İbrahim Genç

Yeni bir Anayasa beklerken

11 Mart 2012 Pazar 17:19

Türkiye’de birkaç yıldan beri her ne kadar ‘yeni’ anayasa yapma ihtiyacı dile getirilse de şu ana kadar kayda değer bir gelişme görülmedi. Bir tarafta Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun pasif kalması ve diğer taraftan ülke gündeminde partilerin günübirlik politikalarının fazla yer alması; 82 anayasasını yapanların yargılanmaya başlanmasına ve “yeni” bir anayasa yapma arzusunun şekillenmeye başlamasına rağmen toplumu heyecanlandırmıyor. Bu sebeple de anayasa değişikliği toplumda “82 anayasası”nın reddi dışında bir karşılık bulamıyor. Öyle ki hemen hemen tüm çevreler yeni bir anayasa yapılmasından yana olsa da başta bu işi yapacak Meclis olmak üzere kimse “Nasıl bir anayasa?” sorusuna kapsayıcı bir cevap bulamıyor. Çünkü “Nasıl bir anayasa?” sorusunun cevabı, “Niçin yeni bir anayasa?” sorusunun içinde gizlidir.

Tabi Türkiye’nin çok katmanlı bir toplum yapısına sahip olması, hem yeni anayasada ortak haklar ve çıkarlar üzerinde uzlaşmayı zorlaştırıyor hem de süreci uzatıyor. Çünkü “Niçin yeni bir anayasa?” sorusunun karşılığı her kesimde farklılaşıyor. Toplumun tüm kesimlerinin uzlaştığı tek nokta 82 anayasasının değişmesi gerekliliğidir. Bunun yanı sıra Türkiye’de toplumun anayasa değişikliği konusunda duyarlı olduğu da iddia edilemez. Bu sebeple de her ne kadar “yeni anayasa”, toplum ve devlet aygıtı arasında yapılan bir sözleşme olsa da toplumun katılımı da sağlanamıyor. Bu konuda en belirgin şekilde tavır alan ve duyarlılık gösterenler, Kürtler ve Kürt siyasal hareketidir. Bu sebeple de anayasa değişikliği, Kürt sorununun bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Kürt sorununun yarattığı bu zorunluluktan dolayı da anayasa değişikliği, Kürtler ve devlet tarafından yapılacak bir sözleşme gibi görülüyor. Bunun sonucunda da “yeni anayasa”nın arzulanan “yeni” tarafı, Kürtlerin kimliklerinin güvenceye alınması ve siyasal haklarının tanınması oluyor. Buradan iki tehlike çıkıyor: Birincisi anayasanın Kürtler ve devlet arasında bir sözleşme gibi yansıması, Türkleri pasif hale getirip devletin Türklük olarak ortaya çıkmasına neden olmakta ve devleti taraf yapmakta; ikincisi de sosyal ve hukuk devleti olması amaçlanan devletin yeni anayasasında bu konuların (özelleştirme, taşeronlaştırma, çalışma koşulları) gündeme gelmemesine ve tartışılmamasına neden olmaktadır.

Bu doğrultuda tartışmak gerekirse; yeni anayasa yapma ihtiyacını doğuran ana etken eğer ki Kürt sorunuysa pek umutlu olmamak gerekir. Çünkü Kürt sorunu konusunda Türkiye, her gün biraz daha çözümsüzlüğe sürüklenmektedir. Özellikle AKP’nin ustalık dönemi olarak nitelediği üçüncü döneminde Kürt siyasal alanı daraltılmakta, Kürt ya da Kürtler lehine muhalif çevreler baskı altına alınmakta, gazeteciler, akademisyenler, avukatlar ve hatta seçilmiş belediye başkanları tutuklanmaktadır. Bununla da yetinilmeyip ustalık döneminin İçişleri Bakanı“Resim yaparak, şarkı söyleyerek, şiir yazarak teröre destek oluyorlar.” diyerek düşünce özgürlüğünü tehdit ederken; bir taraftan Bülent Arınç Meclis kürsüsünde Kürtlerin tüm haklarının verileceğinden bahsedip diğer taraftan “Kürtçe medeniyet dili mi?” diyerek hem hakaret edip hem Kürtler için olmazsa olmaz şart olan ana dilde eğitime karşı tavır alırken anayasanın “yeni” tarafından bahsedemeyiz. Bu sebeple de “yeni anayasa” düşüncesi, toplumun yeni umutlar peşinde sürükletilmesi ve oyalanması dışında bir işe yaramıyor. Çünkü ülke olarak son birkaç yılın en olumsuz hadiselerini yaşıyoruz. Öyle ki 34 insan Türkiye’de bombardıman sonucu öldürülüyor, demokrasi ilkesine sadakatin nişanesi olarak bu olayın failleri bulunmuyor, bunun yerine bombardımanı yapanlara teşekkür ediliyor.

Bütün bunları düşündüğümüzde AKP’nin yeni bir anayasa yapmayı arzuladığı düşünülemez. Herkes çok iyi biliyor ki yeni bir anayasa için en olumsuz dönem seçildi. Bütün bu olumsuzluklardan bir yeni anayasa çıkmayacağını AKP biliyor. Burada AKP’nin yapmaya çalıştığı şey, topluma daha öncesinden verdiği yeni bir anayasa sözünün gerçekte değilse de “yapılıyormuş” izlenimi uyandırmaktır. Yoksa biraz gözlemleyen ve okuyan herkes bilir ki bu şartlarda asla bir anayasa değişikliği yapılamaz. Çünkü bugün Türkiye  tekrar Kürt sorunu noktasında çözümsüzlüğe sürüklenirken AKP hemen hemen her gün tüm partilerle kavga etmektedir. Oysa yeni bir anayasa düşüncesi, huzur ortamının sağlanarak toplumda yeni bir havanın yaratılmasıyla doğmalıydı. Bugün ise Türkler ve Kürtler arasındaki duygusal bağ koparılmaya çalışılırken “uzlaşma” söz konusu olmuyor, olamaz da.

Bu anlamda Kürt sorunu, her ne kadar yeni bir anayasa değişikliğini gündeme taşıyan başlıca etken olsa da aynı zamanda işçi-emekçi sınıfların hakları ve çalışma koşulları, eğitim, sağlık gibi konularda taleplerin öne çıkmasına da engel olmaktadır. Bu itibarla Kürt sorunu anayasadan beklentiyi sınırlandırırken bir örtü görevi görüyor. Tam da M. Kemal Coşkun’un dediği gibi “Yeni anayasa, en genel olarak ülkenin ekonomik, siyasal ve kültürel açıdan dünyadaki küresel neo-liberal sisteme uyarlanma sürecinin hukuksal yapısını oluşturmayı hedefliyor (Radikal İKİ, 15.01.12).” Bu da beraberinde yeni anayasadan kastedilen “zorunluluk”un, ülkenin demokratikleşme olmasını değil; sistemin çıkarları için yeni bir anayasa olmasına neden olmaktadır.

Sonuç olarak bu iki tehlike göz önüne alınarak öncelikle Türkiye’de yeni anayasaya gidecek yolda Kanun Hükmünde Kararnamelerle bir yol temizliği yapılmalı. Mademki 2011 Haziran seçimleri öncesinde oluşacak meclisin yeni anayasayı yapacak meclis olacağı propaganda edildi; o zaman bu Meclis, asli kurucu iktidar yetkisiyle yeni anayasayı yapmalı. Hem darbe döneminin resmi anlamda bitişi olacak bu yeni anayasa hem de devletin yeni bir sayfa açması olacaktır. Bunun yanında yeni anayasa; devleti koruyan bir anayasa değil, “yurttaş”larını koruyan bir anayasa olmalı ve “yeni” derken kimse kendi sınıfsal çıkarına göre kırmızı çizgiler ortaya atmamalı, tüm maddeler gözden geçirilmelidir. Bunun için AKP’nin uzlaşı anlamındaki performansı büyük önem arz edecektir.

Bu yazı toplam 3878 defa okunmuştur