İskender Kahraman

Takke Düştü, Kel Göründü Ya da Bozacı ile Şıracı

27 Aralık 2013 Cuma 13:28

İki başlı dev bir yılan düşünün. Ve her iki başının da bir diğeriyle uyumlu olduğunu…

Her iki baş el ele verip ortalıkta ne var ne yok hepsini silip süpürüyorlar.

Aslında yedikleri her şey aynı mideye gidiyor; fakat zamanla iktidar hırsı ve açgözlülük öyle bir hal alıyor ki gözleri hiçbir şey göremez oluyor. Öyle ki yediklerinin aynı mideye gittiğini dahi unutuyorlar.

Ve derken ‘sen daha fazla yedin, yok sen benden daha fazla götürdün’ kavgasına tutuşuyorlar.

Görünenler ‘devede kulak’ olsa da ‘sevimli kardeşlerin’ din yerine dinsizlik ve sahtekarlık; dürüstlük adı altında ise her türlü yolsuzluk ve usulsüzlük sattıklarını gösteren son kavga da böyle bir şey.

Malumunuz, susurluk benzeri bir olay patlak vermiş durumda. Artık yılların birikmiş kirleri torbaya sığmıyor, ortalığa dökülüyor adeta.

Bunu da aynı kültüre ait kutuplar olan ve iki başlı dev yılan gibi birbirlerini sokmaya, zehirlemeye başlayan hükümet-cemaat kavgası başlattı.

Bu çatışma tabi ki kutsadıkları ve temsil ettikleri vatan-millet için değil. Temiz bir toplum ve demokratikleşme içinse hiç değil. Açıkçası, daha fazla iktidar içindir.

Yani artık ‘Takke düştü ve kel göründü.’ Çatışmanın baş sebebi Fethullahçılar ile AKP iktidarı arasındaki “Kirli Koalisyonu’nun daha fazla yürüyememesidir.

Birbirlerini suçlamalarına bakmayın. Her ikisi de Asya’dan Avrupa’ya kadar tüm medeniyetleri kana bulayan, iktidar uğruna aile efradına kıyan zihniyetin temsilcileri. Ve hala bu zihniyetten beslenip, yönetiyorlar…

Aralarındaki fark ise birinin meşru diğerinin gayrimeşru olmasıdır.

Örgütün dine, dürüstlüğe sarılıp hükümeti kirlenmişlikle ya da yolsuzluk yapmakla suçlamasına da kanmayın. Hükümetin de örgütü yerden yere vurmasına…

Yapılan şeyin ‘rüşvet ve yolsuzluk’ operasyonu ya da temiz eller operasyonu olmadığı gibi, birbirilerinin açıklarını ortaya çıkarıyorlar.

Eğer sorun zaten Türkiye’de gelenek olan rüşvet ve yolsuzluksa her ikisi de her şeyde ortaktır.

Halk arasında meşhur bir mesele vardır: Osmanlı padişahı IV. Murat içkiyi yasaklayınca esnaf da boza adı altında bira, şıra adıyla da şarap satmaya başlamıştı.

İşte bu mesele gibi eğer biri boza satıyor ise diğeri de şıra satıyordur.

Ayrıca, Fethullahçıların son çıkışı, kendilerine göre AKP’yi terbiye etme, terbiye olmuyorsa da iktidardan düşürme ve kendi projelerini uygulayacak yeni bir iktidar yaratma çabasıdır.

Kürt şehirlerinde polis eliyle provokasyonlar yaparak süreci sabote etmek; AKP’nin yolsuzluklarını ortaya çıkarmak gibi şeyler bu amaçladır.

Gerçi ‘The Cemaat’ kendini hizmet hareketi olarak isimlendiriyor; fakat baştan beri kirli emelleri olan politik bir örgüt olduğunu, devlet içinde devlet gibi örgütlendiklerini, halkın çocuklarını dershanelerde örgütleyip kadrolaştıklarını biliyoruz.

Halen devletin kritik ve operasyonel odaklarını ellerinde bulundurduklarını da...

Cemaati Türkler bilmese de Kürtler çok iyi biliyor. Çünkü yıllardır Kürtlere çektirmedikleri kalmadı.

Kürt şehirlerinde kurulan üniversite, YİBO’lar, özel okullar, dershaneler, okuma salonları, Işık evleri ve Sevgi evleri (kadınların kaldığı evler) adlı hücrelerle Kürt çocuklarını ‘Türkleştirmek’ için yavaş ve ince bir eritme çalışmasıyla soykırımdan geçirerek bu misyonu üstlendikleri bilinmektedir.

Cemaat-Ordu-Polis-Mit-Diyanet-Milli Eğitim el ele Kürt gençlerini (özellikle de kadınlarını) örgütlemek için oldukça yoğun ve ince bir çalışma yürütmektedirler.

Bu doğrultuda özellikle lise ve üniversite öğrencileri asıl hedefleri arasında olsa da

ilkokula giden çocukları dahi kapmak için kapı kapı dolaşıyorlar.

Kısacası, hükümetlerin desteği ile bu illegal örgüt, Kürt coğrafyasındaki ticareti tekellerine almış olmakla birlikte eğitim, sağlık, sivil toplum örgütlenmesi alanlarında da devlete paralel bir sistem oluşturup her şeyi ellerine almış durumundadırlar.

İyi de, cemaat ile yediği içtiği bir olan; onu benimseyen ve yaptıklarını teşvik eden, hatta kontra örgütü başta olmak üzere operasyonel odakları yine cemaate bırakan AKP neye kızdı?

Yani, iyi geçinen bu iki blok Kürtlere ve demokrasi güçlerine karşı ortak cephe oluşturup İslami maske altında bir rant ve yolsuzluk rejimi oluşturmuştu. Neden şimdi kavga ediyorlar?

Kavganın birinci sebebi yukarıda da yazdığım gibi iktidar paylaşımı kavgasıdır. İkincisi ise devletin Kürtler karşısındaki başarısızlığıdır.

Eğer Kürtler yenilmiş olsaydı ‘sevimli kardeşler’ şüphesiz güzelce geçineceklerdi.

Kürtlerin gerek Ortadoğu’da gerekse Türkiye’de durdurulamayan yükselişi Gülen ve teşkilatını fena halde rahatsız ediyor. Zaten hükümete ‘neden daha sert önlemler almıyorsun’ diye kızıyordu.

Dolayısıyla, Srilanka modelini dahi düşünen cemaat-hükümet ikilisi Kürt siyasetçilerine, sivil toplum örgütlerine, avukatlara ve basına yönelik kapsamlı bir operasyon başlattı.

Düzmece fezlekeler, uyduruk iddianameler, gizli tanık’ ifadeleri ile 10 binden fazla insan tutuklandı. Binlercesi ise evlerini terk ederek kaçak yaşamaya başladılar.

Böylece, Kürtler adına siyaset yapabilecek, faaliyet yürütebilecek insan kalmadı. Siyasal alanda tüm yönetici ve temsilcileri zindana atılan bir halkın savunma gücü de kırılınca, sorunun istedikleri gibi çözüleceğine inanıyorlardı.

Fakat Kürt sorununu çözmeyen iktidarların ayakta kalmayacağını hesap etmemişlerdi. Çünkü Kürt sorununu çözemeyen hükümetlerin ayakta kalma şansı yoktur.

Bir, eğer Erdoğan, şeffaf bir politika izleseydi, Kürt sorununda daha ciddi adımlar atsaydı, yüzünü halka dönüp demokratik reformları hızlandırsaydı, zafer sarhoşluğuyla tüm farklılıkları bertaraf etmeye çalışmasaydı bugün bu sorunlarla karşılaşmazdı.

İki, Erdoğan’ın, tüm devlet mekanizmasını ve toplumu doğrudan ve büyük çapta etkileyecek kararları iki-üç kişinin alabildiği ve bunun da entelektüellerince bile normal karşılanabildiği ve hatta kutsanabildiği bir ülkede yolsuzluğun olmayacağını, en azından kendi yandaşlarına, partisine bulaşmayacağını sanması saflıktır.

Şimdi hükümet ne yapacak sorusuna gelince; cemaatin elindeki büyük kadroları alacaktır ama diğerlerine, özellikle Kürt şehirlerinde örgütlenen kadrolara dokunmayacaktır.

Yani, Kürt şehirlerindeki cemaat kadrolarını dağıtacağını bekleyen Kürtler avucunu yalayacaktır. Burada, devletin ta kendisi olan Gülen örgütünü iyi tanıyan ve kendilerini savunabilen Kürtlerin unutmaması gereken husus şu ki; denize düşen her iki kardeşin de bir şekilde Kürtlere sarılacaklardır.

Yararlanılan kaynaklar:

  1. Bekir AGIRDIR T24. 23.12.2013
  2. Ferda ÇETİN özgür politika 23.12.2013
  3. Muzaffer AYATA/yeniözgürpolitika.21.12.2013
  4. 4.Cihan ÖZGÜR ANF/ 20-12-2013
  5. Reşit DÎLAN–Nergiz BOTAN /Tevn.org 21.12.2013
  6. Baki GÜL Yeni Özgür Politika 22.12.2013
  7. By Ceylan YEGINSU Published: December 20, 2013 NYTIMES
Bu yazı toplam 14825 defa okunmuştur
katılmıyorum
 // Muğdat YILDIZ
Yazdığın! analizin, sadece hayal dünyana! ya da inanmak istediklerin... diyor kibarca katılmıyorum vesselâm ;) yegenin...
27 Temmuz 2014 Pazar 16:17
nesnellik
 // selen
son zamanlarda konu hakkında okuduğum en sağlam ve derli, toplu bir yazı. yerinde tespitler... ulusal basın dediğiniz yerlerde çoğu yazar çizer ya birilerinin adamı ya da sadece yazmak için yazıyorlar. bu yazarda eveleme geveleme yok. taraf tutma yok. tarih hakkında atıp tutanlar bakın hele ulusal dediğiniz gazetelerde bunun gibi bir nesnellik ve kalite var mı diye? boş boş eleştirenler ya tarih bilmiyor ya da konular hakkında herhangi bir bilgiye sahip değil. çoğu da ne okuduğunu anlamayanlar oluyor. yüksekova haberi tebrik ediyorum. kendi gibi kaliteli yazarlara imkan sunduğu için... sizi okuyanlar kürtlerin Ahmet Altan'ı olacak diyor.yolun açık olsun. ama umarım sadece kendin olursun......
03 Ocak 2014 Cuma 17:00
SKENDER BEY
 // biyyani
HER ŞEYİ BİRBİRİNE KARIŞTIRMIŞSIN.DOĞRUNUN YANINA ON TANE DE YANLIŞEKLEMİŞSİN.DUYGUSALLIKTAN NESNELLİĞE KAYARSAN DAHA DA ANLAŞILIRSIN.HER ŞEYİ BİRBİRİNE KARIŞTIRMA.TÜRLÜ YEMEĞİ BÖLGEMİZDE PEK SEVİLMEZ , İNANDIRICO DA OLMAZ.BU HALK DA GERİ ZEKALI DEĞİL. SENİN KADAR DA DNYAYI TAKİP EDİYOR.BENDEN SÖYLENMESİ....
31 Aralık 2013 Salı 14:56