Özgür Amed

Wey li min proleterya!

13 Ocak 2014 Pazartesi 23:38

Elleri bağlanıp kelepçelenmişti, gene de parmakları dans edip uçuyor, sözcükler çiziyordu. Başlarında torbalar vardı, ama tutsaklar arkaya eğilince torbanın altından yeri biraz görebiliyorlardı, birazcık. Konuşmak yasaklanmıştı ama onlar elleri ile konuşuyorlardı. Uruguay’daki diktatörlük herkesin tek başına kalmasını istiyordu, herkesin hiç kimse olmasını. Hapishane ve kışlalarda, ülkenin her köşesinde, iletişim suçtu.

Kimi tutsaklar tabut boyu hücrelerde, tek başlarına, kapı tıngırtılarından ve koridordaki ayak seslerinden başka bir şey duymadan, on yılı aşkın zaman geçirmişlerdi. Böyle hükümler giymiş olan Fernandes Huidobro ile Mauricio Rosencof, duvara vurarak birbirleri ile konuşabildikleri için ayakta kalabilmişlerdi. Bu yoldan düşleri ile anılarını anlatmışlardı birbirlerine; tartışmış, kucaklaşmış, kavga etmişlerdi...

İnançlarını, güzellik, yanıtı olmayan soruları paylaşmışlardı. Yürekten geliyorsa konuşmak gereksinmesinden kaynaklanıyorsa insan sesini kimse susturamaz. Ağız bulamazsa eller ve gözlerle, gözeneklerle, ne bulursa onunla konuşur. Çünkü her birimizin ötekine söyleyecek bir şeylerimiz vardır, başkalarınca kutlanması veya bağışlanması gereken bir şeyler.

İçeride on binlerce arkadaşımız, yoldaşımız inançlarını, güzellik anlayışlarını, yürekten ne geliyorsa konuşup paylaşıyor/paylaştı. Kimse susturamadı. Bir süpürgeden saz yapan Ali Temel’den şuan bırakılan 5 vekilimize dek; hiç biri tek başına kalmadı. Duvarlar aşıldı. Hiç kimse olmaları istendi ama herkes oldular. Her şey olup akacaklar dışarıya…

***

Askeri diktatörlük döneminde, 1973 yılının ortalarında, Juan Jose Noueched adında bir Uruguaylı siyasal mahkûm tek kollu idi. Noueched’in mahkumiyeti iki aşamada gerçekleşmişti. İlkin kolu tutuklanmıştı. Sonra kendisi… Kolu, Montevideo’da tutuklanmıştı. Noueched bacaklarının var gücü ile kaçarken peşinden koşan polis sonunda onu yakalayıp, “seni tutukluyorum!” diye bağırırken kavradığı kol elinde kalmıştı. Noueched’in geri kalan kısmı, 1,5 yıl sonra, Paysandu’da tutuklandı.

Hapse atılınca Noueched yitik kolunu geri istedi. 
“Dilekçe formu doldur,” dediler.
Noueched kalemi olmadığını belirtti. 
“Kalem için dilekçe formu doldur,” dediler. 
Kalem bulundu, ama kağıt yoktu. 
“Kağıt için dilekçe formu doldur,” dediler. 
Sonunda kâğıda ve kaleme kavuşunca Noueched yitik kolu için dilekçe yazdı. 
Zaman içinde dilekçesine karşılık geldi. Hayır, istediği tek şey olanaksızdı. Çünkü kolu ayrı bir mahkemenin yetki alanında idi. O, askeri mahkemede hüküm giymiş, kolu ise sivil mahkemede yargılanmıştı.

Gördünüz işte! Roboski katliamını bir kağıt-kalem dilekçesinden daha az gördüler. Bu, onlar açısından bürokrasinin zaferidir. Askerin suçunu askeri mahkemeye verip adaleti arıyorlar. Sivil mahkemede de ise ölü bedenleri var. Rivayet sananlar var. 

***

Okulun ilk gününde öğretmen çantasında kocaman bir şişe çıkardı:

“Parfüm dolu” dedi öğrencilere.

“Sizlerin ne kadar duyarlı olduğunuzu ölçmek istiyorum. Kokuyu alır almaz elinizi kaldırın.”

Böyle diyerek öğretmen şişenin tıpasını açtı. Birkaç dakika sonra havaya iki el kalkmıştı. Derken beş, on, otuz… Bütün eller havaya kalktı!

Kokunun yoğunluğundan başı dönen bir genç kız, “pencereyi açabilir miyim, efendim?” diye sordu. Bir çok ses onu isteğini yankıladı. Parfüm kokusu ile ağırlaşan hava, kısa zamanda herkesin soluğunu tıkamıştı. Sonra öğretmen şişeyi öğrencilere birer birer inceletti. Şişenin içi su doluydu.

İçi su dolu, ama demokrasi-hak-hukuk görünümlü bu ülkenin milyonlarca insanı alenen gördüğü ya da sorgulamadığı ve ona söylenen şeye inandırılarak “ayy demokrasiden öldük, biraz pencereyi açın” diyor. Yemin billah insanlığın dibindeyiz. Böyle bir trajedi ve daha niceleri yaşanacak bu ülkede. Ya bu insanların sürümü değişecek ya da başka bir insanlığa göç edeceğiz. Diğer türlü kurtarmıyor…

***

Kolombiya'daki Medellin şehrinin orta göbeğinde “yara yok, para yok”,  Uruguay’daki Melo kentinde “Polise yardımcı olun: Kendi işkencenizi kendiniz yapın”, Nikaragua’daki  Masatepe’de, diktatör Somoza’nın düşmesinden hemen sonra “Nostaljiden ölseler de asla geri gelmeyecekler”, Buenos Aires, La Boca köprüsünde “Herkes söz veriyor, kimse sözünde durmuyor. Siz de oyunuzu kimseye vermiyor”, Caracas’ta, bir bunalım döneminde, en yoksul mahallelerden birinin girişinde “Hoş geldin orta sınıf”, Bogoto’da “Dünya proleterleri, birleşin!”, Ve Amed’in orta yerinde, Cegerxwîn Kültür Merkezi’nin arka tarafında “Wey li min proleterya” diye yazar.

Bir arkadaşın da dediği gibi. “Keşke ben o yazıyı yazmış olsaydım.”

Bu yazı toplam 6706 defa okunmuştur
23:43
 // :-)
Her hebî :-))...
15 Ocak 2014 Çarşamba 23:43
20:00
 // Sadullah
Gercekten guzel ve anlamli bir yazi kaleme alinmis elinize saglik.......
15 Ocak 2014 Çarşamba 20:00
gerçekten başarılı bir yaz
 // Kemal
Gerçekten çok başarılı bir yazıyı okurken çok duygulandım......
14 Ocak 2014 Salı 08:57