İbrahim Genç

Türkiye Neden Güvenli Bölge İstiyor?

09 Ağustos 2015 Pazar 22:41

Türkiye dış politikasının demokrasiden ve Kürtlerden yana olmadıkça başarılı olamayacağı bugün daha iyi anlaşılıyor. Özellikle Suriye krizi boyunca AKP’nin belirlediği politika, Suriye’de savaşın ömrünü uzatırken aynı şekilde Türkiye’de de demokrasinin gerilemesine neden oldu. Bunu biraz açarsak; Türkiye, Suriye krizinde sorunun sürekli boyut değiştirdiğini fark etmeyerek tüm çözümü Esad’ın gitmesine bağlayarak farklı çözüm yollarını tıkadı. İkincisi de Türkiye’nin Rojava Kürtlerine karşı olumsuz tutumu, beraberinde Türkiye’de Kürt sorununun demokratik çözümünü tehdit etmiştir. Bu da beraberinde Kürtlerin AKP’ye olan güvenini sarsmıştır. Bugün de geldiğimiz noktada Türkiye, hem Rojava’da hem de Türkiye’de Kürt siyasal hareketleriyle bir gerginlik yaşamaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin Temmuz 2015 itibariyle Suriye krizine ‘Oyun değiştirici aktör’ olarak girmesine paralel Türkiye’de başlayan düşük yoğunluklu çatışmalı süreç dikkat çekicidir.

Türkiye-ABD Anlaşması

Türkiye uzun zamandan beridir uluslar arası güçleri tampon bölge ve Esad karşıtı eğit-donat programına ikna etmeye çalışıyordu. Özellikle IŞİD’in Kobanê kuşatması sırasında da konu gündeme gelmiş ve sadece eğit-donat programı kabul görmüştü. Bununla birlikte Türkiye, IŞİD’e karşı kurulan uluslar arası koalisyonda yer alsa da hiçbir zaman IŞİD’e karşı aktif bir savaşın içinde yer almamıştı. Buna karşın Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiği haberleri ve iddiaları gündemdeki sıcaklığını hiçbir zaman yitirmedi. Buna rağmen ABD, Türkiye’yi her zaman önemli bir müttefik olarak gördüğü için buna ses çıkarmadı. Sonuç olarak ABD-Türkiye arasında Temmuz 2015’te gerçekleşen görüşmelerle Türkiye ilk defa IŞİD’e karşı savaşmaya ikna edildi. Bu durum aynı zamanda Türkiye’nin şu zamana kadar IŞİD’e karşı durmadığının uluslar arası ölçekte kabulü anlamına geliyordu.

7-8 Temmuz’da yapılan görüşmelerde ABD ve Türkiye esas olarak iki noktada anlaşmaya varmıştı. Birincisi, Türkiye başta İncirlik olmak üzere hava üslerini IŞİD karşıtı koalisyon güçlerine açacaktı. İkincisi, ABD de Rojava Kürtlerinin batıya doğru ilerlemesini engelleyecek ve bir güvenli bölge oluşturulacaktı. Varılan anlaşmanın tam adı da “Türkiye-ABD ve ABD Liderliğindeki Koalisyon Güçleri ile birlikte Kapsamlı Ortak Harekat Planı” olarak belirlenmişti. Tabii Türkiye’nin tüm ısrarlarına rağmen ABD, “Tampon bölge” ve “Güvenli bölge” ifadelerini kabul etmemişti. Bunun yerine daha çok “IŞİD’ten arındırılmış bölge” ifadesi kullanılıyor. Buna göre Fırat Nehri’nin batısından başlamak üzere Kürtlerin kontrol ettiği Efrin’e kadar olan bölge IŞİD’ten temizlenecek ve buraya Suriyeli muhalifler konuşlandırılacak. Bu bölgenin Cerablus-Efrin arasında 110 km uzunluğunda ve Türkiye-Halep arasında 60 km  derinliğinde olması düşünülüyor.

Türkiye neden güvenli bölge istiyor?

Rojava bölgesinde Kürtlerin elde ettiği kazanımları Türkiye sürekli tehdit olarak algıladığı için son politik hamlelerde de Kürt karşıtı bir durum ortaya çıkarıyor. Özellikle Türkiye’nin tampon-güvenli bölge gibi istemleri, Kürtlerin bölgede güç kazanmasının üzerine şekilleniyor. Tabii Türkiye’nin tüm politikasını Kürtlerin kazanımlarını engellemek üzerinde kurduğunu söylemek büyük bir iddia olur. Peki Türkiye Rojava dediğimiz kesintisiz Kürt coğrafyasında neden Kürt güçlerinden yalıtılmış bir bölge istiyor? Şüphesiz bu sorunun birçok cevabı var. Ama bu sorunun kesinlikle cevaplanması lazım. Şimdi Türkiye’nin neden Kürtlerden yalıtılmış bir bölge istediğinin cevabını vermeye çalışalım.

Birincisi;Türkiye, Suriye’nin kuzeyi dediği ama Kürtlerin Kürdistan coğrafyasının bir parçası olarak Rojava veya Rojavayê Kurdistanê dediği bölgede oluşacak bir Kürt yönetiminin Türkiye’deki Kürtleri hareketlendirmesinden korkuyor. Doğrusu, Kürdistan coğrafyasının en küçük parçası olan ve politik açıdan Türkiye Kürtlerinden daha zayıf durumdaki Rojava Kürtlerinin otonomi elde edip anadilde eğitime geçmesine karşın Türkiye Kürtlerinin bundan yoksun bırakılması pek dikkat çekici olurdu. İkincisi; Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki petrolün Türkiye üzerinden dünya pazarlarına ulaştırıldığını biliyoruz. Bu da Türkiye’yi hem stratejik bir ülke yapıyor hem de ekonomik katkı sağlıyor. Dolayısıyla Türkiye Irak Kürdistanı’ından Akdeniz’e kadar oluşacak bir Kürt koridoruyla by pass edilip stratejik önemini kaybetmek istemiyor. Üçüncüsü; Türkiye’yi 12 yıl yöneten AKP yönetimi Osmanlıcı hayallerle kendini özellikle Arap dünyasının lideri olarak görüyor. Bu neo-Osmanlıcı politikadan dolayı Türkiye, oluşacak bir Kürt koridoruyla Arap ülkeleriyle bağlantısının kesileceğini ve diplomatik açıdan pasifize edileceğini düşünüyor. Dördüncüsü; nasıl her ülkenin Suriye’de desteklediği bir örgütü varsa Türkiye’nin de desteklediği ve finanse ettiği örgütler var. Kobanê ve Efrin kantonunun birleşmesi demek, Türkiye’nin muhaliflerle bağlantısının kesilmesi anlamına gelir. Hatırlanacağı üzere Başbakan Davutoğlu sürekli olarak Türkiye-Halep bağlantısının kesilmesine müsaade etmeyeceğini belirtiyor. Beşincisi; Türkiye kontrolsüz bir şekilde aldığı 2 milyona yakın Suriyeli sığınmacıdan artık kurtulmak istiyor. Bu sebeple de Rojava bölgesinde oluşturulacak bir güvenli bölgeye sığınmacıların gönderilmesini amaçlıyor.

Türkiye Kürtlerle el sıkışmalı

Sonuç olarak Türkiye’nin Kürtlerle uzlaşmadığı sürece Ortadoğu’da ciddi ve tutarlı bir politika sürdürmesi zor görünüyor. Çünkü bölgedeki Kürt varlığı, hem yerel bir nitelik taşıyor hem de Türkiye’nin iç politikasını doğrudan ilgilendiriyor. Özellikle Rojava ve Türkiye Kürtleri politik örgütlenme, etnik yapı ve akrabalık ilişkileri açısından yakınlık göstermektedir. Dolayısıyla Türkiye, iç politikasında PKK’yi kazanamadan  Rojava bölgesinde; Suriye’de PYD’yi de kazanmadan Türkiye’de ayakları yere basan bir politika üretemez. Bu sebeple, Türkiye politikasını gözden geçirip revize ettiği bugünlerde Kürtlerle el sıkışmaya çalışmalıdır. Aksi takdirde iki cephede Kürtleri karşısına alan bir Türkiye, uluslar arası kamuoyu tarafından da politikası ciddiyetsiz ve sübjektif bir ülke olarak değerlendirilecektir.

Bu yazı toplam 4649 defa okunmuştur