Necip Çapraz

Yerelde diyalog

21 Mart 2008 Cuma

Son günlerde Hakkari genelinde yapılan toplantı ve gösterilerin sonunda şiddet olayları yaşanıyor. Yapılan kitlesel eylemlere demokratik haklar açısından baktığımızda,  bunlara karşı yapılan sert müdahalelere söyleyecek söz bulamıyorum.  

 

Atılan sloganlar, polislerin müdahalesi, biber gazı, karşılıklı atılan taşlar, molotoflar, kırılan camlar, kafalar sonucunda Hakkari'de yaşanan savaş havasından toplumun birçok ferdi gibi ben de üzüntü duyuyorum.

 

Birileri yine Hakkari'de provakasyon peşinde mi?

 

Ülkemizde bu toplantı ve gösteriler “demokratik hak” olarak kullanılıyor. Bu tür gösteri ve toplantılar nedense birilerin içindeki çağdışı düşüncesini uygulama alanına dönüyor. Birileri yaşanılan ortamdan besleniyor, ya da yaşanan kaos ortamından bazı beklentiler içine düşüyor. Sonuç külliyen zarar gören bir memleket…

 

Ne karanfil, ne taş ne de biber gazı

 

Mesela Hakkari'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü"nde katılımcılara polisler karanfil verdi. Daha sonra aynı polisler tarafından biber gazı sıkıldı. Bir başka ifade ile söylersek “polislerin elinden karanfill alan kadınlar karşılığında polislere taş attı” bana göre bunların ikisi de doğru değil. Ama ikisinin de doğruluk payı var. Yani sonuçta hem karanfiller, hem taşlar hem de biber gazı havada uçuştu. Velhasılkelam “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” denen cinsten birşeyler oldu. Yoksa karanfil veren taraf ile karanfil alan taraf birbirlerine karşı samimi değil miydi? Nerden bakarsak bakalım bir karışıklığın, sorunun, iletişimsizliğin olduğunu söylemek mümkün.

 

Halkı ve güvenlik mensuplarını oraya toplayan yöneticiler kanuni hakları ne kadar biliyor?

 

Hem açık hava toplantısını düzenleyen kitlenin başındaki kişiler hem de kamu güvenliğini veya olası bir olayı önleyici olarak güvenlik önlemleri alan güvenlik mensuplarını sevk ve idare eden yöneticilerin yaptıkları iş hakkında ne kadar bilgi  sahibi olduklarının iyi araştırılması gerekir.

 

Yani her iki tarafın başındaki kişilerin kanundan ne anladıkları, demokrasiden ne anladıkları, kişilerin özgürlüklerinin neleri kapsadığını bilmesi önemlidir. En azından kanunun onlara verdiği hakların ne olduğunu bilmeleri halinde yaşanacak sorunların azalacağına  inanıyorum.

 

İstenmeyen olaylar ve orantısız güç

 

Sorunların temelinde de bu var. Yaşanan sonuçlardan sonra iki tarafın başında ve organizasyonunda sorumluluk üstlene kişilerin “istenmeyen olayların ortaya çıkması” veya polisin “orantısız güç” kullanması noktasında kanuni sürecin yaşanması kaçınılmazdır.

 

Toplantıları düzenleyen yöneticilerin bu güne kadar polisi şiddet kullanmak zorunda bıraktığı davranışlarda bulunduğu veya suç işlediği iddiasıyla yüzlerce kişiye yüzlerce dava açıldı. Güvenlik mensuplarından bu güne kadar ölümlü, yaralamalı ve diğer şiddet olaylarından birinin yargılandığını görmedim. Varsa da basına yansımadı. Şimdi sormak lazım acaba bu güne kadar yaşanan tüm olumsuzluklarda hiçbir güvenlik mensubu suç işlemedi mi?

 

Yaşanan onca olaydan sonra hiçbir güvenlik mensubunun adalet önünde hesap verdiğini duymamak, bu sorunun cevabının “hayır” olduğunu göstermez kanaatimce… 

 

Göstericilere “orantısız güç”  kullanan güvenlik mensuplarından birinin kanun önünde hesap verdiğini de görmedim. Hatta Şemdinli olayları döneminde Yüksekova ve Hakkari'de düzenlenen gösterilerde ölen üç insanın ölümlerinden yaralanan onlarca insanın mağduriyetlerinden sorumlu kimselerin adalet önünde hesap verdiğini de görmedim.

 

Şiddetle terbiye etmek mi, adaletle caydırmak mı hangisi daha galip gelir doğrusu bu konuda tercih yapmak zorundayız. Ve tercihimiz kanundan yana olmalıdır, çağın gereklerine uygun olarak…

 

Hak kullanımında dürüst davranılmalı…

 

Önümüzdeki süreçte Yüksekova ve Hakkari genelinde bir çok noktada yine belli bazı kutlamalar olacaktır. Bu kutlamalarda “demokratik haklarını kullanan” kitle ve “ kamu haklarını ve kişilerin demokratik haklarını kullanmaya çalışan”  halkın güvenliğinden sorumlu güvenlik mensupları yine karşı karşıya gelecek mi?

 

Bu hakları kullanırken dürüst davranılması gerekmez mi?

 

Yerelde diyaloglar olmalıdır.

 

Bunun içinde ilgili kişilerin diyalog içinde bu haklarını kullanmalarının, bir araya gelmelerinin ne mahsur var?

 

Sokaklar savaş alanı olunca kimin veya kimlerin kazancı olur?

Bu kadar şiddet içeren olay yaşanmasına rağmen kimler kazançlı çıktı?

 

Toplantı ve gösteri kanununda belirlenen şartlara ne kadar uyuluyor.

Zaman zaman ilçenin veya ilin mülki amirleri ile bu tür gösteri ve toplantıları düzenleyen kişiler bir araya geliyor mu?

 

Neden diyalog yok?

 

Bu hakları kullanan ve kullandıranların kanun ve yönetmelikler veya genelgeler hakkında bilgileri ne kadardır?

 

Gördüğümüz ve klasik hale gelmiş bir durum olan bir şey ; tam toplantı veya gösterinin başladığı anda ilgili parti veya stk"nin yöneticisi ile güvenlikten sorumlu yetkili ile yaşanan diyaloglar..

 

Artık komik olmaya başladı, yani eğer bir toplantı olacaksa önceden gerekli hassasiyet gösterilerek toplantıların olaysız bitmesi için sorumlular gerekli önlemleri almak zorundadır.

 

Gösterici taş atmaktan, polis biber gazı sıkmaktan bıkmadı

 

Yaşan olaylarda halkın polise taş atması veya polisin zaman zaman orantısız güç kullanması konusunu önlemek için yetkililerin bir araya gelip sorunların ortadan kaldırılması için “yerelde diyalog”un sağlanması için adımların atılmasını bekliyoruz. Polis biber gazı sıkmaktan, gösterici taş atmaktan bıkmadı. Bu konuda varsa “yerel hassasiyet” sağlanmalıdır…

 

Yüksekova alanlarında gösterilerde yaralanan ve öldürülen gösterici gördük. Ama yaşanan şiddete rağmen insanlar yine aynı şekilde şiddeti sürdürdüğünü görmekteyiz.

 

Gösteriler sıklaştı, katılımlar arttı!

 

Her ne kadar birileri “artık gösterilere kimse katılmıyor” derse de aslında var olan potansiyelin katlanarak çoğaldığını ben bir gazeteci olarak görüyor ve hissediyorum. Şiddetin çözüm olmadığını da yılların deneyimi olarak yaşamaktayım.

 

Atanmışlar ve seçilmişler arasında yeterince diyalog yok, halkla diyalog hiç yok.

 

Yıllardır bu olayları takip eden bir gazeteci olarak Başta Vali ve Kaymakamlara, Jandarmaya ve polise şunu diyorum ki “sizler iki yıl kalıp gidiyorsunuz ve ardınızdan bıraktığınız izler ve halktan kopuk yürüttüğünüz göreviniz bu ülkeye bir şey kazandırmıyor aksine kaybettiriyor. Sizden sonra gelenlere enkaz devrediyorsunuz. Ya da sizden önceki yöneticilerin kurduğu huzur ortamını bozuyorsunuz. Bu nedenle göstermelik önlemler değil kalıcı önlemler almak ve insanlarla diyalog içinde olmak hem vicdanlarınıza hem de yaşadığımız ülkeye barış rüzgarları estirir”…

 

Gösteri ve toplantıları düzenleyen parti ve stk"ların başkanları veya yönetcileri de görevlerini tam olarak yapıyor mu? 

 

Halkın adına politika yapan parti temsilcileri ve stk yetkililerinde de “Sizler nasıl yön verirseniz halk veya kitle sizin tavır ve davranışlarınıza göre davran(malıd)ır. Siyasi görüşünüz ve toplantı ve gösterilerinizde gösterdiğiniz demokratik olgunluğunuz, partinizin veya örgütünüzün çağdaş yapısını ve bu ülkeyi ne kadar sevdiğinizin bir göstergesidir. Zaman zaman  önermediğiniz slogan ve davranışta bulunan kişilerin olduğunu görmekteyiz. Bunu zaman zaman uyardığınız hatta müdahale ettiğinizi görüyoruz. Ancak bu önlemlerin yeterli olmadığını ve zaman zaman toplantı ve gösterilerin güzel başladıktan sonra tam sonlarına doğru provakatif hareketlerde bulunanları gördüğü(mü)nüzü inkar etmeniz inandırıcı değildir. Gelin bundan sonraki süreçte sizin görevlerinizi yaptığınızı sizin gibi görevlerini yapan güvenlik mensuplarıyla yeterli diyaloğu sağlayarak demokratik hakkınıza gölge düşürmeyi engellemek için siz de üstünüze düşenin fazlasını yapmaya çalışın.

 

Güvenlik mensupları her anı kamera iler çekiyor hem de beş altı kamerayla … Sizde kendi parti kameranızla çekin ve varsa elinizde suç delilleri sizde kanun önüne koyun.

 

Yani ülke genelinde her sorun için çözüm üretmek yerelden merkeze doğru “yerel diyalog” seçeneğini destekleyin.

 

Halkla diyalog olmadan hizmet olmaz

 

Hakkari"de halkla diyalogta olamayan veya insani diyaloğu kuramayan hiç bir yönetici bu ülkeye hizmet ettiğini söyleyemez. Bu ilde diyalogdan kaçan hiçbir parti veya sivil toplum örgütü temsilcisi de görmedim. Halkın bir yönetici ile konuşmaktan kaçtığını görmedim.

 

Suçu sabitlenmeden hiçbir insan suçlu veya potansiyel suçlu ilan edilmemelidir.

 

Ülke sorunlarının hepsi de diyalogtan, konuşmaktan geçer. Tüm yöneticiler burada yaşayan 7"den 70"e insanların hizmeti için vardır. Hiçbir yönetici kendini halktan üstün göremez, görmemeli. Hiç kimsenin suç işleme lüksü olmamalıdır.

 

Üç milletvekili en kısa zamanda Hakkari'ye gelmelidir.

 

Öncelikle üç milletvekilinin Hakkari"de yaşanan sorunların çözümü için bira araya gelmesi halkın beklentisidir. Gerekirse üçü bir arada halkla salon toplantısı yapmalıdır. Bu toplantı sonuçları ile beraber Hakkari"ye atanmış kişilerle sorunlar paylaşılmalıdır. Görevini yapmayan yöneticiler derhal il dışına tayin edilmelidir.Son günlerde artan şiddet ve gerilim ortamının araştırılması için ilimizin üç milletvekilini Hakkari ilinde beraberce bir geziye çıkmasını bekliyoruz. Ayrıca bu konuda iç işleri bakanlığından müfettişlerin önceki yaşanan olayları araştırmak ve son günlerde yükselen tansiyonun nedenlerini araştırmak amacıyla müfettiş görevlendirilmesini talep ediyoruz.

 

Hakkari'de yine oynanan “derin oyunları” bozmak için lütfen erken davranalım.

 

Tüm okurlarımızın Newroz'unu (Nevruz) kutlarım.

Bu yazı toplam 15604 defa okunmuştur
yazı nerde....
 // baran gever
necip bey ben fotoğrafa baktım ama altın yazı göremedim. yoksa bu foto yorum mu? eğer foto yorum ise; benim yorumum çiçekler güzel çıkmış her resimde olduğu gibi bu resimde de güzel çıkmış.......
27 Mart 2008 Perşembe 21:41
ne kanunu
 // oremar
necip bey yazınızda sık sık kanun diyursunuz kanun mu var bu ülkede allah aşkına yapmayın türkiye kanunu bir yüksekovalıdan kimse ii bilemez gidin bakın o güzaltına alınan arkadaşlara yüzlerine iyi bakın kanunu gürürsünüz onların kanunu bize bayram kutlamayın diyur yuksa öldürürüz diyur başka bişey yuk... fotuğrafınız güzel ama yazınızla çok uyumsuz...
27 Mart 2008 Perşembe 16:25
evet
 // ali masat
gelmeyin oyuna gelmeyiiiinnnnnn...
25 Mart 2008 Salı 12:15