Ümit Yazıcıoğlu

Türk diplomatının serzenişi

31 Ekim 2007 Çarşamba

Değerli okuyucularım halen Avrupa"da görevli olan bir diplomatımızın bazı gazetelere kendi açık ismini belirtmeden gönderdiği yazı bir şekilde benim de bugün elime geçti... İçeriği gerçekleri vurguladığı için ismini bile bilmediğim, kendini kesinen şahsen tanımadığım bu yurtsever diplomatınızın serzenişlerini sizlerle köşemde paylaşmak istedim. Bu nedenle aşağıdaki metni sizlerinde okumanızı tavsiye ederim...

 

“Kendim 15 yıldır Brüksel, Cenevre ve New York"ta bazı enstitülerde çalıştım, Türkiye ile ilgili binlerce lobi çalışmasında bulundum ve hala çalışıyorum. Ama Türkiye"de son zamanlarda olan gelişmelerden duyduğum kaygıyla sizlere yazıyorum. Başlarını kuma gömüp, kendi kişisel çıkarlarını ülkenin çıkarlarının üstünde tutan politikacılar, askerler ve siz bazı gazeteciler, Türkiye"nin geleceği ile oynuyorsunuz.

 

Sizler gelişmenin, demokratikleşmenin karşısında durdukça, bizim Türkiye uğruna verdiğimiz emekler, her gün boşa gidiyor. Dışardan, sizlerin kaleme aldığı yazıları okudukça, sanki başka gezegende yaşadığımız hayaline kapılıyorum. 15 yıldır Türkiye"nin dışarıdaki itibari için, çıkarları için çalıştık durduk. Yalan söyledik, maniple ettik, yüzümüz kızardı ve bir çok başarıya imza attık. Ama son geldiğimiz nokta bizi çok zorluyor. Ne yapacağımızı bizde şaşırdık. Bundan 3-4 yıl önce durum farklıydı. Çok iyi bir Trend yakalamış, çok iyi de lobi çalışması yürütüyorduk. Ancak inkar, manipulasyon ve yalana dayanarak bir yere varamıyorsunuz. Ülke içinde durum farklı olabilir ama uluslararası arenada, oyunun kuralları çok farklı. 3-4 yıl önce yaptığımız uyarılar ciddiye alınsaydı, şimdiki durumda olmayacaktık.

 

Bundan 1-2 yıl öncesine kadar bizimle çalışan Kürt kökenli bir çok yetenekli bürokrat, ekonomist, politikacı bizleri terk etti. Türkiye"de akrabası Kürtçe müzik dinliyor diye linç edilen bir bürokratın, Türkiye için lobi çalışması yapmasını beklemekte zaten uygun düşmüyor. İçerde hata yapıldıkça, bunun zararını dış kulvarda bin katıyla, biz ödüyoruz. Şimdi çıkmaza geldik dayandık. Ne Politikacılar, ne bürokratlar, nede lobi kurumları bizi ciddiye alıyorlar. Bu başarı sizindir de. Gurur duyun.

 

Buralara gelen Türk siyasetçilerine verdiğimiz her nasihat, uygulanmadan unutulup gitmiştir. Elde edilen muazzam tecrübeler, hiç dikkate alınmamıştır. Yeni kuşak Türk politikacısı, ne evrensel değerlerden, nede demokrasiden etkilenmiştir. Kişisel çıkarlar, çocuklarının ABD veya Avrupa"daki eğitimi, Türkiye"nin evrensel çıkarlarından daha önemli hale gelmiş.

 

Gazetelerimizi son yıllarda okuduğumuzda, hangi çağda yaşadığımıza şaşırıyor insan. Gazeteleri süsleyen tüm kışkırtıcı haberler veya köşe yazarları tarafından yazılan her ırkçı yazı, günü geldiğinde Avrupalı ve Amerikalılar tarafından önümüze konuluyor. 3-5 dünyadan, medeniyetten haberi olmayan faşistin linç girişimini ‑halk linçe kalkıştı diye verdiğinizde, bizim ‑Türk milleti demokratik değerlere ve azınlıklara saygılıdır iddiamızı, yerle bir ediyorsunuz. Şark kurnazlığı ile evrensel değerleri kandırmaya çalışıyorsunuz.

 

Yıllık geliri 1 Milyon dolar olan gazetecilerimiz olduğunu biliyoruz. Ama buna rağmen, bu gazetecilerin içlerindeki kine yenik düşüp, bize Nazi dönemini hatırlatan satırlarla, silaha, ezmeye, katliama çağrı yapan yazıları yazmaları hiçte anlaşılır değil. Bu her satır, Türk lobicilerinin elini kolunu bağlıyor. Cumhuriyet tarihinde ilk olarak Hasan Cemal"in son 2 haftada yazdığı yazılar dışında, tam bir karanlık. Globalizm, evrensel insan hakları, azınlıklara saygı yerle bir edilmiş ve kişisel ve bazı guruplara dayanan histeri ortalığı kaplamış durumda.

Türkiye Cumhuriyetinin özenerek yetiştirdiği ve Türkiye"nin uluslararası çıkarları için yıllarca mücadele eden son Kürt kökenli arkadaşlarımız da, bizi son haftalarda terk ettiler. Bunun bedelini siz değil, gene Türk milleti ödeyecek. Bu sorumsuzluğunuz ve provokatif yaklaşımınız, Türkiye"ye büyük kan kaybettiriyor.

 

Siz, ezberinizi tekrarlarken, siyasilerimiz küçük çıkarları gölgeye düşmesin diye değişememezliği oynarken, Avrupa"da büyüyen, okuyan her Kürt, her tarafta karşımıza çıkıyor. Bir toplantıda bizler Terörizm üzerine Avrupalı politikacıları ve gazetecileri iknaca çalışırken, ayağı kalkan, sonradan Kürt kökenli olduğunu öğrendiğim bir bürokrat ‑Türkiye"de Kürtçe okullar olup olmadığını sordu. Bu soru bizim için bir ilktir. Eskiden böyle bir soruyla karsılaşma oranı %0 di. Ama inkarda direten Türkiye, kendi kendisini rezil etmeye devam ediyor. Türkiye için çalışması gereken biri, tek sorusuyla, Türkiye"nin imajını yerle bir ediyor. Şimdi söyleyin bana, bu soruyu nasıl yanıtlayalım? Türkiye"de olsa yanıtlaması kolay, yok işte Kürtler azınlık değil çoğunluk, yok terörizm var, yok Kürtler var ama Kürtçe yok, diyerek yanıtlardık. Ama bu yanıtlara, burada kargalar bile gülüyor. Toplantıdan sonra konuştuğum Türkiye yanlısı bir alman politikacı, kendisinin Türkiye"de Kürtçe okullar olduğunu sandığını, bugün yeni bir şey öğrendiğini söylemiş, bizi yerin dibine batırmıştı. İçte inkar oldukça, bizden dışta başarı beklemeyin. Yazdığınız satırların, buradaki çıkar çevreleri tarafından incelendiğini ve yeri geldiğinde, bizim savlarımızı çürütmek için, ortaya çıkarıldığını unutmayın.

 

Bundan 3-4 yıl öncesine kadar, dünya basını, bürokrasisi ve politikası, PKK denen örgüte ‑terörist derdi. Bizde bunun böyle gideceğini sandık. Türkiye"deki bürokratlara ve siyasilerine verdiğimiz çözüme ve değişime yönelik öneriler saman altı yapıldı. Yabancı sermayenin, Türkiye"ye girişi ile işlerin çözüleceğini, yabancıların bu nedenle Türkiye"yi rahat bırakacaklarını sanıp, inkarda ve eski politikada ısrar edildi. Borsanın ve milli ekonominin satılmasıyla ortaya çıkan 100 Milyar Euronun paylaşılması ile uğraştı asker, siyasetçi, bürokrat ve gazetecilerimiz.

 

İçerde gerçek demokrasi olmadan, dışarıda yabancı ülkelerine yaptığımız yaptırım politikası da artık işlemiyor. Kulakları açmanın ve gerçekleri görmenin zamanı gelmiştir artık. Yeterince gülünç duruma düştüğümüz ortada artık. Taha Akyol ve Ertuğrul Özkök gibi gazetecilerin son haftalarda yazdıkları yazılar, eski tahrikçi, karanlık politikanın süreceğini gösteriyor. Ama biz diyoruz ki, kazanarak değişmek varken, neden kaybederek, kan dökerek değişmeyi savunalım ki? Büyüyerek değişmek, demokratikleşerek, azınlık haklarına sonuna kadar saygı göstererek oluyor. Keşke 1990"da Kürdistan kurulsaydı, şimdiki zararın 10 da biri bile olmazdı. Çatışarak, baskı uygulayarak, kandırarak yönetmek devri geçmiştir beyler. Uyanın artık. Halkı galeyana getirip, kişisel çıkar sağlamak, Türkiye"ye uluslararası alanda büyük zarar veriyor. Şu anda PKK"ya Terörist diyen 1-2 gazete veya TV kalmıştır. Bu trend hızlanarak sürüyor. Sonu nereye varacak, bizde bilmiyoruz.

 

Avrupa"da ve Amerika"da yaşayan, sizleri okuyan Türk gençleri, yabancı gazete forumlarında sizin yazdıklarınızı tekrarlıyorlar. Sizin yazdığınız şeyler Türkiye"de normal oluyor ama dış dünyada ırkçı oluyor maalesef. Siz yazdıkça, sizi tekrarlayan Türk gençleri Türkiye"yi gülünç hale düşürüyor. Türkiye"yi savunmak uğruna saçmalıyor gençlerimiz. Kendi oturduğumuz dalı hızla kesiyoruz. Kan gölüne attığınız taşlar, işte Türkiye"yi dış dünyada böyle vuruyor ve bunu düşündünüz mü hiç?

 

Gecen hafta konuştuğum, başarılı bir Türk işadamı dert yanıyordu. Büyük bir Kürt tekstilcinin, Ağustosta, Türkiye"deki tekstil üretimini durdurduğunu, Türkiye yerine Polonya"da bir fabrika açtığını anlattı ve ‑içine kapanıp dıştan etkilenmeyen Türkiye"yi, büyük bir tehlike bekliyor. En büyük zararı bize Kürtler değil, bizim siyasiler, ordu ve gazeteciler veriyor dediğine kendim şahit oldum. Yeğeni dağda vurulan bir Kürt işadamının bizden kopuşu. Milyonlarca dolar ihracatta patlayan inkar. Bu insanları inkarla kazanabileceğimize ben inanmıyorum artık. Diğer azınlıklara işleyen konsept, Kürtlerde işlememiştir. Durum bu. Ya bu adamların haklarını verip, ayni koşullarda eşitçe, kardeşçe yaşayacağız, yada en geç 5 yılda büyük Kürdistan kurulacak. Bu tehdit değil, sadece neden-sonuç ilişkisi. Kürdistan"ın kurulması bile, bize bugünkü durumdan daha fazla zarar getirmeyecek. Kürt sorununa takılıp yaşamaktan, bu inkar yemeğini yemekten usandık ve yorulduk artık.

 

Bundan 1-2 yıl önce Öcalan posterleri ile, örgüt bayraklarıyla sağa sola saldırıp, mitingler düzenleyen PKK, bizim ekmeğimize yağ sürerdi. Ama 1 yıldır gözlemlediğimiz, örgüt üyelerinin Kürdistan bayraklarıyla yürüyüşler yaptığı. Nereden nereye. Bu gidişatı içerde askeriyle, korucusuyla çözme hevesinin sonuçları. Biz baskıda direttikçe, zayıflıyoruz. Kiminiz bunu nedense görmek istemiyor. Ama çok yakında görmenize gerek kalmayacak.

 

Eskiden, her Türkiye"de yaşayanı Türk sanırdık. Her yanımızda çalışan Türk, UNO da, BM de, Brüksel"de, AB"de her tarafta Türkiye"den gelen her kes Türk"tü. Şimdi her taraf kendisine tam güvenen, diğer ülkelerin bürokrasisinde önemli mevkilerde çalışan ve kendisine hiç çekinmeden ‑Kürdüm diyenlerle doldu. Her ortamda bizi sorgulayan, hakli gerekçelerle mahkum eden kesimler ortaya çıktı. Biz PKK yi yendiğimizi sanarken, durumun hiçte öyle olmadığı ortaya çıkıyor. Bu insanları kaybetmemizin nedeni iste bu inkar ve saçmaladığınız o satırlardır.

 

Dünya değişiyor. Uluslarararası arenada ülkeler iyi bir imaja sahip olmak için milyarlar harcıyor. İç sorunları çözüp, kendi markalarıyla dünya pazarını ele geçirme zamanı şimdi. İç sorunlarıyla boğuşan bir ülkenin başarılı olma ihtimalinin sıfır olduğu zaman. Örnek vermek gerekirse, ülkemize gelmek isteyen Alman turist sayışı azalıyor. Bunun önemli nedeni Türkiydeki iç inkarcı politika ve onun yansıması uluslararası Kürt lobileridir. Her tarafta Türk turizmini baltalayan telkinler yapılıyor. Özel sohbetlerde, trende, is gezilerinde, siyasi toplantılarda ve İnternet forumlarında. Türkiye"de işkence gören, kardeşlerini kaybeden, kimliği, dili inkar edilenden de başka bir şey beklemek saçma olur. Kendimizi kandırmaya son vermek gerekiyor.

 

Şimdiye kadar çalışanlarına Antalya"da bedava iş tatili yaptıran bir İsviçre firması, bu sene Yunanistan"da karar kılıyor. Orda çalışan bir Türkün, bize verdiği bilgiye göre, firmanın yöneticisi Tuncelili bir Kürt, bunun kararını alıyor. Kendisiyle yaptığımız nazik telefon görüşmemizde, gayet sakin bir şekilde ‑memleketime bu sene gittiğimde, milletimin ne kadar büyük bir baskıya uğradığına şahit oldum. Ne inancımız, ne dilimiz, ne de doğamıza saygı duyuluyor. Bunu bize farz gören bir ülkede tatil yapmak, insanlık ilkelerine aykırı olurdu. Türkiye düşmanı değilim ama, bu koşullar sürdükçe bizden dostluk beklemeyin  Ne demeli buna. Empati uyguladığımda, ancak anlayabiliyorum.

 

Kahraman satırlarla, Türk milletinin hoşuna gidebilirsiniz, ama bu satırlarla gene Türk milletine kötülük yapıyorsunuz. Nazi propaganda mekanizmasının Alman milletine verdiği zararı, Almanlar ancak 1950 lerde farkına vardılar. O zamana kadar o mekanizmanın kahraman askerleri, yurtsever politikacısı ve kaprisli gazetecisinin ne mal olduğu çok sonradan anlaşıldı. Unutmayın.

 

Buradan Hasan Cemale son yazılarından dolayı teşekkür ediyorum,. Gerçek Türk yurtseverinin yazıları. Selamlar.”

Bu yazı toplam 9187 defa okunmuştur
Sadece
 // Bu yazı bir diplomata ait değil
Baskı olarak yazılmıştır.Sanki kürtler eziliyormuş havası yaratılmış,hangi kürt vatandaşımız özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar, K.Irak'a gidip yerleşmek isteyen var mı bu yazıyı okuyanlardan ? Eminim yoktur,ama şöyle düşünün G.doğu'nun K.Irak'a verildiğini ?(asla vermeyeceğiz de) sanıyor musunuz ABD destek olacak o halka? Asla olmayacak ,aksine soykırım yapacak,proje Kürdistan değildir,amaç Büyük İsrail Devleti'dir ve müslüman halkın yok edilmesidir.O yüzden çok iyi düşünün ve hangi taraf olacağınızı iyi seçin!...
25 Kasım 2007 Pazar 02:38
şahane!
 // serkan boyno
Bu yazıyı kim yazmışsa şahane bir kurgu yaparak etkili bir metin oluşturmuş. Hayal gücünden dolayı kutlarım....
13 Kasım 2007 Salı 15:38
Milliyeticlik bir yana konulmali...
 // Emre
Kurt sorunun cozumu ne PKKnin istedigi gibi bolgesel milliyetcilige boyun egerek bulunacak, nede mevcut politikasinin devamliyla. Turk'te Kurt'te insandir, problemin aslisi nedir, insanlik ne gerektirir, sadece bunu dusunmeliyiz. Guneydogu'da Turkce bilmeyen insanlarin varligi inkar edilemeyen bir noktadir. Peki, bu insanlarin neye ihtiyaclari var? Saglik hizmetlerine, belediye hizmetlerine, adalet hizmetlerine, egitime...Saglik ve diger hizmetleri Kurtce olarak alabilmelidirler, cunku bu bir hizmettir, bildikleri dilde verilebilmelidir. Egitime gelince; Kurtce okul bir cozum degil, cunku Turkiye'de is bulabilmek icin Turkce sart. Hatta dunyada Turkce bile yetersiz, Ingilizce ve baska yabanci diller de gecerli. Kurtce egitim, bundan dolayi, hem Kurtlere hemde Turkiye'ye zarar. Egitim dili Turkce olmalidir, ilk okullarda temel derslerden once Turkce bilmeyen cocuklara Turkce ogretilmelidir. Ancak, Kurtce ogretim de yayginlastirilmalidir. Lise ve universite duzeyinde ogretilebilmeli. Tipki Ingilizce, Fransizca gibi. Kurt dil, edebiyat, tarih bolumleri de acilabilir. Bilimi, insanligi milliyetcilikten ayri tutmak lazim, dedigim gibi. Amac sadece ve sadece halka hizmet olmalidir. Bolgeselcilige karsiyim. Federal yapiya da karsiyim. Federal yapi sadece boluculugu hizmet eder. Bakiniz cekoslovakya, belcika ve ispanya orneklerine. Biri bolundu, biri bolunmek uzere, digeri de hala teror sorunu ve kavgalar var. Ilk once dil konusunda biraz ozgurluk taninmali. Ve Kurt siyasetciler kesinlikle PKK dan uzaklasmali. Kurtalan gibi dagdan meclise inenlere tahamul edemeyiz. Ne zaman ciddi, terorden uzak bir Kurt siyasi hareketi olusursa, o zaman ortakca konusulabilir....
13 Kasım 2007 Salı 00:38