İskender Kahraman

Türkiye’nin IŞİD ile Kedi Fare Oyunu

26 Ağustos 2016 Cuma 23:12

AKP hükümeti Kürtlerin Suriye’deki kazanımlarını engellemek için IŞİD ve türevlerinin arkasında durdu, onlara önce dolaylı sonra da açıkça ve dolaysız destek sundu.

Binlerce tır silah gönderdi. IŞİD üyelerinin Antep, Hatay gibi illerde karargâh kurup cirit atmalarını sağladı.
Birçok analist IŞİD komutanlarının Türkçe konuştuğunu, örgütün Osmanlı’yı yeniden diriltme gayesi olduğunu ve başka birçok sebepten dolayı IŞİD’in Türk istihbaratı tarafından yönetildiği ihtimalini dile getirdi.

Zaten IŞİD’in Ehli Sünnet vurgusunu Osmanlıcılık temaları ile birleştirmeye çalışan ideolojisi Türkiye Müslümanlığına yakın.

Son darbede IŞİD kılıklıların meydanlara inip kafa kesmeleri ve son zamanlarda yapılan araştırmalar bu durumun emarelerini göstermektedir.

Dikkat edilirse son zamanlarda Türkiye’de yapılan araştırmalar Türk halkının % 20 si IŞİD’e direk destek verilmesinden yana, % 22’si de ona sempati duyuyor. Yani Türkiye toplumu % 40’ın üzerinde IŞİD seviciliğine sahip.

AKP Türkiye’si ile IŞİD birbirine muhtaç

Dünya kamuoyunun baskısına dayanamayan AKP Türkiye’si IŞİD ile arasına mesafe koymak zorunda kaldı amatam olarak ipleri koparmadı ya da alternatifsiz kalmadı.

IŞİD’in yerini alabilecek, yani, Kürtleri durduracağı düşünülen Ahrar u Şam, Nusra, Ceyiş El-Fetih, Sultan Selim, Sultan Murad gibi El Kaide bağlantılı paravan örgütler kurdu ya da onlara yöneldi.

Bu gruplar da aynı alanda hâkimiyet savaşı veren IŞİD ile karşı karşıya geldi. Böylece, Türkiye ile IŞİD, her ne kadar birbirlerine saldırmazlık politikası yürütseler de, bazen karşı karşıya gelmek zorunda kaldı.

Bazen Türkiye IŞİD’e saldırdı bazen de tam tersi oldu. Ama bu aile içi kavgalarını geçemedi. Yani, ikisi de birbirine muhtaç. Kürtler var oldukça da birbirine ihtiyacı olacaktır.

Türk hükümeti IŞİD ve türevlerini Suriye ve Türkiye’de Kürtleri durdurabilecek en önemli araç görüyor. Cerablus operasyonu örneğinde olduğu gibi.

IŞİD’in Cerablus’u günler öncesinde boşalttığı biliniyordu. Ama Türkiye, IŞİD bahanesiyle Kürtleri durdurmak maksadı taşıyan hayalindeki ‘Güvenli Bölge’yi oluşturmak için Cerablus’a girdi.

Dikkat edilirse IŞİD Türkiye sınırları içinde saldırılar yaparken Türk devletine, güvenlik güçlerine, ordusuna, polisine saldırmamıştır. AKP rejimin muhalifi olan kitleleri (Kürtler, Aleviler…) hedef almış, onlara saldırmıştır. Suruç, Ankara ve Antep’teki saldırılar böyledir. İstanbul Sultanahmet, Taksim ve Atatürk Hava Limanı saldırılarında olduğu gibi turistlere, ‘yabancılara’ saldırmıştır.

İktidarın da bu kesimlere saldırdığı, onları etkisizleştirmeye çalıştığı açıktır. Burada bir amaç birliği, stratejik ortaklık vardır. 

Böylece hükümet,  muhalif grupları sindirmek için IŞİD'ten yararlanmakta, onun saldırılarından ‘mağduriyet’ çıkarmaktadır.

Hükümet Gever, Cizre, Nusaybin’de de İŞİD ve türevlerinden faydalandı. Onları yıkımda kullandı. Son darbe girişiminde de bu unsurlar hükümettin can simidi oldu. Dasını, palasını alan sokağa daldı.

Suriye ve Irak’ta sıkışan IŞİD için de NATO’nun 5’inci madde korumasında olduğu için, Rusların ulaşamayacağı bir insan havuzu, lojistik ve finansal bir merkez, bir anavatan Türkiye.

Türk dış politikası yeni evreye girdi

AKP hükümeti darbeyi, düşmanlarını temizlemek için bekliyordu. Yani, hükümet darbeyi biliyordu; ama kuvvetini, boyutunu bilmiyordu. Küçük bir şey bekliyordu. Ortaya çıkan emareler bu yönde.

Bu darbe girişimi AKP Türkiye’sinin saldırgan tavırlarına bir uyarıydı. Sonuç alıcı bir darbe girişimi değildi. İstenseydi sonuç alınırdı. Rusya-İran hariç ABD ve diğer güçler bunu bir uyarı düzeyinde destekledi.

Artık, Türkiye tavrını değiştirmek zorunda kalacaktır. Çünkü uyarıyı anlamış gözüküyor. Rojava’da küçük de olsa bir ‘güvenli bölge’ oluşturma karşılığında Batı’nın tüm dediklerini yapmaya hazır.

Türkiye’nin İsrail’le anlaşmaya varması, daha düne kadar ‘Rusya da kim?’ diyen Erdoğan’ın Putin’den özür dilemesi, Esad’a göz kırpması, İran ile ilişkileri düzeltmeye çalışması, Türkiye dış politikasının yeni bir evreye girdiğinin işaretleri olarak okunabilir.

Bu durum Türkiye’nin saldırgan politikaların miadının dolduğunu göstermektedir. AKP iktidarı ilk döneminde sözde ‘sıfır sorun’ tezi ile komşularla iyi geçinmeye çalışacağını dillendirmişti. Fakat işin özü öyle değildi.
Plan, önce komşuları küstürmek daha sonra da diğer ülkeleri Türkiye’ye müdahil edemeyecek şekilde uzaklaştırmaktı.

Yani, Abdülhamit’in ‘İstibtad Dönemi’ne öykünen Erdoğan ve hükümeti ülkeyi Kuzey Kore gibi dış müdahalelere kapatıp sonra da, başta Kürtler olmak üzere, içerdeki muhalif kesimleri sindirecekti.

Fakat ne Türkiye’yi izole edebildi ne de içerdeki muhalifleri tam olarak sindirebildi. İçerisi kan gölü, Dışarıda ise Türkiye’yi kale alan yok. BM Neredeyse dış müdahale sinyalleri veriyordu.

AKP iktidarı Türkiye’nin Kuzey Kore’ olabilme şansının olacağını, Ortadoğu gibi bir yerde, 80 milyonluk, saldırgan bir ülkeyi dünyanın kaldırabileceğini ya da onu kendi başına bırakacağını sandı.

Sonuç olarak içeriye IŞİD ve onun türevlerini sokarak hem iç meseleleri hem Kürt sorunu daha da içinden çıkılmaz hale soktu.

Verilecek barış mesajları, yapılacak iyi ilişkiler diplomasisi belki AKP’ye bir dönem daha seçim kazandıracak ama Türkiye’yi IŞİD gibi örgütlerin belasından uzun süre kurtaramayacaktır.

İstanbul patlaması IŞİD ile Türkiye’nin, Stratejik ortak olsalar da, ileride daha yüksek seviyede çatışabileceğini gösterdi.

Yani, Türkiye’nin istediği zaman hasımlarına karşı kullanırken, IŞİD’i sonsuza dek kontrol altında tutabileceğini sanması abesle iştigal...

Bu yazı toplam 5924 defa okunmuştur