Ümit Yazıcıoğlu

Türkiye-AB Troykası

11 Mayıs 2008 Pazar

06 Mayıs 2008 tarihinde Dışişleri Bakanı ve Baş Müzakereci Ali Babacan"ın ev sahipliğini yaptığı Devlet Konukevi"nde gerçekleşen toplantıya AB Troykası"nı temsilen dönem başkanı Dimitrij Rupel, AB Komisyonu"nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Olli Rehn ve AB Konseyi yetkilileri katıldı.

Türkiye'deki reform uygulamaları ve AB içindeki tartışmaların değerlendirildiği bu  toplantıda Türkiye, AB'ye ''Tam üyelik olmazsa olmaz''; AB de Türkiye'ye ''Müzakere süreci hızlanmalı, yasaların çıkması kadar uygulanması önemli'' mesajı verdi.

Bazı değerli gazeteciler ve yazarlar, 301"nci madde ifade özgürlüğünü kabul edilemez şekilde sınırlıyor, değiştirilmelidir deyince kimse daha önce aldırış etmemişti, ama AB baskı yapınca hemen değiştirildi. Değişiklikler aslında AB baskısı altında yapılmamalıdır. Bilakis halk ciddiye alınarak yapılmalıdır.

Avrupalıların bu konudaki görüşleri ikilcilidir. Diyorlar ki CEZA Yasası"nın 301"inci maddesinde, “Türklük” ibaresi “Türk Milleti;” “Cumhuriyet” ibaresi de “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak değiştirilmiş. Yeni şekliyle, 301"nci maddeye göre, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, en fazla üç yıl yerine en fazla iki yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.  “Görünürde, çok az bir değişiklik söz konusu.” Sonuçta ise bir şey değişmemiş... “Sadece Türklük yerine Türk milleti denmiş... Bu maddede başka bir değişiklik olmamış.”

Diğer taraftan Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı'ndan bu konuyla ilgili yapılan taktiksel açıklamada, değişikliğin “ifade özgürlüğünün güvence altına alınmasında yapıcı bir adım olduğu ve uygulanmasının beklendiği” vurgulanıyor.

Avrupa Birliği Komisyonu da, “ifade özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan 301'nci maddenin değiştirilmesini memnuniyetle karşıladıklarını” belirtiyor ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan diğer maddelerde de değişiklik yapılması gerektiğini vurguluyor. Yani bizi doyuramadın, diğer istediklerimizi de yap diyor. İyide bu devlet, hep sizin dediğinizle mi, hareket etsin?   

“Acaba siz Avrupalılar olarak ne kadar, düşünce özgürlüğüne ve insan haklarına sahip çıkıyorsunuz” diye bizim baş müzakereci Ali Babacan bunlara soru soramıyor? Hep ılımlı ve aşırı derecede liberal davranıyor. Diş politikada diplomasinin yanında, olaylarında üzerine ciddiyetle gidildiğinde, başarılı olabilirsiniz, hep başkalarının sözüne amin derseniz, ülkenizin çıkarlarını Avrupa"da savunamazsınız.  

Baş müzakereci Ali Babacan kalkıp bunlara demiyor ki “kardeşim sen bizden her şeyi yapmamızı istiyorsun, ama senin ortak üyen olan Almanya"da insanlarımıza ikinci sınıf insan muamelesi yapılıyor, vatandaşlarımızın kaldıkları mekanlar yakılıyor, Almanya"da vatandaşlarımız  karanlık bir güç tarafından fizikken aynı zamanda imha ediliyor, hem de diri diri yakılarak. Acaba Siz Avrupa Birliği Dönem başkanı olarak Almanya"nın Ludwigshafen, Solingen, Hoyerswerda ve benzeri şehirlerinde insanlarımıza veya vatandaşlarımıza karşı yapılan katliamlarda,  meselenin gün ışığına çıkması, yani aydınlanması için neler yaptınız? Hangi komisyonda bu olayları irdelediniz? Almanya"da devlet içinde “derin bir gücün olduğu ve bu karanlık gücün”   bu olayları yaptırdığı  iddia ediliyor. Bu iddiaları Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı olarak araştırıyor musunuz?”

*    *    *

Türkiye'de Kürt halkının durumuna gelince;

AB-Türkiye ilişkilerinin önemli öğelerinden birinin, hatta en önemlisinin, Türkiye'de Kürt halkının durumu ve Kürtlerin hak ve özgürlükleri üzerindeki baskı ve kısıtlamaların olduğu, kimse açısından bir gizlilik ya da muamma değildir. 2006 ve 2007 İlerleme Raporlarında devlet okullarında Türkçe dışındaki dillerde eğitimle ilgili kısıtlamaların sürdüğü iddia edilmekte, Kürtçe kursları veren özel kurumların tümünün Ağustos 2005'te kapandığı belirtilmektedir. Bu sorunlar, ilişkilerin tüm sürecinde ve tüm boyutlarında gündeme gelmekte ve Türkiye, özellikle de "bölünme paranoyası" ile bu konuda cesaretli adımlar atmaktan imtina etmektedir. Ancak, gelişmelerin ve ilişkilerin gelmiş olduğu bu düzeyde artık mızrak çuvala sığmıyor. Bu sorunun çözümü için Avrupalılara devlet kendi lobicileri ve diplomatları aracılığıyla bir şeyler anlatmaya çalışıyor, ama bir türlü bu konuda inandırıcı olamıyor. Aslında devlet bu konuda çözüm önerilerini, kendi kamu oyundan artık saklamamalıdır,  lobicilerin Avrupa"da dile getirdikleri ülkede ve TBMM sinde açık açık tartışılmalıdır. 

Sonuç olarak belirlemek gerekir ki;

Kürt sorunu ve Ermenilerle ilgili iddialar Türkiye Avrupa ilişkilerinde önemli bir mesele.  Çözülmeleri gerekir. 

AK Parti"nin kapatılması meselesiyle ilgili olarak Avrupalıların yaptıkları açıklamalar ise kamuoyunda ciddiye alınmalıdır. Ama yargıyı etkileyemez ve etkilememelidir. 

Ludwigshafen, Solingen, Hoyerswerda olayları AB tarafından araştırılmalıdır? “Alman derin devletinin” olup olmadığı aydınlığa kavuşturulmalıdır.

Bu yazı toplam 7142 defa okunmuştur
AB VE TURKIYE
 // şervan keremoğlu
TURKIYENIN BASTA OLDUGU SURECTEN BU YANA HEP ZARA ETMESI AB MUZAKERERIN BASLANDIGI GUNDE BERI HEP TARTISMALR VAR TURKIYE AB * YE GITMEK ISITIYORSA MILLATINE KARSI YAPTIGI ZULUMLERI USTUNDE BUNU ANLAYAN AB DIR VE TURKIYE AB YE GIRMELI HUKUKEN YASAL UYARILARA KARSI GELMEMELIDIR....ŞERVAN...
11 Mayıs 2008 Pazar 18:58
AB Hukuka Gerçekten Değer Veriyor mu?
 // Hamit Sımko
Hocam yazınızı bir bütün olarak değerlendirdiğimde şunu anladımki AB denilen birliğin ne geçmişi ne de kültürü o kadarda gıpta edilecek yada model alınacak bir örnek medeniyet değildir.AB'nin tarihine baktığımız zaman temiz bir geçmişe sahip olmadığını görürüz.Orta Çağ boyunca birbirlerinin hak-hukukuna tecavüz edip yüzyıl boyunca savaş,katliam,cinayetlerle dolu bir çağ yaşatmışlar hem kendilerine hem de Doğudaki İslam medeniyetine Haçlı seferleri ile medeniyet,kültür,ilim ve bilim namına ne varsa ya yokettiler,yada gaspedip,yağmalıdılar .Aslında Batı medeniyetinin günümüzdeki hukuk sisteminin temelini Roma İmaparatorluğu döneminde uygulanan hukuk sistemi oluşturuyor.Roma imparatorluğun tarihini okuyan her insan görürki bu medeniyet hiç bir zaman insanlara hukuk kuralları uygulamamıştır.Dünya hakimiyet savaşını, kaba- kuvvet ve sömürge anlayışı ile yapmıştır.Aslında 11 Eylül olayları ile ABD'nin,gerçek olmayan boyalı-maskeli özgürlük yüzü nasıl ortaya çıktıysa güvenlik meselesinin arkasına sığınıp özgürlükten,hak-hukuktan nasıl vaçgeçtiklerini bütün dünya gördü.Kısacası demek istediğim kendi çıkarları ve özgürlükleri sözkonusu olduğundan en kuralcı ve polis devleti anlayışına sahip olabiliyorlar.Başkaları hak-hukuka riayet etmediği zaman Kopenak Kriterlerine niye uymuyorsunuz.Elbeteki bütün ülkelerin hak-hukuka riayet etmesi şiarımızdır.ama gelgörki en fazla hukukun çiğnediği, insan haklarının en fazla ihlal edildiği ülkelerden birisi de Türkiyedir....
11 Mayıs 2008 Pazar 16:51