Bedri Çallı

Toprak Bu Kez Beni Üzdü ( 1 )

2005-11-02 21:42:05
1900’lü Yılların başlarında, ilimizde Süryaniler ve Müslümanlar arasında çıkan savaşlar sonucu, Hakkari bölgesini terk eden Süryanilerin büyük bir çoğunluğu Irak’a yerleşti. Buradan göç eden yaşlı ve iki gözünden amma bir Süryani 1970’li yıllarda oğluyla beraber Çukurca’nın Cevizli köyünden, Şeyh Ahmedi Hani’nin Han köyüne doğru giderken yaşlı Süryani atın sırtında kendisini eğmiş ve öylece yol almaktaymış, oğlu babasına sorar. “ Baba, neden atın sırtında düz durmuyorsun da, kendine eziyet edip eğiyorsun” yaşlı ve görme engelli Süryani, oğluna “evladım buralar çok ormanlıktır, bu nedenle başım bir ağaca çarpar, yada yüzüme bir ağaç isabet ederse beni daha da malul duruma düşürür, bu nedenle kendimi koruyorum der. Oğlu etrafına bakar ve babasının, sözünü ettiği ağaçlardan eser olmadığını görünce “hayır baba, buralarda ağaç falan yok, kendini eğmene gerek te yok” der. Bunu duyan baba dizlerine vurur ve “oğluna geri dön oğlum, senin baba memleketini görmeni isterdim, ayrıca bende biraz bu havadan solmak ve suyunu içmek istemiştim. Bu durumda bizim daha fazla gitmemizin artık bir anlamı kalmamıştır” der. Ayrıca hala bu gün hayatta olan Hakkari’nin yaşlıları anlatıyor, bunlardan bir tanesi Adil ERDOĞAN hocamızdır. 1950’li yıllarda Hakkari’ye Karayolu yapılırken, Karayolları personelleri yol güzergahını belirlemede kullandıkları Nivo denen cihazı kullanmada çok zorluk çekmiştir. Çünkü zap vadisi boyunca ağaçlardan dolayı Nivo’yu kullanma olanağı zorlaştığını söylüyorlar. Yine aynı yaşlılarımız sonraki yıllarda Hakkari’ye telefon hatları çekilmesi esnasında, direkten direğe kablo çekmek hemen hemen imkansızlaşmış, ağaç dalları PTT. Elemanlarını çok uğraştırmıştır. Evet toprağımızı kuruyan, bize oksijen üreten, Karbon dioksit gazlarını emen, yakacağımızda, evlerimizin yapımında velhasıl hayatımızın her kesitinde payı olan ormana ve ağaçlara karşı o tarihlerden bu yana adeta yok edilme yarışı yaşandı. Köylerimizin boşaltılması ile zor durumda kalan halkımızın ilk yıl yakacak ağaç kesmelerini anlayışla karşıladık, sonraki yıl yakacak ağaç kalmayınca meyve ağaçları (ceviz, Fıstık, Bıttım, Dut vb.) kesmelerine de ha keza. Bir sonraki yıl bu ağaçların yeşermemek üzere köklerinden sökülmesinin kesinlikle bir katliamdan farkı yoktu. Doğa’ya karşı işlenen bu hırpalama yetmiyormuş gibi sonraki yıllarda orman yakma cinayetleri dizisi başladı. Ormanların her ne maksat ile olursa olsun ve her kimin tarafından yakılmışsa yakılsın, bunu cinayet olarak değerlendiriyorum. Bunun haklı hiçbir gerekçesi olamaz. İşin enteresan tarafı da Hakkari genelinde yakılan ormanlar haber konusu olmaz ve kimse söndürülmesi için kılını kıpırdatmaz. ve birileri Hakkari’de yönetici olduğunu yada birileri orman ve ağaç ile ilgili yetkili olduğunu söyler. Ormanların kesilmesine izin vermez, orman udunun taşınmasına izin vermez, kökünden çıkarılan odunlara toplama udun der ve ses çıkarmaz, toprağa tek fidan bırakmaz, hatıra ormanları oluşturmak isteyen kuruluş ve kişilere yardımcı olmaz ve zorluk çıkarır. Fakat halkın karşısına çıkar ben burayı şu alanda yönetiyorum, der. Kimse hadi oradan, senin burayı nasıl yönettiğini görmeyen mi var, demez. Aslında bu konuda söylemek istediğim çok şey var, ancak yazımı uzatırsam, sizleri sıkmış olacağım. Bu nedenle bu yazıma (1) yine bu konunun devamı olarak yaşadıklarımı anlatacağım sonraki yazıma (2) deyeceğim. Bir sonraki yazımda buluşmak üzere hoşça kalın, Bu arada Tüm İslam aleminin Ramazan Bayramını kutlar, Bayramın huzura, barışa ve kardeşliğe vesile olmasını temenni ederim. 02.11.2005 bedricalli@mynet.com bedricalli@hotmail.com
Bu yazı toplam 2083 defa okunmuştur