır. O zaman yeniden kendini yaratmalısın ilk önce. Gün ağarıyor, bu güneşi bekle ve şehrinin halkına bu güneşten bir aydınlık götür.”

Bir kayaya çıkıp güneşi kucaklayan bu adam, bir süre sonra şehre inmiş. Çırçır böceklerinin bahsettiği üç erdemi cadde cadde, sokak sokak dolaşıp anlatmaya karar vermiş. Daha bir karışmış insanların arasına. Her köşe başında hikayeler dinlemeye başlamış. Şehrin ortasında yüksek bir yere çıkıp “Size sesleniyorum, çıkarlarının gölgesinde bencillik rüyasına dalmış şehrin halkı! Siz bu bencillik duygusuyla önce birbirinize karşı olan saygıyı yitirdiniz. Şımardınız, Tanrının göğünün altında kendi saltanatınızı kurdunuz. Kibirleştiniz, bir yürüyüşünüzle dağlarla boy ölçüştünüz. Size şiirler dokuyan, gözlerinize yıldızlardan ışıltılar taşıyan insanları üzdünüz. Her defasında iki yüzlü, soytarı kılıklı insanlara kaçtınız. Bütün karakterinizi günü birlik kaygılarla, süslenmelerle, aldatmalarla ve entrikalarla ördünüz. Çürüttünüz, ne varsa iyilikten yana. Size sesleniyorum ey halkım, size üç erdemi haykırıyorum. Avuçlarınızı açın ki doldurayım avuçlarınızı saygı, sevgi ve aşkla.” diye bağırmaya başlamış.

Bu adam bunları anlatırken etrafında bir kalabalık oluşmuş. Kimi adamın ne dediğini anlamamış. Kimi de dalga geçerek gülmeye başlamış. Adam, anlattıklarının iyi şeyler olduğunu düşünerek bir cevap beklerken bir ses işitilmiş. Adamla göz göze gelen bir kız, adama acıyan gözlerle bakıp tek bir şey söylemiş:

Biz böyle iyiyiz!

Böyle bir cevap beklemeyen adam, denizin masmavi ışıltısına bırakarak gözlerini, denize küsmüş bir martının hüznüyle ağlamış. Caddelerden, sokaklardan denize boşalan bir rüzgardı bu adam. Bu kentin bütün güzelliklerine rağmen, insanlarının yapmacık sevgiden neden kurtulamadıklarını düşünmeye başlamış. Bu kentte mutlu olmanın ölçütü neydi? Ancak onlara benzemek miydi?

Ve bütün bu yıkılmışlıklar, çözümsüzlükler, hoşgörüsüzlükler için de güneş terk ederken bu kenti, haykırmış birden güneşin sırtında gülümsediği denize:

Ey İzmir’in insanı umuda davet eden denizi! Sen olmasaydın bu şehrin yazgısı nasıl olurdu!

Bu yazı toplam 7712 defa okunmuştur
bravo
 // hakkarili
sevgili nurcum bende hakkarili kürt bir vatandaş olarak seni kutlarım biz hepimiz kürt türk zenci beyaz çerkezmelez v.s hepimiz kardeşiz ay yıldızlı bayrağın altında yaşıyoz sana katılıyorum tebrikler...
02 Aralık 2009 Çarşamba 11:03
ey yazar
 // osman
sen önce kürtlerine mukayet ol. durduk yere polise saldırmasınlar orayı burayı kırıp dökmesinler....
02 Aralık 2009 Çarşamba 09:50
TOPTANCI OLMAYALIM...
 // MEZOPOTAMYALI
sn.Genç: yazı yazabilmek bir nimettir. lütfen bunu küçümsemeyin. böyle toptancı bir düşünceyle, toplanan ve taş atan bir kaç densiz yüzünden tüm izmir i aynı kefeye koymak akılcı bir yaklaşım değildir. bu yanlış ve faydasız bir bakış açısıdır. o mağrur ve bolluk içinde yaşayan İZMİRLİ ler varya onlar gelip taş atmaya tenezzül dahi etmezler. taş atanlar izmirin varoşlarından gelen piyonlardır.... Ahmet Altanı niçin seviyorum biliyormusunuz? her haklıya hakkını teslim ettiği için. şimdi siz bir zihniyeti değilde tüm İzmir i birden biz kürtlere/yüksekova lılara DÜŞMAN ettiniz. lütfen sadece HAKLININ yanında olun......
02 Aralık 2009 Çarşamba 08:51