İbrahim Genç

Washington-Ankara-Erbil Hattında Kobanê Pazarlığı

22 Ekim 2014 Çarşamba 14:16

Urfa merkezde bir otel odasında birkaç arkadaşla Washington-Erbil-Ankara’nın Kobanê için geliştireceği politikayı düşünürken telefon çalıyor. Saatler öğlen vaktini biraz geçmişti. Arayan PYD  Eşbaşkanı Salih Mislim’di (19 Ekim Pazar). Ani bir heyecanla birlikte Sayın Mislim’in dediklerini iyi anlamak için tüm sesleri kestik. Sayın Mislim, Kürdistan Bölgesi’nden arıyordu. Mislim’in anlattıkları, Ortadoğu’nun yeni sürprizlere gebe olduğunu gösteriyordu. Telefonda Mislim’in anlattıkları üç merkeze yönelik mesajlar ve bilgileri taşıyordu. Üç maddede bu mesajları ifade edelim:

1- ABD ile dolaylı süren temasımız 12 Ekim’de Paris’te yüz yüze yapılan görüşmelerle yeni bir aşamaya girdi. ABD’lilerin tavrından memnun kaldık.

2- Koridorun açılması konusunda Ankara’nın verdiği sözler var. Bu sözlerin tutulmasını bekliyoruz.

3- Sayın Barzani, Kobanê ile Hewlêr’in aynı olduğunu söylüyor. Görüşmelerden umutluyuz.

Tabi bu telefon görüşmesinde Kobanê’ye yardımın ulaştırılması için Türkiye’nin ikna edilmeye çalışıldığını da anlıyoruz. Ki ben de başından beri Türkiye’nin Kobanê için el altından bir koridor açacağını dile getirdim. Ama Türkiye’yi yönetenler, seçimlere endeksli bir politika geliştirdikleri için kendi milliyetçi kamuoyunu hesaba katmaktan geri durmuyorlar. Bu sebeple de özelikle ABD tarafından Türkiye’nin ikna edilmesine çalışıldı. Tabi bu çabalar sürerken Türkiye “Kobanê düştü düşecek. Orada iki terör örgütü savaşıyor. Kobanê ile Ankara’nın ne alakası var? IŞİD ile PYD aynıdır” vb. gibi bir noktadaydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sesi fazla yüksek çıkıyordu, Başbakan Davutoğlu temelsiz bir özgüven havasındaydı. Tabii AKP’yi tanıyanlar, Başbakan ve Cumhurbaşkanı çok bağırdığında yeni bir gelişmenin olacağını kolayca tahmin edebiliyorlar.

ABD, Türkiye’ye net mesajlar verdi

Sayın Mislim’in telefonundan sonra ikinci bir telefon çalıyordu. Bu sefer de ABD’li yetkililerin Suruç’a geldikleri bildiriliyordu. Az sonra Urfa Valisinin de Suruç’ta olduğu haberini alıyorduk. Bütün bu işaretleri bir araya getirdiğimizde, Kobanê için kritik bir gelişmenin olacağı beklentisi artmaya başladı. Aslında Erbil ve Washington’un Türkiye’ye karşı yaptığı markaj sonuç veriyordu. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, Kobanê yardım için Türkiye’ye resmi bir başvurudan bahsetmişti. Washington da her seferinde Ankara ile süren görüşmelerin devam ettiğine vurgu yapıyordu. Tabii tam da Independent gazetesindeki yazısında Patrick Cockburn’ın dediği  gibi “Türkiye, ABD‘nin sabrını taşırdı.”

Böylece ABD, havadan açtığı bir koridorla Kobanê’ye sembolik değerdeki bir silah yardımıyla Türkiye’ye bir mesaj verdi. Birincisi, ABD, Türkiye’ye “PYD-PKK aynıdır. İkisi teröristtir” saplantısından kurtulması gerektiğini somut bir uygulama ile gösterdi. ABD’nin işbirliği yaptığı bir PYD’ye karşı Türkiye’nin düşmanca tavrı sürmeyecektir. İkincisi, ABD Türkiye’ye “Koridoru açmasan bile farklı çözümler var. Gördüğün gibi havadan da yardım ulaştırabiliriz. Nazı bırak ve bu çalışmanın bir parçası ol.” dedi. ABD’nin buradaki siyasi amaçlarını başka bir yazıda değerlendirmek üzere özellikle Türkiye üzerinde durmak istiyorum.

Türkiye neler yapabilir?

Türkiye bu gelişmeler üzerine bile Rojava Kürt fobisini kolay kolay aşmayacaktır. Kobanê’ye yardımın ulaştırılması konusunda her ne kadar yardımcı olsa da PYD’yi uluslar arası kamuoyunda sıkıştırmak isteyebilir. Türkiye ne yapabilir?

Birincisi; Türkiye, Rojava’da PYD’yi geriletmek ve uluslar arası bir muhatap olmasını önlemek için Suriyeli muhalif diğer örgütlerin –özellikle Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)- Rojava’da yer almasını sağlayabilir. Ki ÖSO’nun bir kolu olan Burkan el Firat’ın Kobanê’de YPG’lilerle birlikte savaştıklarını biliyoruz. Hatta orada bulunan bir gazeteci arkadaşın aktardıklarına göre ÖSO militanları, Türkiye’nin kendilerine silah göndereceği vaadiyle Kobanê’ye geldiklerini belirtmişler. Dolayısıyla Türkiye, PYD’yi perdelemek için “silahlar ÖSO’ya gidiyor” propagandası yapabilir. Tam da bu noktada Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun dün bir programda söylediği “Biz PYD’ye yardım yapılmasına karşıyız. Eğer yardım yapılacaksa bu yardım Özgür Suriye Ordusu’na yapılmalı” sözleri dikkat çekicidir. Aynı saatlerde ÖSO da kendilerine değil de PYD’ye yapılan yardımdan dolayı ABD’yi kınıyordu.

İkincisi; Türkiye, başından beri Esad’ın devrilmemesini, Rojava’nın Esad’ı desteklediği tezi üzerinden işleyerek Kürtleri (PYD) suçladı. Oysa Kürtler, üçüncü taraf olduklarını ilan ederek kendi bölgelerine başka bir silahlı gücü bırakmayacaklarını söyledi. Öyle ki Şam’da Esad’a yakın bir Kürt milletvekili olan Ömer Ose bile Kamışlı’ya Kürt yetkililerin Esad’la görüşmesi için uçak gönderilmesine rağmen PYD’nin bunu reddettiğini söylüyordu. Şimdi Türkiye, Rojava’nın “üçüncü taraf” politikasını bozup Kürtleri Esad’a karşı savaşmaya zorlayabilir. Tam da güvenli bölge ve eğit-donat düşüncesi, bunun için kullanılmaya müsait gibi duruyor. Böylece YPG ve ÖSO birlikleri eğitilerek Esad’a karşı kullanılmak istenebilir.

Üçüncüsü; Türkiye, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) üzerinden Rojava’yı etki altında tutmaya çalışabilir. Ki Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesud Barzani ile geliştirdiği ikili ilişkileri Kürt birliğine karşı bir silah olarak kullanabilir. Sayın Barzani’nin de Rojava’da iktidar alanı oluşturmak için ENKS içindeki dört partiyi(El Parti, Yekiti, Azadi’nin iki kolu) sürekli güçlendirilmeye çalıştı. Ne var ki bu dört parti “Siyasi Birlik” adı altında örgütlenmelerine rağmen bir başarı elde edemediler. Kısacası Kobanê’ye Washington-Erbil-Ankara üçgeninde gönderilen yardımın bir diyeti olacaktı. Bu amaçla Duhok’ta ENKS ve TEV-DEM arasında birkaç gündür devam eden görüşmelerden çıkacak sonuç da son 2-3 yıldır Sayın Barzani ve ENKS’nin istediği bazı noktalarla ilgili olacaktır.

Kürtler ortak siyasi akıl oluşturmalı

Sonuç olarak Kürtler için asıl mücadele şimdi başlıyor. Kobanêli YPG-YPJ’li kahramanlar destanlar yazıp büyük güçleri bile kendine hayran bıraktılar. Hatta büyük güçlerin Kürtleri muhatap almasını sağladılar. Kürtlerin kaderi için kritik siyasi kararlar salonlarda ve masalarda alınacaktır. Unutmayın ki Kürt tarihi, alanlardaki kahramanlığa rağmen masa üstündeki hilelerle her türlü hakları gasp edilmişliklerle doludur. Şimdi Kürtlerin ortak bir siyasi akıl belirleyip iyi hesaplanmış bir diplomasi sürdürmeleri gerekiyor. Bunun için de ilk adım olarak “Kürt Ulusal Kongresi”nin yapılmasından başlanabilir.

Bu yazı toplam 12668 defa okunmuştur
ha
 // esra
Salih Müslimin çaldığı son kapı olan Güney Kürdistanı bu kadar Salih Müslime muhtaç göstermeniz ne kadar doğru.....
23 Ekim 2014 00:07
Böyle değil
 // X-Kürt
Bugün kürtlerin tek varlık gösterdiği yer olan Güney Kürdistanın Türkiyenin etkisi altinda göstermeniz vicdani hiçbir yere sığmaz.Sizin bahsettiğiniz bu olgu ancak sizin gibi bilipte üç maymunu oynayanlar kürt halkı ölürken bile bu mücadeleyi halklarin kardeşliği uğrana yapıldığını gösteren medya maymunlarinda hiçbir farkınız yokken en temel değer olan kürtlüğün kendinize uzak tutuyorsunuz.Tabi yeri geldği zaman buna kullanmağı ihmal etmeyip bir o kadar da kendinizden uzak tutuyorsunuz....
22 Ekim 2014 23:49