Mehmet Dinç

Taksim direnişi ve mizahın gücü

09 Haziran 2013 Pazar 22:26

Taksim direnişinde mizah, başlı başına bir fenomen oldu benim için. İnternet medyacılığından takip ettiğim taksim direnişi haberleriyle beraber mizahın yansımalarını da arar oldu gözlerim. Kaldırım taşlarına, caddelere, duvarlara, mukavvalara yazılmış şekilde ağaçlara, insanların boyunlarında asılı kıymeti harbiyesi yüksek mizah gücü ile karşılaşıyorum. İşin içinde mizah olunca da bu direnişin, öyle resmi ağızlarca açıklandığı gibi bir örgüt, ya da bir partinin güdümünde gelişmediği apaçık ortaya çıkıyor.  Direnişe, bedenlerini iş makinelerine ve polislere siper eden gençler, yaşlılar, dindarlar, sosyalistler, çocuklar, solcular, sağcılar, Kürtler, Türkler, Ermeniler, Çerkezler, Araplar  kısacası yedi düvel bir çok milletten insan katılınca, hükümet, Çingene-Çapulcu Mahallesinde suçüstü yakalanmış gibi oldu.   Hal böyle olunca da oyun tutmadı. Böl parçala yönet mantığıyla hareket eden hükümet, ilk kez, yaşlı teyzeleri, futbol holiganlarını, Kemalistleri, anti kapitalist Müslümanları, Müslümanları, Gay’leri, Transeksüelleri, Lezbiyenleri,  kıllı göğüslerine altın zincir takmış, pala bıyıklı maçoları,  BDP’lileri, CHP’lileri, Anarşistleri, Terlikli, pijamalı, atletli ev babalarını, eşarbı çenesinin altında bağlayan ev hanımlarını, gözüne taktıkları kocaman güneş gözlükleri ile daha kıçının üzerinde oturamayan bebeklerin bile içinde olduğu ortak bir konsensüsün oluşmasına imkan sağladı.  Her kes taksim parkında komün hayatına başladı. Direniş saflarına katılan her guruba, meydanın ağabeyleri“ o da bizdendir” deyip yer açtılar.

Hal böyle olunca da hükümet çareyi kaçmakta, ortalığı yatıştırmakta ve projelerinden vazgeçmede buldu. Ne olduysa ondan sonra oldu. Memleketimden insan manzaraları diye yıllardır alay konusu olan mizah asıl yerini ve anlamını bulmuş oldu. Mizaha en çok takılanlar ise sayın başbakan, Toma ve biber gazı oldu.

Başbakanın, taksim direnişi ile ilgili heybesinden çıkardığı her kavram direnişçilerin sloganı haline dönüştü. “Çapulcu takımı,” dedi başbakan. Hiç de gücenmedi direnişçiler bu kelimeye. Herkes “çapulcuyuz,” diye bağırmaya başladı. Çapulculuk üzerine belgeseller, videolar ve mizah gücü yüksek duvar yazıları ortaya çıktı. “Yüzde elliyi zor tutuyorum,” söylemine karşın, direnişçiler de “Şahin K.’yı zor tutuyoruz,” diyorlardı. “En az üç çocuk,” diyordu başbakan, direnişçiler de “bizim gibi üç çocuk ister misin,” diyorlardı. Onlar direndikçe, çocukları için endişelenen anneler, torunları için endişelenen nineler, onları direnişten vazgeçiremeyince ev de yaptıkları börek, açma, pastalarla direniş saflarına katılmakta buldular çareyi. Komünal yaşamı tanımış oldular. Sistemin hep ötekileştirdiği LGBT lerle devrimi konuşmaya başladı nineler. Böylece başbakanın “ananı da al git,” söylemi, “anamı da aldım geldim” karşılığını bulmuş oldu. “Milletimize olan aşkımız,” deyip duruyordu başbakan yıllarca. Buna karşında “Seviyorsan git açıl abi,” diyordu başka bir direnişçi.

Toma ise ilk kez caydırıcılığını, yüreklere korku salan görkemini kaybediyordu direniş alanında. Toma, toma olalı bu kadar rezil rüsva olmamıştı. Çünkü direniş saflarında bulunanlar Toma’nın kuralarına göre oynamıyordu. Oyunun ipleri bu defa Toma’da değildi. “Toma bizi ıslatsana,” deyip Toma’nın sıktığı biberli suya aldırmadan öpüşüyordu gençler. “oğlum olursa adını TOMA koyacağım,” diyordu berikisi. Dider Drogba direnişçileri selamlamıştı ya… mizah hemen bulundu “Sizin Tomanız varsa bizim de Drogbamız var,”. Bir başkası Toma’nın sıktığı suda güzellik banyosu yaptığını söylüyordu. O da yetmedi, direnişçiler Toma’yı ele geçirdi. Daha beterini yaptılar Toma’ya, satılığa çıkardılar. Toma’da suçüstü yakalandı. Bundan sonra her toplumsal olaya müdahale de utana aksıra su sıkacak. Belki de bir süre sonra bu topraklarda yerinin olmadığını anlayarak göçüp gidecek yurdumuzdan.

Yine biber gazı bu hükümetin icat ettiği, toplumsal olaylarda en çok kullandığı, iftihar ettiği caydırıcı bir silahtı. Kendilerine biber gazı sıkılan direnişçiler, ince bir gönderme yapıyorlardı yine “gaza geldik diyorlardı.”. Limon biber gazına karşı önlemdi ya, biber gazının bardağa benzeyen kapsülüne limon dilimi sıkıştırıp kokteyl fotoğrafı çektiriyorlardı. Adanalılar,  elbiseleri ıslanmış, saç baş dağılmış bir şekilde bulundukları alanda “Allahın adamıyağ, kebabı acısız yemeyiz zaten,” diyorlardı. Bir başkası “ Piknik tüpünü çakmakla kontrol eden bir milletin ahvaliyiz, gazdan kim korkar,” diyordu. Gaz kapsüllerine çiçek ekildi taksim meydanında. Portatif maske yapım atölyesi kuruldu. Su şişelerinden maskeler yapılıp dağıtıldı direnişçilere.

Direniş mizahla buluşunca bir çok denge altüst olabiliyor. Örneğin, hükümetten hiçbir yetkili ağzını açıp direnişçileri kızdıracak bir şey söyleyemez oldu artık. Biliyorlar ki her söz mizah olup onlara fazlasıyla geri dönecek sosyal medya aracılığıyla. Bunu anlamış olacaklar ki projelerden bir bir vazgeçmeye başladılar. Bu da yetmedi, neredeyse direnişçilerin saflarına katılma gibi bir durum çıktı ortaya.

Bu direniş, isyan, başkaldırı, hükümetin icraatlarında halka rağmen, halkın istemediği şeyleri yapmak istemesinden dolayı büyüdü. Bir anlamda yılların biriktirdiği bir öfke patlaması. Ama şu anlaşıldı ki halk hiçbir zaman uyumuyor. Sadece zamanını bekliyor. Dilerim, bundan sonra atılacak adımlarda halkın istemleri doğrultusunda hareket edilir. Aksi taktirde büyük bir huzursuzluk ortamı çıkar ki bundan kimse kazançlı çıkmaz. Onun da ötesinde halkın değerleriyle zıtlaşacak açıklamalar ve müdahaleler, size karşıt büyük bir mizah gücü olarak geri döner ki hükmünüz, ömrünüz bitse de yakanızı bırakmaz. Toplum içine çıkamaz olursunuz. 

Bu yazı toplam 9622 defa okunmuştur
Direnis Gelenegi
 // M.Emin Sarikaya
Mehmet´cigim simdiye kadar yazilarinin bu sayfada ciktigindan hic haberim olmadi ve dogrusu benim icin cok güzel bir sürpriz oldu desem cok hafif kalir izah etmeme,Yazilarinin tümünü okudum doga,tarih,halklarin kardesligi ve diger toplumsal olaylari (gecmis ve günümüzde) bu kadar yalin,acik ve her kesin sonuc cikaracagi bir uslüple yazman mükemmeldir.Yukardaki yazinda Türkiye halklarinin her kesiminden son dönemlerde Gezi direnisiyle yasanan toplumsal mücadelelerinin egemenlerce bosa cikarmaya yönelik cabalarini,Direniscilerinde karsi hamlelerini mizahi bir uslup,tarz ve sloganlarla cok akilli taktiklerle karsi tarafi cildirttiklarini görüyoruz.Iste asil soruna gelmek istiyorum Kürt Özgürlük Hareketinin 30 yillik mücadele süreclerinde neden...
19 Haziran 2013 Çarşamba 01:19
11:19
 // irfan
Kürtler kuralsız yaşamanın istiyor...
13 Haziran 2013 Perşembe 11:19
Çok farklı bir eylem
 // Dragut
Türklerin eylem ve direniş tarzları çok farklı olmuş... Sosyal medyada örgütlenmeleri, polisi ve toma'ları dalgaya almaları, hükümete laf sokuşturmaları... Türkiyede ilk defa bu tarz bir direniş meydana geliyor... İnşallah işin sonu tüm vatandaşlarımız ve ülkemiz için hayırlı neticelenir. Hepimiz bu ülkenin evladıyız ve yan yana iç içe barış içerisinde birlikte yaşamak istiyoruz....
10 Haziran 2013 Pazartesi 23:57