İrfan Sarı

Toprak ölüm kokar keko!

13 Mart 2010 Cumartesi 02:07

Sen daha büyümedin, ama büyümek için ilk defa fırsat geldi ayağına. Anneni ve kardeşlerinikaybetme pahasına da olsa ilk defa bir fırsat geldi ayağına. Keko! Dünya senin sandığın kadar kolay alışılacak bir mekân değil. Canın sıkılınca küfrünü bas!

Küfrederek başla hayata. Ağlamak sızlanmak senin karın değil!

Bak!

Sarıldığın toprağın altında yatan senin anan, senin kardeşin. Senden önce bu topraklara deprem olmadan yatan nice yaşıtının anası, ağabeyi, ablası, kardeşi yatıyor. Sende onlardan birisin.

Doğa gazabını yağdırmış ne ala!

Ya! Düşmanca, hunharca, pervasız kardeşlerinin ve ecdadının üzerine gazap yağmuru yağdıran deprem ne olacak?

Kalk kardeş! Kalk!

Kalk! Bu toprak ağlayan bütün anaların sarıldığı balçık yatağıdır.

Senin yüreğin ananın yokluğunu kaldıracak kadar cesurdur biliyorum. Çünkü yazgın böyle yazıldı. Yaratan senden evvel yazmış yazgını. İster kafa tut! İster asi ol! İster mazlum! Seni toprağa sarılacak kadar vicdansız bir sistem bekliyor.

Kardeşlerini her gün vuran, döven, ceza kesen, akıl almaz çileye karşılık tutan bir mekanizma var. Senin yaşadığın ne ki!

Şimdi ağlasam senin gözyaşlarını silemem. Çünkü senin gözyaşların insan olanların üzerine yağacak kadar mazlum, insan olmayanların üzerine yağacak kadar cesur yürek atışlarıdır. Kim bilir bu serzenişi, kim duyar bu yürek atışını?

Beklersen, büyürsen şayet…

Anlayacaksın.

Failin belli. Fiilin beli.

Keko! Benim babam kanserden öldü. Senin anan toprağın gazabından, kardeşin kimsesizliğin, ötelenmişliğin en belirgin adresi. Takvimler sayfalarına kara gün yazsa da senin acını yazamaz… Yazamaz! Ki yazsa tarih kendinden utanır. Hayat kendinden. Ama utanmazlar hiç utanmaz bu halinden.

Yine de bir şansımız var keko!

Ya bizde ölseydik. Kim sürerdi izimizi?

Bizim izimiz sürülecek kadar kolay değil. Sürülecekse bir iz ancak biz süreriz. Bizden gayri yol bilenimiz yok. Yolumuzu bizden gayri aydınlatacak kimse yok. Babamıza bir hasbıhalimiz, anamıza bir feryadımız var şimdi.

Toprak Veysel’in dediği gibi sadık değil keko!

Soğuktur, sarılsan üstünden sarılırsın ancak! İçini okumaya felsefen, kabiliyetin yetmez. Tanrıda olsan sırrına eremezsin. Çünkü en çok toprak çürütür bedenini… Tanrı dokunur bedeninin en narin yerine.

Zalimin, zül’ümün vurduğu kanlıdır, kanlıdır ki öksürsen tükürüğüne kan bulaşır.

Canım kardeşim!

Bizim yaşamımız tesadüfen değil, tesadüfleri bize dayatandır.

Oynadığımızı sandığımız zaman bir paslı hançer aynamızda görünür. Parçalar. Kırar. Döker. Tanrı sansak ta! Tanrıdan daha tanrı bir anlayanımız var.

Masalımız dipsiz kuyu. Masalımız korku. Masalımız mutlu son değil.

Bizim yürüdüğümüz yol dikenlerin yeşerdiği asfalt.

Yakar! Yakartır! Kıvratır!

Yaslandığımız bilinmezlik.

Acı duymak parmak kesiği değil ki. Acı duymak kafa yarılması değil. Çaresiz, kimsesiz, onulmaz bir yalnızlıktır.

Ondan bir çare toprağa koklamak yetmiyor. Yetmiyor keko!

İnsanı saran, koklayan, saçlarını aralayan, sahiplenen, ninni söyleyen mavi şarkılar gerekiyor. Panzersiz, tanksız, kurşunsuz, barutsuz havalar için.

Yoksa! Kim bilir güzelliği, kim bilir yaşamayı.

Annem topraktı zaten, kaburgaları Âdemin yalan! Yalan vallah billâh yalan. Âdem duysa halimizi kaburgalarından utanır.

Ben senin o en ufak gözyaşlarından utandığım için küfrediyorum kendime. Küfrediyorum kendime, büyürken ne duyarsız olduğuma küfrediyorum.

Devlet olduğuma, kerpiç kerpiç üstüne ev yaptığıma, yalnızlığıma, çaresizliğime, utanmazlığıma küfrediyorum.

Kokumu duyma keko!

Kokumu duyarsan kendinden utanırsın, insan olduğundan utanırsın keko!...

Ne güzel!

Çığ, sel, deprem, mayın, kurşun, faili meçhul, faili belli, tank, top, polis, jandarma, jitem, darbe, uçurum, şimşek çakışı, güneş çarpması neyse ne!

Şimdi bir başka ölüm sebebin var keko! Oda kerpiç…

Bu yazı toplam 7351 defa okunmuştur
Harika
 // Hasan Değirmenci
Bence İrfan Sarı, bu makalesi ile edebiyat kudretini sergiledi. Pek çok konuyu bir mantık silsilesi içinde ama insanı uyandıracak şekilde yazmak her yiğidin harcı değil.
Bu makaleden sonra İrfan Sarı gerçek bir "Yazar" olduğunu kanıtlamıştır. bazı okuyucuların makaleyi din ile ilişkilendirmeleri beyhude bir iştir.
Yazıyı anlayamadıkları besbelli.
Olayların iç iç ve bağlantılarını etkili bir şekilde sundu.
Sanat işte budur. Herkesin doğru bildiği şeylerin arızasını göstermektir.
İrfan Sarı'nın önü açık olsun, o bir gerçek edebiyatçı artık, kutlar ve bahtı açık olsun derim....
15 Mart 2010 Pazartesi 23:16
O VERDİ, O ALDI...
 // mezopotamyalı
Her ölüden sonra okuduğumuz ayetin manası şudur,"Ondan geldik,ona döneceğiz"
yani"o verdi,o aldı"
Düşünün komşunuz size emanet olarak FAKİR olduğunuz için bir Bilgisayar verdi.Onunla gününüzü olabiliğince mutlu geçirdiniz.
Evdeki herkes alıştı ona.
Komşu birkaç yıl sonra BİLGİSAYAR'ını geri istedi ve aldı.
Şimdi bu komşuya kızalım mı?
yoksa
Teşekkür mü edelim?
Elbette ki teşekkür edeceğiz.
Akıl, mantık ve vicdan bunu emreder.
Ama inanın etmeyenler oluyor.
Vermiyorlar emaneti.
gaspediyorlar.
Benimdir diyorlar.
Yüzünü ekşitiyorlar.
Ve siz donup kalıyorsunuz.
İyilik mi ettim, kötülük mü?
Allah'ın hikmeti KEKO'nun yetim kalmasını gerektiriyorsa, rıza göstermekten başka çaremiz ve hakkımız olamaz. Aksi baş taşa d...
15 Mart 2010 Pazartesi 10:02
YAPRAK VE DEPREM...
 // mezopotamyalı
"Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir YAPRAK düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dahilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın"En’âm 59
Müslüman bu ayetti bildikten sonra, depremin Allah'a rağmen ve bilgisi dışında olduğunu iddia edemez. Ederse bugüne kadar gelip giden milyonlarca din aliminin müttefik oldukları dinden çıkma hükmüne muhatap olurlar. Çünkü kuranın bir kısmını kabul, diğer kısmını red hakkımız yok.
SONRA,
deprem gibi afetlerde ölen masum insanların malları sadaka hükmüne geçer.
Çünkü Allah ADİL dir, hiçkimsenin hakkını zayi etmez....
15 Mart 2010 Pazartesi 09:47