İrfan Sarı

Yalnız bir güz bitimi

05 Kasım 2009 Perşembe 15:17

Sanki yurdunu terk etmiş yıldızlar, sürgün bir kentin akıbetine uğramış gökyüzü. Bir damla uyku çekmiyor canım. Ben ise karanlığın göbeğinde güne terk olmuş gözlerinin rengindeyim.

Kahverengi bir yalnızlık tuvalidir bu; palete bir tüp dolusu kurumuş yaprak kırığı dökmüşüm. Fırçamın izinde filler yürüyor ağır tonajıyla. Ellerime gelen damarlarda donuk kanyak belirtisi, ondan poyraz vuruyor burnumun direğine.

Gecenin tuvaline mutluluğun ilhamı düşmüyor. Yalnız bir güz bitimi yani zemheriye gideceğiz diyedir belki.

Ölgün ve terli gecenin gamzesinde faili meçhul bir cinayetin sızıntı hali var.

Kötü olan ne varsa sıkışıyor yalnızlığın tabutuna. Mesela çıplak ağaçlar sevişirken çatırdıyor kemikleri. Kuşlar dilini yutmuş, yarasalar ters rüyalar görüyor. Sıçanlar lağım logarlarında son bir yarışta.

Oysa ben Zagros’un doruğunda kızıl bir ateşten kıvılcımlanan kuru odun ateşi yakıldığını his etmeliydim. Demli bir çayı çinko bardaktan yudumlarken sıcaklığını bütün damarlarınla birlikte içmeliydim. Sahipsiz rüzgarları ıslığımla avutmalıydım. Deli teranelerini taştan da yüksek okumalıydım. Okyanusa batmışım gibi oturup bir temmuz güneşinde kurulanmalıydım.

Demlen rüzgar…

Koynunda üşümesin artık kimse.

Ayrılığı en koyu rengine dahi,

Kimse bulamasın.

Demlen güz alaşı…

Yakan tanrıysa bil ki ben hak etmişim.

Oysa incecik bir kadın gezmeliydi gecenin güz teninde. Nefesine bütün iklimlerden derme ıhlamur ikramı. Ismarlama kuş tüyü uykular. Ve kelebek narinliğinde rüyalar. Paletime her ırktan kaynamış göz rengi boyalar doldurmalıydım. Üstünde buharıyla gece vardiyası çalışan bir ustanın pişirdiği pidenin resmini çizmeliydim. Sonra incecik parmaklarıyla esmer yüzlü bir köy kızını devrilmez bir dağa dayamalıydım. Güneş onun sıcaklığının hürmetine gün onun güzelliğine kapanmalıydı kaç asır.

Geceye köpek sesi değmemeliydi.

Üşümemeliydi ve korkmamalıydı kimse.

Oysa geceydi, bir hayli gecikmiş güz gecesi. Kömür isiyle boyamışlardı her yeri yıldızlar sürülüydü gökyüzünden. Soğuktu. Her yer gündüzde unutulmuş gibi. Bedenini ellerimle tanımaya çalışıyordum. Kör çabalar. Ama bir acayip baskısın düşürmemek için belleğimde bir an.

Gözlerimi kapıyorum beynimde ışıyorsun, gözlerimi açıyorum aynı yerdesin.

Anladım ki sen gideli bu şehirle beraber bende gelmişim ardında. İki yalnız ve kocaman çocukta olsak gelmişiz izinden.

Gelirsen bir gün bizde geliriz yurdumuza, yıldızlarda gelir.

Ve gelinliğine örtünür şehir.

Kar yağar saçlarıma.

Mevsimler şaşırır. Pamuk açar dağlar. Gözlerinde aynalar güz biter birden.

Bu yazı toplam 3454 defa okunmuştur
TEVECCÜHÜNÜZE TEŞEKKÜRLER MEZOPOTAMYALI
 // İhsan KALENDER
Tevazu gösterip beni bir adım öne çıkarmak gibi bir centilmenlik örneği oluşturmuşunuz. Teşekkürlemin kabulünü istirham ederim....
07 Kasım 2009 Cumartesi 00:03
Şu NECP FAZIL..!..
 // İhsan KALENDER
Şiir yazmak konusunda , ŞİİRİN onda dokuzu çok okumak , çok çalışmak , onda biri de yetenek ve beceridir derdi. EDEBİYAT da bu demektir. Sevgili İRFAN SARI , bu denli edebiyat yüklü makaleler üretirken sanmayınki az okuyup çok yazıyor..!.. Bir sayfa okumadan yüz sayfalık yazım üretmeye kalkışan yazarlar olabilir..!.. Kaldı ki; N.FAZIL çizgisini çoktan aşan ve taşan birisiyim....
06 Kasım 2009 Cuma 23:46
MEZOPOTAMYALI KARDEŞİMDİR
 // İhsan KALENDER
Şayet HAKLIYA HAKKINI veremez iseniz HAKSIZLIK etmiş olursunuz. Ulusal basında bir köşe yazarlığı payem olsada..!.. MÜSTEARIMLA yorumladığım yorumlarım son deece REEL içerik arz eder. Ancak, RUH-DAŞ insanlar bir noktada buluşur-anlaşır. MEZOPOTAMYALI benim hem GÖNÜLDAŞIM , hem RUH-DAŞIM ve hemde KARDEŞİMDİR. Ben ismen ve cismen kendisini tanımasam bile..!.....
06 Kasım 2009 Cuma 23:22