İbrahim Genç

'Vurun Kahpeye'den Vurun Haine

11 Ocak 2010 Pazartesi 22:11

Türkiye’de son zamanlarda meydana gelen linç olayları, topluma psikolojik açıdan bakmayı zorunlu kılıyor. Çünkü ortada toplumsal bir ruh hali var. Bu ruh hali, karşısındakini kesinlikle anlamamaya koşullanmış bireylerin hipnoz durumudur. Bu hipnoz durumu, bireyleri tek tek kendinden geçirmiyor; tamamen bir kitleyi sadece bir ruh haline geçirecek şekilde bir otomat haline sokuyor.

Bunu son yaşanan iki olayda gözlemleyebiliriz: Edirne’de basın açıklaması yapmak isteyenlerin linç edilmesi, Manisa-Selendi’de Romanların tehcir edilmesi.

Her iki olayın da görüntüleri mevcut. Bu görüntüler bize yapılanları apaçık gösteriyor. Özellikle Edirne’de yapılanlar ve sözcüklere yansıyan ruh hali çok ürkütücü. Çünkü öyle bir kitle psikolojisi oluşmuş ki savunmasız bir kadın, acımasızca tekmeleniyor. Ki kültürümüzde de dinimizde buna müsamaha gösterilmediği halde.

Görüntülerde “Amerika defol!” diyen eylemcilerin sesi, “vurun!” diye bağıranların öfkeli sesinde kayboluyor. Eylemciler her ne kadar dertlerini anlatmak isteseler de karşılarında hiçbir şeyi anlamayacak kadar hipnoz olmuş kişilerin hakaretleri yükseliyor.  Çünkü “gönlünde uyanan güçlü arzuların ertelenmesine katlanamaz, her şeye gücüyeterlik gibi bir duygu içinde yaşar. Kitle bireyi, ‘olmaz’ diye bir şey bilmez (Sigmund Freud, Kitle Psikolojisi, s.17).”

İşte tam da bu noktada şu tahlili yapabiliriz: “Kitle bireyinin ana özellikleri şunlardır; bilinçli kişiliğin kaybolarak bilinçsiz kişiliğin egemenliği ele geçirişi, duygu ve düşüncelerin telkin ve bulaşım sonucu aynı yöne yönelişi, telkinle alınan direktifleri vakit geçirmeden gerçekleştirme eğilimi, yani bireyin artık kendisi olmaktan çıkıp istem gücünden çıkıp istem gücünden yoksun bir otomat durumuna girişi(a.g.e, s. 15).”

Yine Manise-Selendi’de büyük bir kitlenin belli bir amaçta hipnoza uğraması ve Roman yurttaşların evlerine, arabalarına zarar verip onları linç etmeye çalışması da ayrıca bir utançtır. İşin tuhafı Romanların önce linç edilmeye çalışılması, tehcir edilmesi ve sonrasında da Romanların hamiliğine soyunulması. Bu linç girişiminde bulunanlar, Romanlara karşı bir tavırları olmadığını ileri sürseler de görüntülerde amaç ve eylemler ortada. Buradaki hipnoz olma durumunun Romanlara yönelik olduğu anlaşılıyor. Kitlenin “Roman fobisi” taşıdığı anlamı çıkıyor. Çünkü bu kitleyi harekete geçirmek için coşkun bir neden olmalıydı.

Bunu şu cümleler destekleyebilir: “Kitlenin kendisi tüm aşırılıklara eğilim gösterdiği gibi, onu coşturup heyecanlandırmak da yine ancak aşırı uyarılarla gerçekleşir. Kitleyi etkileyecek kimsenin, elindeki nedenleri mantık süzgecinden geçirmesinin gereği yoktur… Kitle büyük bir gücün varlığı bilinci içinde yaşar, dolayısıyla otoriteye inançla bağlı olduğu kadar hoş görüsüzdür(a.g.e, s. 18).”

“VURUN KAHPEYE”

Bu iki olaya bir de görsel bir örnek üzerinden bakabiliriz: Geçen aylarda kaybettiğimiz Halit Refiğ’in yönettiği “Vurun Kahpeye” adlı filmini anımsayın. Bir kasabada Aliye öğretmenin başına gelenleri… Kurtuluş Savaşı yıllarında vatan işgal altındayken mücadele eden Kuvay-i Milliyecileri… Bunun yanında “vatan, namus” kavramlarını ağzından düşürmeyen ama işgale direnenlere karşı olanların münafıklıklarını düşünün.

Bu filmde Hacı Fettah karakteri, “din, vatan” gibi kavramları kendi çıkarı doğrultusunda kullanan ve kitleyi buna göre harekete geçirmek için çabalayan biri. Burada kitlenin Aliye öğretmeni linç etmesi temel bazı kavramlar üzerinden organize ediliyor. Bu kavramlar şunlardır: “İstanbul’dan gelen yeni öğretmenler…”, “Vay kahpe vay”, “din elden gidiyor”, “düşmanın komutanıyla sarmaş dolaş”…vs.

Bunun sonucunda da kitlede linç hipnozunun faaliyete geçmesi için her şey tamamdır. Burada bir bireyde başlayan bu hipnoz durumu, “bulaşım” yoluyla diğer bireylere geçerek bir kitle psikolojisi yaratıyor. Birey aşamasından kitle aşamasına geçen güruha bir şeyleri anlatmak artık mümkün değildir. Belli bir amaca koşullanan bu kitle, artık bir otomattır. Ki ancak bu şekilde akıl ve vicdandan yoksun olunduğunda Aliye öğretmen öldürülebilirdi. Ve böyle yapıldı da!

KAHPEDEN HAİNE

Geçmiş ve an… Geçmişte “din elden gidiyor” diye iftira atıp bireyleri “kahpe” diye niteleyebilen anlayış bugün, şu anda, “vatan elden gidiyor” diyerek bireyleri “hain” diye yaftalıyor. Oysa ülke olarak her şekilde dünya devletleri arasındaki yerimizi almaya çalışmalıyız. Çünkü ülkemizin hamasî nutuk atıcılarına değil, ülkesi için üreten-düşünen-sorgulayan bireylere ihtiyacı var. Çünkü “elimizde yeteri miktarda deliller bulunmaksızın bir adamı düşüncesinden dolayı suçlamaya da hakkımız yoktur(Ziya Gökalp, Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak, s. 91).”

Ülkemizde herkesin birbirini dinlemesi gerekiyor. Herkes, birbirinin acısına “vicdan” kesilmek zorunda. Çünkü şu bir gerçek ki Türkiye’de en büyük sorun, iletişim sorunudur. Her şehirde, ülkede, millette ırkçı-barbarlar olabilir. Önemli olan o çığırtkan azınlığı uygar dünyayla tanıştırmak. Bu sebeple de Türkiye’de aydın yurttaşlara çok iş düşüyor. Ayrıca bu yazıda genelleme yaptığım anlamı çıkmasın. Sözlerim hangi milletten olursa olsun sadece linçseverlere yöneliktir.

Yazıma Ziya Gökalp’ın yukarıda adı geçen eserinden bir alıntıyla bitirmek istiyorum. Çünkü linç-severlerin, kitap-yakıcıların bu sözlerden bir şeyler anlayacağını umuyorum: “Hoşgörü toplumsal hürriyetin en esaslı şartıdır. İçtihadından dolayı her taraftan suçlamaya uğrayan bir adam nasıl hür düşünebilir? Hoşgörü olmayan memleketlerde ilim, felsefe gibi bilgiler terakki edemez. Orta Çağ’da Avrupa’da nice feylesoflar kitaplarıyla beraber diri diri yakıldılar. Bu sebeple Orta Çağ Avrupası, ilim ve felsefece en ziyade geride kalmış bir cehalet dünyasıydı. Avrupa’nın bugünkü gelişmesi hep hoşgörünün vicdanlarda hakim olmasından sonra başladı(s. 92).”

Bu yazı toplam 6261 defa okunmuştur
ilahi HOCAM...
 // MEZOPOTAMYALI
kitle psikolojisi üzerine fikirlerinizi açıklıyorken, Ziya GÖKALP gibi milli ihanetçinin tesbitlerini-doğruda olsa-tutup bize sunmanızı doğrusu yadırgadım. bununla da kalmadım, bulmuşken gerçek ihanetçiyi birden "VURUN HAİNİ" dedim.
hani sokağın başında cismini görseydim, "vurun, durmayın vurun haine kaçmasın.."çağrıları eşliğinde üzerine gidecektim.çünkü o hak ediyordu. o gerçek bir ihanetçiydi.gerçek ihanetçi,vurmak olmasada dozajında tepkiyi hakeder..
burada kürtlere hain demeleri, kürtlerin HAİN olduğunu göstermez. gasbedilen hak ve özgürlüklerini talep etmek en doğal istemdir.
evet birileri kirli amaçlarını gerçekleştirmek için bizleri hipnoz edip, biribirimize kırdırıyorlar,köşeyi döndükten sonrada kıs kıs gülüyorlar....
12 Ocak 2010 Salı 10:41
bunlar oyun
 // biliyorsunuz
yüksekova habere bunların oyun olduğunu siz daha iyi biliyorsunuz edirnedeki olayları iyi analiz edin hangisi edirneli saldıranmı yoksa dayak yiyenmi hayır ikiside değil peki ne işleri var orda onların amaçları ne işte amaçları bu sizlere kötü gidişat diye yazdırmak bunun altında kimler var onuda biliyorsunuz neden güzel haber yapmıyorsunuz hiçmi güzellik yok ülkede sizin yüzünüzden kardeş kardeşe düşman oluyor gelmeyin bildiğiniz oyunlara...
12 Ocak 2010 Salı 10:09