Omer Dilsoz

…Vay be!

26 Temmuz 2010 Pazartesi 21:43

Bir sözcük dizesidir aslında yaşama dair kurguladığımız. Sadece anlatabildiğin kadardır senin yaşamda, yaşamın yansımasında ‘iz’ bırakabilen şeyler, ötesi, saedece beninden geçirdiğin, belki de cümlelerle ifade edemediğin o tüm `vay be!’lerindir senden sana öte kalan...

Duruyorum orda...

En gerçekçi durağım ‘vay be!’lerde (s)irliyor ve işte ordan başlıyorum tekrar zamanın hafazımda kalmış dalgalarına tekrar tekrar dönüp, “şu yaşam denen serüvenin muhasebesini” kendimle olan, monoloğumla ölçüp biçerken, en çokta ‘vay be!’lerde bucalıyor ve kurguladığım zamanın ötesindeki kendimle olan bağımı koparıyorum..

Bazen severim düşler(im)le oynamayı, tekrar tekrar onlarla gezinmeyi ve bir yerlerde yarı kalmış ve bırakılmışlıkları tekrar tekrar “tersten” okumayı...

Oysa ne kadardır zordur ‘kendinle yüzleşebilmek’ ve acımtırak hafızadan kana kana içebilmek yaşama olan inancı, güveni, umudu ve en önemlisi SEVGİyi...

Oysa, tüm öfkelerin ardında “sevgisizliğin” ahı vardır, belki de, tüm şiddet ve hırsın özünde, sıcak bir sevgiyi doya doya, kana kana yaşayamanın “vay be!”leri vardır ve ondandır, öfkeye bürünmüş, kana boyanmış tüm yaşam akışımız...

Tam 32 yıl oldu bu dünyaya geleli, her bir 10 yılı bir yerde, bir yaşamın yaşamlar arasında, gelip geçerken; aslında ne kadar da ‘vay be!’li bir yokuşu teptiğimi anlıyor ve orda duraksıyorum...

Yaşam, ‘an be an’ anlamayla eşdeğerken, her bir zikzak ve iniş-çıkış veya fırtınasında, aslında, hep ‘aynı’ döngünün içinde olduğumu fark edince, dilimdeki ‘umuda’ bağımlı tüm sözcükleri, birer birer, acı bir yutkunmayla, içimde patlıyor...

Evet...

Maalesef, halen aynı döngüde, aynı dönemecin başında bekliyor bizi yaşam, oysa, biz sanıyorduk ki, yaşamın ötesinde bir yerlerde, farklı frekanslarda olsa bile, aynı yeryüzünün, aynı güneşiyle ısınır, gece aynı yıldızlara bir şeyler fısıldar ve aynı kâinatın, aynı nimetlerinden tüketiriz...

O zaman, neyedir bu birbirimizle “paylaşamadığımız” şu gezegen!?

Allah aşkına, bu kâinatta bir insanın varolma, yaşama hakından daha değerli, daha kutsal, daha mübarek bir şey var mı?

Aslında tüm dillerin, söylediği “insan yaşamının kutsallığı” ve tüm dinlerin, ideoloji ve ahlâki değerlerin de bizi götürmek istediği “o ideal yaşam” insanın yaşama hakından başlamıyor mu?!  

 Vay be!

Yine “soru”lara takıldı beynim, kaygılarım var çünkü yaşama dair, kaygılarım var insana dair...

Oysa, insan hep güzeli en güzeli, mükemmelin izindedir ve oraya yönelir, sürüklenir ve orası için didinir aslında, ama, yansımadır işte, yansımanın yanıltması...

Oysa, ne güzeldir bi çocuğun gözlerinden dünyaya bakabilmek, kirlenmemiş, kararmış ve tertemiz tüm umutların doğduğu o gözlerin içinde...

İşte, bir başarabilsek, o gözlere her şeyden çok SEVGİ ekebilsek, insanın yüceliğini anımsatan, güven, saygı, bilgi, ahlâki değerler... tüm erdemleri, o gözlere ekebilsek...

Birde, aslında, dünyada herkesin “insan” olduğunu, insanını renginin, dilinin, dininin sadece birer iletişim aracı, birer zenginlik ve renglilik olduğunu, aslında, insanların gökkuşağının bir rengi olduğunu ve birinin yokluğu, diğerinin eksikliği anlamına geldiğini, bir tanımlayabilsek, özümseyebilsek...

Ve...

Evet,

Ve

Zamanı gelmiştir artık diyorum: Bizi bir araya getiren şeyler, mecburiyet, adetten ve “şerma dınyayê”den olamsın, insanız diye İnsanlara dönebilmeliYİZ...

Vay be,

Yine, bir sürü “-LİYİz” bir sürü “SORU?” ne gerek var değil mi?!

Bunları zaten biliyoruz aslında...

Benden sadece küçük bir hatırlatma!...

Umut ettiğimiz yaşam dileğiyle... (sonraki yazım Kürtçe olacak :)==)

Bu yazı toplam 3259 defa okunmuştur
?
 // Cûlemérgî
Biréz Dilsoz wele tu ji bo kurdînûsan mînakek î yané divé miroz bizanibe ger tu dixwazî bi tirkî edebîyaté bike divé mirov péşîyé bi kurdî bike.Yané bi kurt û kurmancî bi ya min ger te nikaribû bi kurdî zimaneké edebî biafiranda te nikarî tirkî jî bikira
Bi hévîya dilsozîya bi nivîsandina kurdî neberdî......
30 Temmuz 2010 Cuma 13:30
AĞ BE KARDEŞİM...
 // mezopotamyalı
Ne güzel yazmışsın. Seher seher titrettin hücrelerimi. KALBİNİ gördüm yazıda. Ne hoş bir kalb taşıyorsun.
Güzel kardeşim, paylaşamadığımız GÜNEŞ değil. Kıt kaynaklardır.
İnsan dediğiniz gibi hep GÜZELİN peşinde değil. Elinde BALYOZ la gezenler var. Kalbinde merhameti söküp atanlar var ve
"sen çalış ben yiyeyim"
"ben tok olayım başkası aclıktan ölsün bana ne.."
diyenlerin iktidarı var.
Ve bu iktidara direnen, zülmünü yüzüne vuran yiğitler var. Yaşam hakkı dil namus hakkı kapısından başlar. Bunları tanımayan yaşam hakkını tanırmı be kardeşim.
Her insan süretindeki insan değil ki, kimi KURT, kimi Hınzır, kimi çakal, kimi Sümük...
Sen yüreği güzel insan, acımtırak hafızadan kana kana içmeye, düşleri tersten okumaya devam et.....
29 Temmuz 2010 Perşembe 10:22
spas
 // keké zagros
ölümün kutsandığı bir ortamda,yaşamın kutsallığını savunmak güzel bir şey. ülkemiz binyıllardır ölümün her türlüsünü gördü,yaşadı. belkide hiç bir halk ve toplum bizim kadar ölümle barışık değildir. gücümüzün ve güçsüzlüğümüzün temel pradoksu da tamda bu noktadadır. kavram ve algımız bilimin her dalında bu pradoks üzerinden şekillenmiştir. hayat felsefemiz ''berxé nér jı bu kéré ye'' anlayışının döngüsün de olup yakın tarihimizde sadece 'nér' değil 'mér' leride bunun içine alarak sosyal bir devrim...? yaptık. ancak her ne kadar destanlarımız ölümle kahramanlığı özdeşleştirsede, kahramanlığın ölmekten geçtiğini bellemek ve inanmak tarihi bir sapmadır. kahramanlık= ölmekse, o da= yaşayanların onursuz ve korkak olduğu. sizce de öylemi....
28 Temmuz 2010 Çarşamba 17:16