Mehmet Dinç

Tozlu yollardan geldin

22 Haziran 2013 Cumartesi 23:28

**
Geçirdiği kaza sonucu on sekiz aydır yatakta sırt üstü yaşayan

ve daha ne kadar böyle kalacağı belirsiz olan Erdal ARSLAN için.

Ve her gidişimde beni ziyaret etmiyorsunuz söyleminin yüreğimde açtığı sızı için.

 

Yer yer arabanın sarsıntısı içinde elindeki beyaz zarf, kalem ve içi börek dolu poşete bakıyorsun. Sonrada yoll boyunca eriyen asfaltın kenarlarında kuruyan çalılıklara takılıyor gözün. Diyarbakır yolu tek şerit, asfaltlı olmasa keçi yolu denecek kadar dar. Minibüsün içi sıcak, ardına kadar açılmış camlardan içeri körükten boşalırcasına sıcak hava giriyor. Senin aklın ise gerilerde kalıyor. “Yolun açık olsun oğlum, Allah zihin açıklığı versin,” diyen annenin sesi ve yanında duran kardeşlerinin görüntüsü halen silinmemiş belleğinde.

Dershane yok, öğretmen yok, kitap yok yaşadığın kentte. Sarı benizli, küskün bir ihtiyar gibi duran “Cumhuriyetin” kitaplarıyla dolu kütüphaneyle yetiniyorsun sadece. Kara ciltli, önsöz sayfası yırtılmış, aşına aşına tütün yaprağı gibi sararmış cilt cilt kitapları, kırışmış ceketi, ödü kopmuş gibi donuk yüzü, insana hep sıkıntılıymış gibi bir izlenim veren kütüphaneciden istiyorsun.

Kardeşlerin ağızları açık, kol bacakları bir birine karışmış vaziyette uyurken, sen bir köşeye sinmiş, okuduğun dergilerde geçen konuları anlamaya çalışıyorsun. Gecenin sessizliğini, yanı başınızdaki ahılda sütü eksilmiş keçinin sesi bozuyor bazen.  Okuyorsun, anlamıyorsun, bir daha okuyorsun… Anlayıncaya dek peşini bırakmıyorsun. Günümüz tüketim toplumunun, her şey gibi, özel ders, dershane, öğretmeni insanın ayağına getiren hormonlu gıda, yapay zekâ gibi bilgiyi hazır almıyorsun. Küçük ellerinle bir mermer yontucusu gibi derinden, derinden kazıyorsun bilgi dağını. Her açtığın tünelin sonunda başka bir bilginin ışığı ile harmanlanıyorsun.

Balıkçılarbaşında iniyorsun minibüsten. Elindeki yoğurt kovasının ağrılığının verdiği zorlukla sora sora sur dibindeki “yeşil çınar,” çay bahçesini buluyorsun. Teknolojinin ilerlemediği, insanların zamana sadık kaldıkları bir dönemde yaşıyorsun. Derken annenin, kuzeninin eşi seni çay bahçesinin kapısında karşılıyor. Arabesk müziğin tavan yaptığı bir dönemdesin. Pantolonu İspanyol paça, saçı da Ferdi Tayfur gibi yana doğru dalgalı eniştenin. “Gel otur,” diyor. “bir sigara içeyim, sonra eve gideriz.” Birinci paketinden bir sigara çıkarıp yakıyor. Sana da oralet söylüyor. Ailenin hal hatırını soruyor enişten. Sigarası bitiyor. Çürük banknotlardan birini çıkarıp, önünde bozuk para cepleri olan peştamal giymiş adama uzatıyor. “ bereket versin,” diyor adam.

Dağ kapının ara sokaklarına giriyorsunuz. Sokaklar labirent gibi; sırtında odun taşıyan bir at geçse duvara yapışacağın kadar da dar. Yılan gibi kıvrılıyorsunuz ıslak, izbe ve salaş yerlerde. Sonra bir kapının önünde duruyorsunuz. Kapı bir avluya açılıyor. Avlunun içinde basık tavanlı, kör pencereli birden fazla ev…

Teyzen seni güler yüzle karşılıyor. Ellerini öpüyorsun. “Enişten bana müsaade,” diyor. “annem börek de gönderdi,” diyorsun. “Meyir” çorbası getiriyor teyzen; afiyetle yiyorsun.

Akşama kadar avluda dut ağacının gölgesinde açılmış kilimin üzerinde oturuyorsun. Daha doğrusu bedenin orada da ruhun sonraki gün gireceğin sınavın ızdırabında. “Ya başarılı olamazsam?” ihtimali bile tüylerini diken diken ediyor.

 Gece iki gözlü odanın birinde teyzenin çocuklarının yanı başında sana özel konulan süngere kıvrılıyorsun. Babanın, sınavda zamanı hatırlaman için kolundan söküp verdiği SEIKO saati başının ucuna koyuyorsun. Sanıyorsun ki çok uzak yerlerden başlayıp çok uzak yerlere ahşap karavanlarda insanlar taşıyan eski zaman atları gibi saatin tiktakları da yorgun düşecek; panikliyorsun.  Sınavın heyecanıyla bütün gece kâbuslar görüyorsun; Söz gelimi annenin sesi kulaklarında yankılanmıyor; okuduğun sorulardaki bilgileri tanımıyorsun.

Gün ışığıyla beraber, gözünü açmanla teyzenin yanı başında belirmesi bir oluyor. Saate bakıyorsun; durmamış. Kahvaltı yaptıktan sonra teyzenin ellerinden öpüyorsun. Helallik istiyorsun.

Sınava gireceğin okulun kapısında kimliğini ve sınava giriş belgeni çıkarıyorsun. Üst araması yapıyor polisler. Sınava alınmama ihtimaline karşın kalp atışların daha bir hızlı çarpıyor. Sonra hiçbir neden yokken sınırı kaçak geçmişsin gibi rahat bir soluk alıyorsun. Koridorlarda senin gibi uzaklardan gelen yüzlerce öğrenci görüyorsun. Fakat yine de onlara aldırmıyorsun. Sınıfını, sıranı bulup bir daha kalkmamacasına oturuyorsun. Babanın SEIKO saatini de masanın kalemliğine yerleştiriyorsun.

İnce kirpiklerin arasından soruları takip eden kömür gözlerin ilk başlarda soruları yabancılasa da sonradan sorularla yakın bir akrabalık kuruyorsun. Soğukkanlısın, her soruya yaşamın içinden bakar gibi bakıyorsun. Kurşun kalemin yumuşak ucuyla, yumuşak hareketlerle işaretliyorsun şıkları. Bilgiyle harmanlanmış ışık huzmeleri beynini aydınlatıyor. Bir soru daha bir soru daha derken bir savaşçı gibi önüne çıkan her soruyu deviriyorsun. Dün gece yaşadığın kâbusta duymadığın annenin sesini, kardeşlerinin sesini duyuyorsun. Kızgın güneşin altında başlarına poşu sarmış, saman toplayan babanın siluetini görüyorsun saatin camında.  “ ir rezilliktir bu hayat,” diyen sözleri kulaklarında çınlıyor.

Sınav bitince günlerdir bir karabasan gibi ruhunu saran sınav sendromundan kurtuluyorsun.  Minübüse biniyorsun. Yabancılık çektiğin bu yerlerden uzaklaşıp, bir an önce tanıdığın, yaşadığın kente gitmek istiyorsun. Bu isteğin içinde bahçede çapa yapan annene müjdeyi vermenin de olduğunu biliyorsun. 

Bu yazı toplam 4965 defa okunmuştur
yorgun atlar gibi
 // roza
yorgun atlar gibi.. saatin tiktakları

kürt kaderini anlatan bir yazı olmuş.

yazılarınızı merakla bekliyorum...
25 Haziran 2013 Salı 11:44
reziliktir bu hayat
 // mesude hevsel
her soruya yasamin icinden bakar gibi bakiyorsun.

anladigim kadariyla komsu sehirlerden amede sinaw icin giden kitaplarin yoksuzluGU we war olan ama yalan olan cumh. kitaplarinin werdigi celiskiler ile bogusan bir gencimizin bir an önce kendini ana kucagina atan duygu selini anlatiyor. sonuc : bu toz duman hayat cekilmez---anadilimiz-we egitim sart.kürdü anadilsiz egitimsiz birakmanin sahane taklalarini yine bugünlerde pek xeyalanlarla izliyoruz.
Sewgili yazarimiz Mehmet Dinc´e tskr. ediyorum....
24 Haziran 2013 Pazartesi 20:44