İbrahim Genç

Üniversitelerimiz

05 Ağustos 2011 Cuma 02:53

Ülkemiz üniversiteleri, bilimsel üretim ve ülkenin sorunlarına akademik bakış noktasında eleştirilen kurumlardır. Bunun sebebi de bir ülkenin kalkınmasının üniversitelerin yetiştirdiği kişilerin profilleriyle bağlantılı olmasıdır. Çünkü üniversiteler aydınlanma hareketlerinin başladığı, ülkeyi kalkındıracak bilimsel üretimi gerçekleştirecek beyinlerin yetiştirildiği kurumlardır. Bu sebeple de ülkemizde genelde eğitim, özelde de üniversite sisteminin oturmuş olması şarttır.

Tabi üniversitelerde oturmuş bir sistemden bahsetmemiz için de öncelikle iktidarın üniversite üzerindeki etkisinin azaltılması ve bununla birlikte de üniversitelerde “fikri hür, vicdanı hür” bilim adamlarının yetişmesi için üniversitelerde yönetimsel ve mali özerkliğin genişletilmesi gerekiyor. Çünkü yıllardır üniversitelerimizin ideoloji yuvaları olmaları ve de buna bağlı olarak dünya değerlerini de özümsemiş evrensel çapta entelektüelleri yetiştirememesi eleştiriliyor. Bu eleştirilerin haksız olduğunu söyleyemeyiz; çünkü üniversitelerimiz yıllardır gelişmiş bir lise düzeyinde işlev görmekteydiler.

Üniversitelerle ilgili sorunun bir boyutunu da araştırma görevlilerinin alınması konusu oluşturması olsa gerek ki geçenlerde YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan bu konuda yeni bir düzenlemeye gidileceğini söyledi. YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın söylediklerine bakılırsa araştırma görevlisi alımları merkezi sisteme bağlanacak. Buna göre daha önce üniversiteler, alacakları kişileri belirlemek için yazılı ve sözlü sınavlar yaparken bu yeni sistemde araştırma görevlisi alımında % 50 Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES), % 35 Transkript (Diploma notu) ve % 15 yabancı dil ölçüt alınacak. Aslında bu sistemle Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı (ÖYP) adıyla bir süredir araştırma görevlisi alınmaya başlanmıştı. Bundan böyle de YÖK Başkanı Özcan’ın “Bu sistem efsanevi bir sistem” diye övdüğü ÖYP ile alımlar olacağa benziyor.

Her ne kadar YÖK Başkanı, bu sistemle torpilin ve suiistimallerin önüne geçileceğini söylese de bilimsel anlamda bu sistemin sakıncalı olduğu ortadadır. Çünkü ülkemizde zaten bireylerin yetenekleri doğrultusunda istihdam edilememesi sorunu varken bilimsel kurumlara “araştırma görevlisi” alımını merkezi sınavlara bağlamak çok da tutarlı görünmüyor. Özellikle son yıllarda merkezi sınavlarda ortaya çıkan toplu kopya ve şifre olayları da yurttaşların haklı olarak kuşku duymasına neden olacağa benziyor. Bununla birlikte araştırma görevlisi kadrosuna alınacak kişilerin entelektüel birikimleri, eğilimleri, bilimsel yaratma gibi özelliklerine bakmadan notlar üzerinden yapılacak alımların, zaten iyi olmayan üniversitenin kalitesini düşüreceğini söylemek zor olmasa gerek. Çünkü bilim adamı olacak kişilerin merkezi sınavlarla alınacak olması, üniversitelerin bilim üretmek isteyenlerle değil de daha çok notları yüksek olduğu için girecek kişilerle dolmasına neden olacaktır. Bu da beraberinde zaten sorunlu olan üniversitelerin bilimselliğinin daha da yok olmasına neden olacaktır.

YÖK Başkanının çok övdüğü bu sisteme göre kişilerin bol ezber yapıp notlarını yükseltmeleri ve herhangi bir alanla ilgili soruların sorulmadığı ALES sınavında matematik çözmeleri yeterli olacak. Bunun sonucunda üniversiteler, bilim aşkıyla başvurulan yerler olmaktan çok memur olmak için başvurulan yerler olacaktır. Ki buna bağlı olarak ÖYP dershanelerinin ortaya çıkması da muhtemeldir. Biliyoruz ki daha önce ilköğretimde SBS sistemi getirildiğinde dershaneye ilköğretim üçüncü sınıftan itibaren gidildiğini görmüştük. Oysa YÖK de bu sakıncaları göz önünde bulundurarak daha ciddi bir sistem geliştirebilirdi.

Sonuç olarak yapılması gereken şey tabi ki YÖK gibi 12 Eylül darbesinin ürünü olan bir kurumun kaldırılmasıdır. Hükümetin kendine göre şekillendirdiği YÖK’ün kaldırılmasının şimdilik mümkün olmadığı aşikar olduğuna göre yapılması gereken YÖK’ün üniversiteler üzerindeki gücünün kırılmasıdır. Buna bağlı olarak da iktidarın gizli eli, üniversitelere ulaşmamalı. Ki o zaman da bilim adamları özgürce, her konuda bilim üretebilsinler. Bunun için belki de işe YÖK kanunundan başlanmalı. Çünkü YÖK Kanunu, dünyanın hiçbir üniversitesinde olmayan şekliyle üniversiteye giren herkesi belli bir kalıba girmeye zorluyor. Ki geçen yıllarda yaptığı bir değerlendirmeden dolayı Prof. Dr. Atilla Yayla, YÖK kanununa dayanılarak görevinden alınmıştı.

Bunun yanında üniversitelere alınacak personel; siyasi görüşü ve etnik kimliğine göre değerlendirilmemeli. Bunun yerine kişinin hayal etme gücü, araştırma yapabilme yeteneği ve gireceği anabilim dalına ne katabileceği kıstaslar daha ağırlıkta olmalıdır. Bertrand Russell’ın da dediği “Yetenekle ilgili testlerde başarılı olamadıkça kimse üniversiteye kabul edilmemeli ve yetkilileri zamanını iyi değerlendirdiğine ikna edemedikçe hiç kimsenin orada kalmasına izin verilmemeli.”

Bu yazı toplam 5440 defa okunmuştur