İrfan Sarı

Tecavüzden idama

01 Nisan 2011 Cuma 12:14

Ne zaman çocukların göz pınarından bir damla yaş aksa o zaman yüreğimi kızıl bir kıyamet sarıyor. Kendimi tanıyorum, yüreğimden bütün damarlar lastik gibi kopuyor desem daha yerinde olur.
 
Aslında sizinde yüreğinizden aynı isyan kalkıyor biliyorum.
 
Çünkü çocuklar masumdur, savunmasızdır, sevgi ile büyümeyi hak ediyorlar. Çünkü onlar şiddetten ve kabalıktan anlamazlar, anlam veremezler. onlar herkesi kendi yüreklerindeki insana benzetirler. Kötülük yapacaklarına ihtimal vermezler.
 
Onları sevgiyle beslerseniz uçurtma gibi havalanırlar.
 
Ama kötülük uygularsanız çiçek gibi solar ve ölürler.
 
Onlar ölürken insanlık da ölür. Onlar Afrika'da açlıktan ölürken, bulunduğunuz yerde siz de ölmüyorsanız biliniz ki sizde bir sorun vardır, insanlık haritanıza belirgin hatlar atılmamış demektir.
 
Onlar Filistin'de kurşunlara maruz kalırken sizin yüreğinizde kan sızmıyorsa bilin ki sizde algı sorunu var.
 
Onlar Kürdistan’da annelerinin karnında ve dahi annelerinin kucağında Halepçe sokağında kimyasal katışımla ölüyorlarken; siz nefessiz kalmıyorsanız biliniz ki insanlık sizden çoktan geçmiştir.
 
Hayatımızdaki yollar nasıl kıvrılıp bükülüyorsa, çocuklara karşı yapılan saldırılar ve şiddet karşında yüreğimiz bükülmüyorsa bilmeliyiz ki biz insan olmak için hiç çaba sarf etmemişiz. Annemiz bize haram süt emzirmiştir. Sapına kadar Allahsızızdır.
 
Taşı karşı kıyıya sektirirken nasıl ustalıkla organize ediyorsak gücümüzü, çocuklara karşı da o kadar ustalıkla organize olan bir toplumun bireyleri olmayı hedef tahtamıza koyup gelecek için emek sarf ettiğimizin gururunu yaşamak için gücümüzün farkında olmalıyız.
 
Kayseri’de üç çocuğun başına gelen olayı herkes duymuş ve görmüştür haber kanalları ve gazetelerden. Şahsen ben kitlendim. Biliyorum bu insanlık reçetesinden kendine düşen ilacı alamayan şahsın yaptığı olay herkesin gökyüzünü yırtmıştır.
 
Bu insanlık ayıbı olayda sorgulanması gereken birçok yön aslında yeryüzümüzü de parçalamıştır. İçimizde bir öfke kabarması oluşturmuş kin ile yüklemiştir.
 
Ama unutmamalıyız ki biz insanız. Düşünen yönüyle düşündürmeyi bilmeliyiz. Aklın önünü açmalıyız.
 
Bu çirkin olaydan sonra birde dokuz yaşında ki Fırat’ın acı haberi içimizi burgu gibi delip parçaladı.
 
Hani Ceylan’ı unutmamak lazım, Uğur’u da… Uğur’un bedenine saplanan kurşunlar kadar Ceylan’ın bedenini parçalayıp annesinin eteğine lime lime teslim eden o canavarların yüreğimizi parçaladığı gibi parçaladı yüreğimiz bütün çocukların ölümü.
 
Ama bu acının üstünde uçuşan vaveylalar dinmeden ortalığı kasıp kavuran idam sözleri de çok düşündürücü.
 
Sosyal devletin sorumluluklarını yerine getirmediği bir ülkede bunca çocuk ölümleri ve şiddet eğilimli kişilik bozukluğunu görmek mümkündür diyebilirim.
 
Bir ülke düşünün; en tepesindeki bakanı çıksın bu müteessir olay karşısında “idam cezasının olmasını her zaman savundum” desin. “O çocuğa tecavüz edeni tecavüz edip asmak gerekiyor.” Dediğine getiriyor aslında bu söz.
 
Bu söz bana ülkenin içinde olduğu çıkmazı anlatmaya yetiyor.
 
Çözüm üretemeyince çözümsüzlüğü dayatmak en makul olanı olarak görünür mevcut yönetim ve iktidar için.
 
İnsanların ekonomik, sosyal, siyasal sorunlarını, eğitim meselesini çözememiş, kültürel donanımını sağlayamamış bir devletin yöneticisi en kestirme yol olarak hırsızın elini kesmeyi tercih edecektir.
 
Siyasi parti temsilcilerinin ve taraftarlarının da bu çirkin olayı; “idam gelsin” şovuna dönüştürmesi de kısır döngünün adresidir.
 
Kin ve nefret aklını dayatan bir ülkede yaşamak o çocukların başına gelen şeyle ilintilidir aslında. Kaba tanımıyla ceza evlerini çoğaltan bir ülkede idam seslerinin gelmesi de çok şaşılacak bir durum değildir.
 
Başbakanını asan bir ülkede asmaktan kesmekten söz ediyoruz işte.
 
Evet! Tecavüz edilen çocuklar kadar taş düşsün başınıza. Bedeni parça parça edilmiş çocuklar kadar taş düşsün başınıza…
 
İdam kadar ilkel bir kararın savunucuları çocuklara tecavüz edenleri asma yerine çocukların tecavüz edilmeyeceği aydın bir toplum yaratmaya çalışsanız daha iyi olmaz mı?

Bu yazı toplam 4807 defa okunmuştur
ihsan kalendere
 // sımko
bu idama sırtı kaşınan sistemin oyunlarından bi haber yaşıyan empati meraklısı abime hatırlatın olurda idam yine gündeme gelirse tecavüz sucluları değil getirdikleri yasayla kürt aydınlarını siyasetçileri taş atan çocukları ipe götürürler....
03 Nisan 2011 Pazar 19:43
EMPATİ NOKSANLIĞI MI?
 // İhsan KALENDER
Kafamı dinleyim diye İRFAN SARI yazımında bir soluklanmak istedim. EDEBİ ve ROMANTİK İMGELERİN süslediği bir BAHÇEYİ ziyaret edip dinlenmek istedim. Bir kaç aydan beri ziyaret etmediğim KIRSALIMA ricat ile yazımınızı okudum. Sonuna kadar okudum. Son cümlede hayal kırıklığı yaşadım. Şimdi CEZA EVİ o SAPIK KATİLİN , MÜKAFAT YERİ değilde nedir? Tecavüzen öldürdüğü çocukların ANA-BABASININ verdiği vergilerle MÜKAFAT-HANEDE besleniyor. EMPATİ yap İRFAN BEY EMPATİ..!..ÖLÜM CEZASI ne zaman HAKEDİLİR BAŞKA?...
03 Nisan 2011 Pazar 13:29
Eğitim sorunumu ?
 // Mehemedé Paloyé
Keké kusura kalma ama sana katılmıyorum.Almanya da eğer çocuğuna şiddet uygularsan çocuğu senden alıyorlar.Çocuğun ihtiyaçları için çocuk parası gibi çeşitli ihtiyaçlarda karşılanıyor.Kısacası eğitim sorunuda yok.Buna rağmen aynı iğrençlikler yaşanıyor.Hatta çoğu zaman psikolojik hikaye adı altında bir kaç yıl sonra çıktıklarıda oluyor.Çıkan bir hafta sonra yine aynısını yapıyor.Şimdi bu insanı ne yapmak lazımdır ? Çocuğuna yapılanı kabullenemiyen bir alman anası mahkemede sapığı vurunca nedense müebbet aldı.Fakat ağır hastalandı ve yıllar sonra salındı ve vefat etti.Şimdi bumudur adalet ?
Bir karıncayı incitmeyen ben eğer o sapığı benim adaletime verseler, her gün ölümü aratırım.Şimdi ben çokmu gaddar biriyim ?
Selamlar...
01 Nisan 2011 Cuma 19:44