Necip Çapraz

'Yakılan köyün kavalcısı'

28 Eylül 2009 Pazartesi 01:35

Hakkari, bölgede 30 yıllık çatışmanın en fazla etkilediği il olarak bilinmektedir. Kan ve gözyaşından, faili meçhul cinayetlerden tutun da köy boşaltmalarına kadar, çatışmalardan tutun da mayın patlamalarına kadar, yürüyüşlerden tutun da basın açıklamalarına kadar hep ön plandaydı. Coğrafi güzelliği ve insanlarının hümanistliği ile ünlü Hakkari son zamanlarda malesef huzurun yüzünü bir türlü göremedi. Hakkari, insan hakları ihlallerinin yaşandığı dönemlerde demokrasi, barış ve özgürlüklerin yaşanması için hep ayakta oldu. En büyük acıların yaşandığı 90’lı yıllar bizde büyük izler bıraktı ve bu çatışmalı dönemlerin en beter yılları olan 93-95 yıllarında Hakkari Dağ ve Komando Tugay komutanı Osman Pamukoğlu’ydu

Birileri Pamukoğlu’na askerlikten ve PKK ile mücadeleden bahsedince, o da hemen Hakkari’deki anılarından bahseder. Yine geçen hafta 32. Gün programında söz PKK ile mücadele sürecine gelince Pamukoğlu “Bütün baş belası Hakkari’dir” diyordu. Hakkari halkı ise o çatışmalı ve neredeyse her günü ağıtlarla geçen günleri hatırladığında en büyük hataların ortasında yine Pamukoğlu’nu görüyor. Pamukoğlu bu mücadele sırasında çok başarılı olmuş gibi sonradan TV’lerde boy gösterip “PKK ile nasıl mücadele edilir” diye ders vermeye çalışıyor. Şimdilere yadigar kalan öfkenin ve acıların kendi izlerini olduğunu görmeyerek üstelik. Hatta bir yerde, zannediyorum ağzından kaçırdı, gayri nizami harptan bahsetti. Gayri nizami harp, bazı güvenlik güçlerinin kimi yerlerde kimliklerini gizleyerek yıldırma, baskı ve tehdit yollarına başvurmasıdır. Kısaca kontrgerilla taktikleri. Pamukoğlu bu taktiklerin dünyada denendiğini hatta kendilerinin bizzat bölgede uyguladığını belirtti. Bölge halkı tüm bu taktikleri iyi bilmektedir. Yapılan mezalimlerin acı görüntüleri hafızlarda saklıdır.

Bizler yıllardır Hakkari’de olağan üstü bir süreci yaşamaktayız.

Bu olağan üstü süreci yaratan acaba Hakkari’nin coğrafik dezavantajları mıydı?

Mesela İstanbul ile Hakkari yer değiştirseydi bu kadar çatışma yaşanacak mıydı?

Hak ve özgürlükler, barış ve demokrasi için bu kadar yürüyüş yapılacak mıydı?

Bu kadar şiddet ve göz yaşı olacak mıydı?

Bu soruların yanında daha makul olan sorulara da yönelmek gerekiyor. Örneğin bu süreçte Hakkari’de kimler görev yaptı?

İlin kaderi ve yönetimi 30 yıl boyunca kimlerin elindeydi?

Bu yaşanan şiddet ortamında görev yapan askeri ve sivil idarecilerinin bir hatası var mıydı?

Bana göre evet vardı. Bunlardan biri de zamanın Hakkari Tugay Komutanı Osman Pamukoğlu idi.

Pamukoğlu, 93–95 yıllarında Hakkari’de Dağ ve Komando Tugay Komutanı olarak görev yaptığı sırada bölgede faili meçhul cinayetler, göz altında adam öldürmeler, köy boşaltmaları ve sıkıyönetimlerin en acımasız halleri zirve yaptı.  Kürt işadamlarına yönelik suikastlar ise baş göstermeye başlamıştı.

Hakkari'deki görevi sırasında PKK'ye karşı yapılan en büyük harekât olan Çelik-1 Operasyonu'nu yönetti. Çelik-1 harekatı 19 Mart 1995 günü başlamış ve toplam 37 gün sürmüştü. Operasyona 6 tugaydan 35 bin asker ve 10 bin korucu katılmıştı.

Osman Pamukoğlu Hakkari’de PKK teşkillerine manevra gücü olarak 1000–2000 askerden oluşan 779 harekat, manevra gücü 3000–5000 askerden meydana gelen 78 harekat yapmıştı. 23 kez 1000–5000 askerden oluşan kuvvetlerle Kuzey Irak'taki PKK kamplarının birkaçına aynı zamanda taarruz etmişti. Görev yaptığı süre içinde muharebeleri bizzat yöneten ve fiilen çatışmalara giren Paşa 778 gün fiilen çalıştığını belirtiyor.

Tüm bu yaşanan gelişmeler halen hepimizin hafızalarında tazedir. Bunlara rağmen Pamukoğlu, Mehmet Ali Birand yönetimindeki 32.Gün TV programında “Hakkari baş belasıdır.” Demekle yaşattığı tüm yıkımlara rağmen kendini haklı çıkarma psikolojisinde ve Hakkari’yi ülke gündeminde karalama girişiminde bulunmuştur. Bu söylem üzerine Hakkari halkı ve sivil toplum örgütleri yasal yollardan suç duyurusunda bulunup tepkisini dile getirmelidir.

Yıllardır akan kandan, köy boşaltmalarından, insan hakları ihlallerinden ve devletin trilyonlarca dolar ekonomisinin yok olmasından ders alamayan bir diktatör edasıyla yine kan istemekte ve savaş halinin sürmesinden yana tavır belirlemektedir.

Şimdi asıl söylenmesi gereken “Osman Pamukoğlu baş belasıdır.” demek olmalıdır.

Kuracağı Hak ve Eşitlikler Partisi ile de “terörü” 365 günde kuracağı 20 bin kişilik “Paramiliter” bir ordu ile halledeceğini belirtiyor.

Zamanında tüm imkânlar elindeyken çözümleri öldürmek, kişi hak ve özgürlüklerini askıya almakla ünlenen paşa inciler dökmeye devam ediyor.

Son günlerde AKP hükümetinin başlattığı “Demokratik açılım” adı altındaki Kürt sorununa barışçıl çözüm projesini de sert bir dilde eleştirerek savaş hali alanında projeler üretiyor. “Önce dağı temizleyeceksin, açılım gibi abuk subuk şeylerden vazgeçeceksin” diyerek rengini belli etmektedir.

Fırsat buldukça köpürerek anlattığı anıların, o dönemin bireyi ve gazetecisi olarak palavra olduğunu söylemek isterim. Söylediği şeylerin çoğunun yalan olduğunu sürecin şahidi olarak belirtiyorum.

Hayat değişiyor. Yeni fikri gelişmelerin ve teknolojik gelişmelerin önünü kimse kapatamaz. Hepimizin dünya çapında kitle iletişim araçları ile izlediği, duyduğu ve his ettiği tüm sorunlar benim, senin ve bir başkasının sorunudur.

Pamukoğlu,  DTP’yi bölücülükle suçlayarak partiye oy veren 3 milyon seçmeni aileleri ile beraber 10 milyon insanı da bölücülükle suçluyor.

DTP’ye oy veren halkı, şuanda kamu görevinde bulunanları ve silah altındakileri böylelikle yüz binlerce askeri de bölücülükle suçlamış olmuyor mu?

Siyaseti, gazeteciliği, askerliği, kamu görevini, yurttaşlığı; aşırı milliyetçi, faşist kafa yapısıyla değil de demokrasi ile ülkenin refahı, kişi hak ve özgürlükleri ile yapsak daha iyi olmaz mı?

Hak ve özgürlükleri baskı, zorbalık ve ölüm ile denetim altına almak mümkün olsaydı, Sovyetler Birliği gibi dünyanın süper gücü parçalanır mıydı?

800 bin paralı askeri ve trilyonlarca dolar parası ile diktatör Saddam Hüseyin Irak’ı bu hale getirir miydi?

Son olarak önce Kürt Açılımı, daha sonra demokratik açılım olarak nitelendirilen sürece yardımcı olunmalı ve barışa bir şans verilmelidir. Pamukoğlu ve onun gibi vaktiyle doğuda “Çalışan” generaller de artık TV’lerde boy gösterip sağa sola ahkam kesmek yerine evlerinde oturup torunlarına “Yakılan köyün kavalcısı” masalını anlatmalılar...

Bu yazı toplam 10943 defa okunmuştur
van başkale
 // şehit komonda gürsel başoğlu
.......
02 Ekim 2009 Cuma 23:19
Eee kendinden başka yok
 // KuM TaneSi
Sayın Paşa da bu ülkeyi kendinden başkası sevemez koruyamaz kurtaramaz doğru davranamaz hastalığına tutulmuş. ÇEÇE sineği ısırmış gibi aynı nakaratı emekli olduktan sonra da söylemekten vazgeçmemiş.Ee ne derler eceli gelen keçi çobanın ekmeğini yermiş :))..Dileriz ki barış,hak ve özgürlüklerin eşitlenmesi onun hasta kimliğinin istediği gibi gelişmez.Tarih bu tür insanları kendi kan gölünde boğmuştur.Boğulmadan paşa paşa kendine gel paşam.Herkes artık seni de biliyor Hakkariyi de biliyor Hakkariliyi de biliyor.Yapılanlarda yaşanılanlarda asla UNUTULMUYOR.Gördüğünüz gibi anılar hala capcanlı ve taptaze hafızalarda.Duymak istesenizde istemesenizde size dönüyor....
01 Ekim 2009 Perşembe 11:43
HAKLISINIZ !!!
 // kIrçİçEği
Hakkari İstanbul da İstanbul Hakkaride olsaydı ne olurdu.Ne olurdu bilemem söylenen herşey yoruma dayalı olurdu.Asıl realite ÖNEMSENMEK!!istanbul'un 4 te 1 i kadar önemsenseydi eğer bugünden çok farklı konumda olurdu.Siyaseti ile yerel yönetimi ile ekonomisi ile eğitimi ile adete yıkılmaya terk edilmiş bir ipekyolu üzeri kent.Tüm bunlara karşılık direnen yaşama sıkı sıkı sarılmış dik duruşlu bir kent.Tüm vefasızlıklara rağmen bende varım diye sesi gür çıkan mücadele eden bizi yok sayamazsınız diyen bir halk.İstanbul da gözyaşından nasibini sistem sayesinde 80 öncesi faili meçhullerle bolca aldı ama asla bir Hakkari olamadı!Fazlası ile gözönündeydi.HAKKARİ ninde bir İstanbul olması için sistemin değişmesi dileğiyle......
01 Ekim 2009 Perşembe 11:23