Ümit Yazıcıoğlu

Wolfgan Schüssel´in referandum planı

2006-06-25 16:53:40

Hangi ideolojik veya inançsal kılıkta ortaya çıkarsa çıksın, Avrupadaki bazı devletlerin biraraya gelerek bütünleşmesi sayesinde milliyetçiliğin (nasyonalizmin) aşılabilmiş olması, Avrupa'yı yüzyıllar süren komşuluk ihtilaflarından barış, refah ve istikrar sürecine taşıdı.

Türkiye acısından bakıldığında, önce 17 Aralalık 2004, ardından da 3 Ekim 2005 tarihlerindeki, kritik dönemeçler geride kadlı. Türkiye, o dönemdeki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (AET) ortaklık başvurusunda bulunduğu 31 Temmuz 1959 tarihinden 47 yıl sonra Rumların tüm engelleme çabalarına karşın 12 Haziran 2006'da AB ile fiili müzakerelere başladı. Bilim ve araştırma başlığı Rumların itirazlarına rağmen açılıp kapandı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tartışmalı geçen toplantıların ardından, “Yapamayacağımız tek şey Kıbrıs konusunda tavizdir” dedi.  Hem siyasi ve hem de ekonomik alanda Türkiye bu gelişmeden dolayı kendisi açısından bazı başarılara imza atmış olabilir. Çünkü Avrupa Birliği ile katılım süreci başllatıldı. Katılım süreci Türkiye'nin önünde tarihi bir fırsat olarak durmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan hükümetide bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmenin gayreti içinde olmalıdır. Kıbrıs konusu yüzünden Türkiye-AB ilişkilerinin gereksiz bir şekilde zehirlenmesine izin verilmemelidir.

Türkiye uzun uğraşların ardından elde ettiği bu olumlu fırsatı kesintiye uğratmamak, hayal kırıklığına uğramamak için, müzakereler sürecinde oldukça hassas, samimi ve kararlı bir çalşma sergilemek zaruriyetindedir. Çünkü bir d
evletin imzalayarak yürürlüğe koyduğu anlaşma hükümlerine uyması, muhataplarını uymaya zorlaması, hukuk devleti olmanın zorunlu bir sonucudur.

Hangi ideolojik veya inançsal kılıkta ortaya çıkarsa çıksın, Siyasi bir nedenden dolayı Avrupa Birliği geçtigimiz günler içerisinde Ankara'ya yazmışolduğu bir yazıda, “29 bin feet yukarısının Avrupa ortak hava sahası olarak Türkiye tarafından kabul edilmesini önerdi”. Avrupa Birliğinin bu önerisine karşı, MGK'dan "hayır" cevabı çıktı. Kurul, Türkiye AB'ye tam üye olana kadar mevcut statünün devam etmesi yönünde karar aldı. Bu gelişmeden sonra Avrupa Birliği Dönem Başkanı olan Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel, Türkiye'ye "adı üyelik de olsa ayrı bir statü sunulacağını" belirterek "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımı konusunda son sözü Avusturyalılar'ın referandumda söyleyeceğini" belirtti. Kanaatimce Uluslararası ilişkilerde verileçek kararlar referanduma dayanılarak alınmak istenirese, sonuc uluslararsı ilişkilerde hükümetlerin yanlış karar almasına sebep olabilir. Ayrıca eğer Avrupa Birliğine üyelik referandumla verileçek bir kararın uygulanmasını gerektiriyor idiyse, bu karar 01.05.2004 tarihinde 10 yeni üyenin AB´ine katılımı sürecinde niçin uygulanmamıştır, sorusuna Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel ve onun gibi bu konuda aynı düşünenlerin yanıt vermesi zorunluluğunu doğurur.

Avrupa Birliği'ne katılım süreci Türkiye'yi her alanda daha yüksek standartlara ulaştıracak, Tarım'dan bilime, eğitimden ulaştırmaya, sağlıktan enerjiye kadar hemen her alanda sürdürülecek olan uyum süreci, Türkiye'nin de hızla ve gözle görülür bir şekilde gelişmesini saglayacaktır. Kopenhagen siyasi kiriterlerinin praktikte işlemesiyle, devlet yapısında modernleşmeye gidileçek ve bu aşamada Kürt sorunuda çözülebileçektir. Kürtlerinde sorunun çözümünde sorumlulukları büyüktür.

Dolayısıyla Avrupa Birliği üyeliği hem Türkiye hemde Türkiyede yaşayan Kürtler için tarihi bir hedeftir ve frsattır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargısının kabul edilmesi ve Avrupa Birliğine girme iradesinin kararlılık kazanması ile birlikte, Devletin tüm kurum ve kuruluşları, hukuk düzenini, tabii Ceza hukuku düzenini Avrupa Birliği normlarına uydurma çabası içine girmiştir. Türkiye'nin ve Kürtlerin bu süreçte elde edeceği çok önemli kazanımlar vardır.

Ancak Türkiye'nin AB üyeliğine Avrupa tarafından bakıldığında, Avrupa'nın bu üyelikten kazancının çok daha büyük olacağı  düşünülmemelidir, cünkü ekonomi,  demokrasi ve azınlıklarla sorunu olan ülkelerin  Avrupa Birliği´ine getireceği problemler çok büyüktür. Bugün, bu büyük problemlerin çözümü ki, bunların başında Kürt sorununun çözümü gelmektedir, hukuk devletinde mümkündür. Tarihte, hukuk devleti  fikri, sorumsuz, mutlak idarelerden sorumlu, denetlenebilir idarelere geçişte  Karaavrupası  hukuk düzenlerinde ortaya konup geliştirilmiştir.

Hangi açıklama tarzı kabul edilirse edilsin, tüm bunlara bakılarak denilebilirki; birlik, beraberlik ve kararlılığımız ile bugünün dünyasından çok daha güzel bir dünya bizlerin modern başkanlık sistemiyle idare edilebilecek bir hukuk devletinde, federal idari yapı içerisinde daha rahat, medenice yaşamamızı sağlayabilir. Ama yapılması gereken çok şey var. Rehavete kapınılmaması gerekir. Zira siyasi, ekonomik alanlarda yapılan çalışmalar, hukukun üstünlüğü ve azınlık hakları, ekonomik reformlar istikrarlı bir siyasi çerçeve olmadan sürdürülemez.

Türkiye'de bölgeler arasında bu an için eşitsizlik bulunmaktadır. Bu eşitsizliklerin giderilmesi gerekekiyor. Kırsal alandan kente göç çeşitli sorunlar yaratmaktadır, bu sorunların derhal çözülmesi zaruridir.  

Ancak demokratikleşmeden ekonomik yapıya, kentleşmeden tarım sektörünün yapısal sorunlarına, hukuk alanındaki problemlerden kamu yönetiminin rasyonelleştirilmesine kadar pek çok sorun gündemimizde kalmaya devam edecektir.

Priv.-Doz. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
e.mail: uemit@yazicioglu.de

Bu yazı toplam 6827 defa okunmuştur