Mehmet Dinç

Suskun Tanıklar

13 Şubat 2013 Çarşamba 16:55

Gabriyel Akyüz tarafından Süryaniceden Türkçeye çevrilen "Yuhano Dolabani’nin Yaşam Öykü’sü ve Anıları” isimli kitap bir halkın karakterini yansıtmış gibi bir duygu bıraktı bende. Türkçe çevirisi yayımlanmamış olmasına rağmen Hori-Episkopos Gabriyel Akyüz’den izin alarak redaksiyonuna da yardımcı olduğum kitap üzerine bir şeyler yazmak istedim.

Dolabani, doğum yılı olan 1885’ten başlayarak 1968 yılına kadar kronolojik bir sıralamayla anılarını kaleme almış. Osmanlı devletinin yıkılışıyla başlayan süreci de kapsaması nedeniyle genel olarak dünyanın, özelde de Ortadoğu’nun şekillenmesi üzerine Süryanilerin düşüncelerine dair ipuçları yakalanabiliyor kitapta. Anadolu’da değişen dengelere karşı her zaman temkinli, her zaman sağduyulu olma ihtiyacı hissediyor cemaat. Katolik Roma imparatorluğu döneminde, Ortadoks olmalarından dolayı çektikleri sıkıntılar, yaşadıkları katliamlar, 1900’lü yılların başlarına gelindiğinde dünyada değişen dengelerle beraber, yanlış adım atmamalarının önünde büyük bir ders olmuş onlar için.

Dolabani, ömrünün tamamını Süryani cemaatine adamış, dolayısıyla Kilise hiyerarşisi içinde de en yüksek mertebe olan Patrikliğin bir alt rütbesi olan Metropolitliğe kadar da yükselmiş bir din adamı aynı zamanda. Süryaniler kendilerini etnik bir cemaatten çok dini bir cemaat olarak ifade etmesi, Dolabani’nin anılarında da çıkıyor karşımıza. Birinci dünya savaşından sonra Ortadoğu’da ve Anadolu’da değişen dengelerle birlikte temkini elden bırakmıyor Süryaniler. Cemaatin zarar görmemesi için sosyal alanın da liderleri olan ruhaniler, olaylara temkinli, kaygılı ve ölçülü yaklaşıyorlar. Ona rağmen bazı şer odaklarının kışkırtmalarıyla birçok münferit olayla karşı karşıya kalıyorlar. Devlet güçleri tarafından zapt edilen vakıf mallarını ya da at barınağı olarak kullanılan Kiliseleri kurtarmak için diyalog yolunu seçiyorlar. Diyalog ve her türlü olasılıkta sonucu kabullenme cemaatin en önemli karakteri gibi duruyor önümüzde. Ya da Midyat’ta çıkan olaylarda yaşamını yitiren birçok Süryani yurttaşın intikamını almaktan çok, bu tür olayların yaşanmaması için tedbirler alıyorlar. Öfke patlamasının yerine, suskun kalmayı tercih ediyorlar.

Dolabani yaşam öyküsünü ve seyahatlerini anlatırken yer yer Süryanilerin, Anadolu’da değişen dengelere bakış açısını da yakalıyoruz. Anıların yazıldığı tarih “Misak-ı Milli” sınırlarının hayal meyal çizildi çizilecek zamanlar aynı zamanda. Kâh Suriye’ye pasaportsuz geçişler, kâh Filistin’e Pasaportla geçişler. Filistin hükümeti tarafından Yahudi ajan sanılıp, öfkeyle satılacak topraklarının olmadığının söylenmesi. İngiliz, Fransız komutanların Kırklar Kilisesini ziyaret etmeleri; “hangi devletin egemenliğini istiyorsunuz?” demeleri. Buna karşın, suskun kalmayı tercih etmeleri. Süryanilerin Müslümanlardan dolayı çektikleri sıkıntılar. Bu kavgalarda yaşamını yitiren Süryaniler, mallarının yağmalanması… Midyat’ta Kiliselere sığınan Süryani cemaatinin açlıktan kırılmak üzere olması… Sonra “Tanrı’nın dirayeti ve olayların yatışması”… Tur Abidin bölgesinin geçit vermez dağlarında seve seve, aşkla, imanla inzivaya çekilen rahipler… Bunların hepsi Dolabani’nin anılarında dikkat çeken diğer hususlar.

Ortadoğu halkları arasında kadim bir geçmişe sahip Süryani cemaati, bölge itibariyle, yaşanan değişimlere karşılık  bin yıldır suskun bir tanık gibi duruyorlar. Bunun yanında tüm toplumlara hoşgörülü ve dostlukla yaklaşmaları, Süryani toplumunun bir diğer önemli karakterlerini oluşturuyor. “Yuhano Dolabani’nin Yaşam Öyküsü ve Anıları” adlı kitabı, Süryani din adamlarının yazdığı dini içerikli kitapların yanında, Süryanilerin bölgede yaşadıkları sıkıntılar, zorluklar ve uğradıkları bir kısım haksızlıkları gün yüzüne çıkarma adına, faklı bir okuma sunuyor bize.

Bu yazı toplam 6807 defa okunmuştur
diğerleri
 // mülksüz
sayın yazar insanın kendi yüreğiyle sevinmesi üzülmesi umut etmesi kolaydır ama başkasının yüreğiyle bunları yapması zordur.Yazınız bana bunu hissettirdi.Başarılar.......
20 Mart 2013 Çarşamba 23:35
özür
 // mahmut sayar
zorlu bir yol olsa da barış rüzgarlarının estiği bu süreçte herkes(im) elini vijdanına koyup empati kurabilmelidir. değerli hocamızın ifade ettiği üzere yaşanmış veya yaşatılmış olumsuzluklar ve de bilerek ya da bilmeyerek bu halka-halklara yapılan zulüm için sorumluluğum çerçevesinde özür diliyorum. zulümsüz ve zorunlu olmayan bir halklar birlikteliği dileği ile nice güzel yazılar bekliyoruz....
19 Şubat 2013 Salı 20:51
cesur yürek
 // mardinli
empati duygusu gelişmiş,yazın dünyasında usul usul ilerleyen,

yazın dünyasında usul usul ilerliyorsun mamoste....tebrikler yüreğine sağlık vede empati duygun müthiş....
19 Şubat 2013 Salı 01:07