Bedri Çallı

Tarihi Mirasımız

2006-09-11 01:22:04
Yaşlı dünya geçirdiği asırlarca geçmişi ile insanlığa önemli bir tecrübe kazandırmıştır. Bu tecrübe insanların neslini devam ettirme gibi amansız bir mücadele ile birlikte, yine devamı olan aynı neslin ekolojik, tarihsel ve benzeri hayati olmazsa olmazlarını yok etme mücadelesini de verdiğini göstermiştir. Bu iki mücadeleyi iki terazinin birer başına koyduğunuzda buna akıl erdirmek, her akli salim insanın işi değildir. Bir taraftan nesli devam ettirme mücadelesi, diğer yandan onun ihtiyaçlarını yok etme mücadelesi nasıl bir arada olur.

Tarih boyunca yeryüzünde yaşanan savaşlarda mağlup tarafın savunmasız çocuklar, kadınlar, hastalar, engelliler, kültür ve tarihi mekânlarının olduğu görülmüştür. Yakın geçmişte Irak, Bosna Hersek, Filistin de yaşanan bu tür katliamların benzerleri geçen her asırda defalarca, farklı coğrafyalarda yaşanmıştır.

Tarih boyunca Zeynel Bey ve Meydan Medreseleri bu tür badireleri çok atlatmış ve mevcut halleriyle günümüze taşınmıştır. Irak, İran ve Anadolu'dan öğrenim için öğrencilerin Hakkari’ye geldiği biliniyor ve bu medreselerde önemli şahsiyetlerde yetişmiştir. Bu medreselerde, bu günkü üniversiteler seviyesinde eğitim veriliyordu.

Bunlara, çalışmadan zengin olma hayalleri ile ömür geçiren defineciler eklenince durumun ne kadar vahim olduğu hiçte zor olmuyor.

Oysa Hakkâri’nin tarihi ve tarihi mekânları fertler için değil, tüm Hakkari halkı ve ülkemiz için birer hazinedir. Hakkari’nin bu medreseleri ve benzeri tarihi mekanları ile medeniyet beşiği olduğu bilinen bir gerçektir.

Ne acıdır, geçen yüzyıllarda bizim bilgisiz ve cahil olarak tanımlamaya çalıştığımız farklı uygarlık mensuplarının yaptıklarını ne yazık ki günümüz teknolojisi, eğitimi ve bilgisi ile tamir ettirmemiz imkânsız gibi.

Bir gün Hakkari’de gerçek huzura kavuşulduğunda, dağ, kış, inanç, doğa ve tarih turizmi patlayacaktır, o gün gelir mi bilmem, fakat o gün sadece yıkılan kiliselerin yerini göstermek zorunda kalırsak, ne yazık ki utanacağız. Bu nedenle Hakkari tarihini yansıtan, her türlü tarihi yapının tekrar ayağa kaldırılmasında kamu yararı vardır.

Bu yazımda Zeynel Bey ile Hakkari Meydan Medreselerinden söz etmek istiyorum.

Zeynel Bey
medresesi ile ilgili çok önemli bir kazı çalışmasının geçen yıldan bu yana devam ettiğini görüyoruz. Evet, bir Hakkarili olarak bu çalışmayı gururla takip ediyorum. Çok önemli bir çalışma, bu nedenle, bu hizmeti çok önemsiyorum. Yaklaşık Hakkari’nin beş asırlık tarihine ışık tutuyor.

Ama çok üzgünüm;

Çünkü çalışmalar ülkede her alanda kendisini gösteren hantal bir tempo ile sürdürülmekte ve gün yüzüne çıkarılan hiçbir şeyde gerçek bir kuruma tedbiri yoktur. Örneğin toprağın altından çıkarılan 5 asır öncesine ait duvar sıvasının üzerindeki mürekkep ile yazılan ve henüz ne anlama geldiği tespit edilemeyen yazının yağan karların altında yok olacağı kaçınılmazdır.

Evet; Zeynel Bey Medresesi ile ilgili çalışmalara hız verilmesini ve bu Medresenin bir an önce restore edilerek Mimarisine uygun olarak ayağa kaldırılmasını önemle bekliyorum.

Meydan Medresesi hakkında;

Meydan medresesinin bir Akkoyunlular eseri olduğu ve 14. asırda yapıldığı yönünde rivayetler olmasına rağmen, ağırlıklı olarak ve medrese girişindeki kitabeden de anlaşılacağı üzere 17. yy.da İzzettin oğlu İbrahim Han Bey tarafından yapıldığı söylenir.

Halk arasında yaygın olarak sohbetlerde şu hikâye yer almaktadır. 1700 yılında Hakkari beylerinden Hükümdar İbrahim Han tarafından huzura alınan Meydan Medresesi ustası, yapacağı Medresenin temeli atılmadan kaç tane taş ile biteceğini, önceden bildireceğini belirtmiştir. Bu sayının doğru çıkması halinde hükümdarın kızı ile evlendirilmek istediğini söylemiştir. İbrahim han; bu sayının doğru çıkmaması halinde ustanın bir elinin kesileceğini söylemiştir.

Medrese bitme aşamasına geldiğinde İbrahim Han’ın yaverleri tarafından bir taş çalınır ve serink deresine atılır. Hatta bu taşın birkaç yıl önce yaşayanlar tarafından nerde olduğu biliniyordu.

Medrese bitmeden usta, taşın çalındığını fark eder ve hükümdarın huzuruna çıkarak bilgi verir, kızını ustaya vermek istemeyen İbrahim han bey; ustanın bir elini kestirir. Kalan taşların tek elle tamamlandığı söyleniyor.

Usta daha önce yaptığı eserlerini sıralayarak bege mın; Pıra batmanê, Mızgefta wanê, Medrısa Meydanê xırap nabın heta axır zamanê (Batman Köprüsü, Van Camisi ve Meydan Medresesi dünya var oldukça yıkılmayacaktır) şeklinde söyler.

Yapıldığından bu yana farklı alanlarda sürekli Hakkari’ye hizmet etmiş ve Hakkari’nin sembolü haline gelmiş bu bina restore ediliyor.

Ama yine çok üzgünüm;

Meydan Medresesinin şu anda restorasyonun yapılmakta olması her şeye rağmen beni sevindiriyor. Kültür Bakanlığı’nın restorasyonları tarihi estetiği ile yapma gayretini biliyorum. Ancak Hakkari Meydan Medresesinde maalesef ve yine üzülerek söylüyorum, maalesef böyle olmadı. Yapılan bir çalışma 21. yy’a bile yakışmıyor. Bu restorasyonda hatalar yapılıyor, ama yinede ilgi gösterildiği için sineye çekeriz.

Medresenin estetiğine dokunmadan, çağın gereği olarak,  kışları kullanılabilmesi için, içerden demir sütunlar üzerinden medrese ile bağlantı yapmaksızın bir çatı yapılması önerisini üç gün önce sayın Valimiz Ayhan NASUHBEYOĞLU ile görüştüm. Ancak Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğünün katı kuralları bu kez sayın valinin gözlerini de korkutmuşa benziyordu. Ancak bu durumun tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Deneyimlerimden dolayı Medresenin mimarisine ve estetiğine dokunmadan proje konusunda gerekli düşüncelerimi aktarmaya hazırım.

Medresemizde bir çok hataya göz yuman ve yaptıran Kültür Bakanlığı yetkililerinin bu yönde tartışmaya açık olmaları halinde sorun olmaktan çıkacağına, Hakkari şartlarında kışları kullanmaya uygun hale getirileceğine ve Bakanlık yetkililerinin tarafımdan ikna edilebileceğine inanıyorum.

Bu yazı toplam 11322 defa okunmuştur