İskender Kahraman

Suriye’de kim ne istiyor?

12 Eylül 2012 Çarşamba 01:55

Aslında Suriye’de kimin ne istediği bir muamma. Fakat konu ülkeler bazında değerlendirildiğinde her ne kadar ülkenin asıl sakinlerinin ne istediği önemli ise de, hangi ülkenin nasıl baktığı daha fazla önemlidir denilebilir.

Çünkü muhatap ya da egemen güçler konu ne olursa olsun kendi menfaatleri doğrultusunda bakarlar.

Mesela, ABD,  Türkiye veya İran gibi ülkelerinin Suriye’ye sadece demokrasi götürmeyi amaçladığını söylemek safdillilik olur. Yani bu ülkelerin etki alanlarını genişletmeye çalıştıkları sır değildir.

Şimdi, Batı ya da ABD ne istiyor sorusuyla başlanabilir. Anladığımız kadarıyla Batı henüz Esad rejiminin yerini tutacak gücü bulmuş değil. O yüzden de Esad’ı ortadan kaldırma sürecini erteliyor.

Çünkü ABD ya da Batı, Esad sonrasının iç savaş olacağının farkındadır. Ve İran, Rusya gibi güçlerin daha da rol almasından çekiniyor. Tabi ki ABD’nin seçimden önce Suriye’ye müdahale etmesini de beklememek gerekir açıkçası.

Artık ABD’nin rakibi olma kapasitesini kaybetmişse de Ortadoğu’nun en güçlüsü olan Rusya’nın da Suriye’yi boş bırakması beklenemez. Bu nedenle Çin gibi Rusya da, ABD’nin Ortadoğu’da bir mevzi daha kazanmasını istemiyor.

Suriye ile şimdiye kadar en az iki kez savaşan ve topraklarının bir kısmını işgal altında tutmaya devam eden İsrail ise, Suriye krizinin nasıl sonuçlanacağını dikkatle izliyor.

Suriye’nin İsrail'e karşı Hizbullah’ı ve Hamas’ı desteklemesine ve İran ile ittifakına rağmen İsrail, Suriye'yle ilgili tutumunda oldukça temkinli davranıyor. Müslüman olan Türkiye kadar cüretkar değil yani. Ancak İsrail'in ulusal çıkarının hangi yönde olduğu pek açık olmamakla birlikte Suriye’nin en azından üç federal ülkeye bölünmesinden yana.

İran’ın bölgedeki etkisi bilinmektedir. Batı ya da ABD’nin Ortadoğu’daki emelleri gerçekleştirmesi önünde de engel olan İran,  Öncelikle Suriye’den sonra sıranın kendisine geleceğinin farkındadır.

Zaten Suriye’nin düşüşü tam olarak Batı tarafından zapt edilemeyen ve Türkiye'nin bölgede nüfuz sağlama konusundaki en büyük rakibi İran'a da büyük bir darbe olabilir.

Bu, İran, Irak, Suriye ve Lübnan arasında kurulan Şii hilalin dik bir eksen ile bölünmesi anlamına da gelir. Böylece İran, Suriye’nin düşmesiyle Batı’yı ya da tarihi düşmanı, Amerika’yı ensesinde hissetmek istemiyor.

Irak’ın da, iç bölünmeleri nedeniyle, kendisini Suriye ile bir ittifak içinde bulduğunu söyleyebiliriz. İlişkileri daha iki yıl önce kötü olan ve Şam'ı Iraklı Baasçıları desteklemekle ve Irak başkentinde patlayan bombaların dolaylı destekçisi olmakla suçlayan Nuri El Maliki'nin başında bulunduğu hükümet, hali hazırda Esad'ı destekliyor.

Şii lider Mukteda es-Sadr'ın Esad'a destek olmaları için savaşçılar gönderdiği haberlerini unutmamalı. Iraklı Sünniler de Esad'a, Şiilerden daha az sempatik bakıyor.

Suriye'yi bölen mezhepsel fay hatları Lübnan üzerinden geçtiği için Suriye'deki krizin ne hal alacağı en çok Lübnan'ı etkileyebilir.

Hatırlanacağı gibi Suriye 1976-2005 yılları arasında Lübnan'ı askeri işgal altında tutmuş, Suriye askerleri ancak eski Lübnan başbakanı Refik Hariri'nin bombalı bir suikasta kurban gitmesinden sonra oluşan uluslararası ve yerel baskılar nedeniyle ülkeyi terk etmişti.
Ancak Suriye geri çekilmesine rağmen, Lübnan siyasetindeki belirleyiciliğini koruyor.

Eğer Suriye'deki Alevi azınlık iktidarı kaybeder ve Sünni çoğunluk iktidara gelirse, Hizbullah'ın İran'dan gelen desteği de kesintiye uğrayabilir. Dolayısıyla Suriye rejiminin olumsuz gidişatı için üzgün olan iki önemli Şii grup Hizbullah ve Emel Hareketi de Esad’a destek veriyor.

Ürdün açısından da oldukça önemli ticaret yolları Suriye topraklarından geçiyor.
Yüzlerce Ürdünlü öğrenci Suriye üniversitelerinde eğitim görüyor ve sınır aşırı güçlü aile ve aşiret bağları söz konusu. Ancak Ürdün katı bir şekilde Batı yanlısı kampta yer alıyor. Ülke 1994 yılında Mısır'dan sonra İsrail'le barış anlaşması imzalayan ikinci Arap ülkesi.

Demokrasi derdinde olmayan başta Suudiler olmak üzere Araplar Şii etkisine karşın suni eksenini büyütmek istiyor. Ve alanı Türkiye ve İran’a kaptırmak istemiyor.

Rejimin değişmesi Arap muhaliflerinin de pek umurunda değil gibi. Yeter ki Esad gitsin de sonrası ne olursa olsun diye kestirip atıyorlar. Ama yanı başlarındaki Mısır’ı Libya’yı görmüyorlar.

Bilindiği gibi buralarda da demokrasi için çaba harcanmamış sadece iktidar yıkılmıştı ve rejim değiştirilmemişti. Nihayetinde yeni gelenler gidenleri aratıyor şimdi.

Görüldüğü gibi genel olarak Suriyeli muhalifler başta Esad’ın gitmesini ve uçuşa yasak bölge istiyor. Fakat Esad’a karşı olmak Suriye’deki insanları ortak paydada birleştirmiyor.

Mesela, Kürtler ve kısmen de olsa Asuri, Nusayri gibi diğer azınlıklar Esad’ın gitmesinin yeterli olmayacağını, haklarının anayasal güvenceye alınmasını ve demokratik bir rejimin kurulmasını istiyor ve ayrıca Türkiye öncü olacağı için Suriye’ye karşı yapılacak bir dış müdahaleye karşı çıkıyorlar.

Türkiye’ye gelince, Kısa zaman önce Türk başbakanı gururla ‘artık Türkler vizesiz istediği yeri dolaşabilecek. Çünkü komşularla sıfır problem teziyle herkesle iyi olacağız’ diyordu.

Ama şimdi ne değişti de her komşu ülkede Türkler istenmiyor, Lübnan’da kaçırılıyor, İran’da hoş karşılanmıyor, Suriye’nin bir kısmı dış müdahaleye sıcak bakmasına rağmen Türklerin ülkelerine girmelerini istemiyor. Komşu ülkelerin çoğuyla boğaz boğaza gelinmiş durumda?

Çünkü Suriye örneğinde de görüldüğü gibi Türkiye’nin Ortadoğu politikası çökmüş durumda. Bu çöküş de, içi dışı boş olan ‘sıfır sorun’ tezinin hayata geçirilmeye çalışılmasıyla başladı. İyi ki ‘Sırf sorun’ halini alan bu tezin yıldızı sahibi gibi söndü gitti.

Çünkü kendi evininin içini süpüremeyen bir ülke olan Türkiye’nin dünyanın, başkalarının sorunlarını çözme hayalperestliğine kalkışması olur iş değil.

Türkiye, Esad yönetimde kalırsa, onun Kürt karşıtı politikasını sürdürmesini istiyordu. Şimdi ise Kürt bölgesine tampon bölge kurup Kürtleri zaptı rapt altına almak istiyor. Bunun için de Kürtlere bir hak vermeyeceğiz garantisi veren ve Esad rejiminden farksız olan Müslüman Kardeşlerin başa gelmesini istiyor.

Gerçek korkusunun, Suriye’nin bölünmesi değil, Kürtlerin birleşmesi olan Türkiye’nin Suriye muhalefetine Türkiye topraklarında toplanma ve açıklamalar yapma hakkı tanıdığını, mültecilere ve asker kaçaklarına kucak açtığını. Hatta onları açık açık eğittiğini biliyoruz.

Fakat, Türkiye’nin bu istekleri olmadı. Tersine Kürt azınlığın Suriye tarafından maniple edilmesi söz konusu şimdi. Başka bir deyişle, Suriye’nin durumu kötüleştikçe meydan Kürtlere kalıyor düşüncesinde olan Türkiye açısından korkulan oldu ya da oluyor!

Yani, Türk eliyle kurulup finanse edilen, eğitilen Müslüman kardeşlerden oluşan İstanbul Muhalefeti (Suriye Ulusal Konseyi) umulanı yapamadı, iktidara geçip Kürtleri yeterince zaptı rapt altına alamadı.

‘Hewler Anlaşması’yla güçlenen ve Demokratik Özerklik isteyen Kürtler şimdiden birkaç kentin yönetimini ele geçirdi. Hakimiyetlerini sağlamlaştırarak fiili bir özerkliğe doğru ilerliyor. Çoğu Kürt kentinde Kürtçe dil okulları açıyor.

Sonuç olarak ne Esad yönetimini güçlenebiliyor ne muhalifler tam olarak yönetimi ele geçiriyor ne de batı Türkiye’nin oraya müdahale etmesine müsaade ediyor. Bu da Türkiye’yi çok ama çok kızdırıyor. Sadece Kürtlere kızmıyor. Esad’a, Batı’ya, Rusya’ya ve İran’a kızıyor.

Türkiye, Waşington’un Şam’a ve Tehran’a karşı açtığı savaşın taraftarlığı yerine Suriye başta olmak üzere Ortadoğu politikasını tekrar gözden geçirecek mi bilinmez! Ama Türkiye acilen şapkasını önüne bırakıp komşularla ilişkilerini ve Ortadoğu politikasını bir kez daha gözden geçirmelidir.

Yararlanılan kaynaklar

  • BBC English
  • ANF 18 Aralık 2011 Aygün Yıldız
  • ANF News Agency 18.12.2011
  • Riccardo Dugulin Copyright, respective author or news agency, opendemocracy.net
  • Huda Al Husseini. Asharq Alawsat. Arabic Daily. English edition (06/09/2012)
  • Patrick Seale. Agence Global (04 September 2012)
  • Middle east online
Bu yazı toplam 20064 defa okunmuştur
22:39
 // Tt
Iki buçuk demek istedin...
16 Eylül 2012 Pazar 22:39
gerçekler
 // ertan tılora
gerçekleri yazan çok arkadaşımız var ama ne yazıkki hep yazılarda kalıyor.cok net ve yerinde sölenmiş bir yazı tebrik ederim....
16 Eylül 2012 Pazar 22:34
14:51
 // xaneqin
bencede...
16 Eylül 2012 Pazar 14:51