İrfan Sarı

TC Ticaret Kanunu

Salı

Türk ticaret kanunu için ne söylesek azdır. Çünkü bu kanunun dünyada eşi benzeri yok. 1956 yılında kabul edilen bu yasanın o günkü hukuku bu günden daha öncül ve hak ihtiva ettiğini de söylemek yerine itiraf etmeliyim.

 

O günün koşullarında Türkiye"de tacir ve esnaf olmak yasal düzenleme ile neredeyse garanti altına alınmış ve onlara dair koruyucu ve geliştirici önlemler düşünülmüştü. Mesela bir işletme sahibi devletin ihalelerine kendi uzmanlık ya da mesleki alanında girer ve kendi meslektaşları ile rekabet içinde olurdu. Bu hem yapılan ihalenin mesleki becerisini hem de kamuya maliyetinin makullüğünü kalitenin ise yüksekliğini sağlardı.

 

Özellikle 1990 yıllarında kanuna yeni ilaveler ile müdahaleden sonra söz konusu kanun yamalanmış ve artık yama tutmayan hale gelmişti. Cumhuriyet tarihinin son mirasçısı hükümetin 2008 Martında uygulamaya koyduğu Türk ticaret kanunun bu günkü haliyle yedi başı ejderhaya dönüştürüldü.

 

Nasıl ki kabine üyelerinin bir bir ülkenin kaderinde rol alma yerine ülkenin gelirlerinden faydalandıkları açığa çıktıysa Türk ticaret kanunu da yürürlükteki üstünlüğünü sergilemeye başladı.

 

Kanunu hazırlayan bürokratların kendi çıkarlarını gözettiklerini de söylemek yerinde olur. Keza gerek anonim ve gerekse limitet şirketlerde devlet memurları ortak olabilir sigortalılar ise istedikleri ticari alanlarda meslek sahibi olarak bütçelerini destekleyebilecekleriydi.

 

Bunun yanı sıra kurulan şirketler hayalide olabilirdi çünkü bunların denetlemecileri olmayacaktı. Kağıt üstünde kurulan bu şirket sahipleri ana sözleşmelerine ticaretin bilimumunu alabilir akla hayale gelmeyecek marjinal meslekler bile ihtiva edebilirlerdi. Yani bir şirket et ve et ürünleriyle ilgileyebileceği gibi temizlik ürünleri ya da katı yakacak ile de ilgilenebilecek bu hususta kanunun sağladığı olanaklardan faydalanarak ticaret yapabilecekti.

 

Mesela bakkal Ahmet kantin işletmeciliği ihalesine hukuken ve yasa gereği giremeyecek ama hayali olarak kurulan herhangi bir şirket aynı ihaleye girecek ve ona münhasıran yapılan ihale şartnamesi ile iş sahibi olabilecekti.

 

Mesela hayali kurulan yeri yurdu meskeni olamayan şirketin yine hayali olan TSE VE ISO belgeleri ile bu ihaleler girip fiyat yükseltmesi hukuken uygun olabilecekti. Bir başka değişle ya benim olur bu ihale ya da karatoprağın.

 

Oysa geleneksel ticaret hukuku ile yine hukuksal ticaret kanunu bu gibi işletmeler için taliplisinden “ustalık belgesi” şartı ister. Ne hikmetse bu ihaleyi hazırlayan bürokratlar TSE ve ISO belgesi istemeği tercih etmişti.

 

Bu vesileyle kağıt üstü bu şirketlerin kendine ait bir meskeni ve ürettikleri yada pazarladıkları hiçbir ürünü olmamasına karşın Türk standartları enstitüsünün (TSE)belgesini alması ne kadar sıra dışı ve hukuksuzdu ayrıca (International Organization for Standardization), Uluslararası Standartlar Teşkilâtı, (ISO) belgesi alması ne kadar anlamsızdı.

 

Yasa buna açık kapı bırakıyor.

 

2 bin TL ile bu belgeyi almak mümkündü. Diğer anlamıyla paran varsa belge sahibi olursun ve istediğin işi yapabilirsin paran yoksa sürünmeye devam et.

 

Bir başka örnekle hayatında bir tek çekirdek alıp satmayan insan sırf parası var diye ve bürokraside erk sahibi diye bir şirket kurup adresini de hayali ilan edebilir bütün belgeleri de alabilir ve parasına para katabilirdi.

 

Yani benim azizim bir kasap et ihalesine girerken karşısında bir çamaşırhane işletmecisi ya da herhangi bir şirketi görebilirdi. Hata hatta yemek ihalelerine lokantacılar giremiyor bu adı geçen şirketler hak sahibi söz sahibi gibiler.

 

Mesela giyim ihalesine terzi girip ürünün kalitesini ve ticaret hukukunu yerine getireceğine bir mermer atölyesi sahibi şirket girip devlete kambur olmaya daha müsait bu yeni T.C ticaret yasasıyla.

 

Yani devlet büyük balığa küçük balığı yem etmeye devam ediyor.

 

Şunu da söylemekte fayda var, söz konusu şirketlerin tırnağı ile dişi ile çabalayıp yükselişine hiçbir diyeceğimiz yoktur. Emeğin bayrağı elbette hep yükseklerde olmalıdır.

 

Kamu ihalelerinin dışında meskenlerin alanlarında da bu gibi hukuksuzlukların vuku bulduğu vücut bulduğu aşikârdır.

 

Yani yurdun tüm sorunları gibi burada da bir sorun bulunmaktadır. Bu sorunun adı da yeni bir anayasa ve hukuk üstünlüğünün sağlanmasıdır. Kişi ve kurumlara tolerans hayatı felç edecek ve ülke hep karmaşa atmosferinde olacaktır.

 

Ve bu ticaret ve bu para yasası ile bir devalüasyon daha görmek mümkündür.

 

küçük yerleşim birimlerinde yapılan bu tip kuralsızlıkların büyük metropollerde nelere kadir olduğunu anlıyor insan. Aradaki yolsuzluk ya da usulsüzlük farkınıda siz görün artık.

Bu yazı toplam 3507 defa okunmuştur
@BDULs£L@M
 // GeWeR s£L@M
baskanım yuregınıze saglık hukuksuzluk vu usulsuzluk hayatımızın her alanında oldugu gibi burdada var...
04 Mart 2009 Çarşamba 12:47
olmuyora
 // geveri
bence siz ana okuldan ilkokula yeniden başlayın yazarın yazılarını öykü ve şiirlerini anlayabilmek için madem saçma buluyorsunuz yazarın yazılarını okumak ve takip etmek zorunda değilsiniz yazarın eline ve kalemine sağlık...
02 Mart 2009 Pazartesi 17:58
Sen Dök Beynindekileri Varsa Eyer Bir Şeyler...
 // 4i7@r
olmuyorovalı
saçma oldum olası yazılarnı beğnmiyorum. gerçekten hiç güzel bir yazı değil...

1. Ne anladın Sen
2. Yaran mı Var Neden Gucundun
3. Şiir Değil Bu hikaye de..
4. Birde Okuyamayacağın yazılara yorum yazma

(böle maddeler halinde yazdım İlk okuldaki çocuklar gibi anlaman için),...
02 Mart 2009 Pazartesi 17:03