İbrahim Genç

Suriye Kürtleri ve Türkiye

13 Ağustos 2012 Pazartesi 11:46

Kürtler, Ortadoğu coğrafyasının yirmiden fazla ülkesi için planlanan "Büyük Ortadoğu Projesi'nde hesaplanmayan halk oldular.

Arap baharı başlayıp da bahar rüzgarları Suriye’de esmeye başladığında ise "görülmeyen" halk oldular. Ta ki Suriye Kürtleri buna tepki gösterip birlik olmayı başarana ve Kürt şehirlerinde yönetimi devralana kadar… Bu andan itibaren Kürtler, özellikle Türkiye için, "beklenmedik gelişme" oldular.

Nihayetinde Kürtler şartları zorlayarak kendilerini denklemin bir parçası yapmayı başardılar. Bu başarıdan sonra Suriye’de Kürtlerin belirleyiciliğine vurgu yapılmaya ve oluşacak yeni Suriye’de Kürtlerin konumunun ne olacağı tartışılmaya başlandı.

Oysa Baas milliyetçiliğinin ve diktasının  acımasız politikalarına en çok maruz kalan Kürtlerdi. Eğer uluslar arası güçler ve tabi ki Türkiye için "demokrasi" amaç idiyse Kürtlerin on yıllardan beri süregelen yaşadıkları hukuksuzluklara neden ses çıkarılmadı? Bugün Türkiye, daha çok Sünni Araplar üzerinden Suriye’de taraf olurken neden on yıllardır vatandaşlık verilmemesinden kaynaklanan birçok sıkıntıyı çeken Kürtler için bir girişimde bulunmadı?

Neden Kürt şehirlerinin isimleri Araplaştırılırken, Kürtler yerlerinden edilip mülksüzleştirilirken vicdan sahibi biri çıkıp bir şey demedi? Bu konuda Türkiye dış politikasının ilkeselsizliği açıkça ortadadır.

Çünkü Türkiye, geçmişten bu yana gerek Irak’taki Kürtler olsun gerekse Suriye’deki Kürtler olsun, Türkiye Kürtlerine örnek ya da model teşkil edecek her türlü şeye karşı durmuştur. Oysa özellikle Suriye Kürtleri, sosyolojik olarak ve demografik olarak Türkiye Kürtlerinin bir devamıdırlar. Nusaybin ve Kamışlo yaka yakayadır, Suruç ve Kobani…

Türkiye, kendi Kürtlerine karşı çözümsüzlüğü sürdürdüğü için Suriye Kürtlerini uzun süre görmemezlikten geldi. Suriye Kürtlerinin kazanımlarının Türkiye Kürtlerine örnek teşkil etmesinden korkan Türkiye, kendi etkisindeki Suriye Ulusal Konseyi(SUK)’ni de yönlendirmiştir.

Bu amaçladır ki SUK’un önceki başkanı Burhan Galyun her platformda Kürtlere karşı olumsuz ifadeler kullanmıştır. Kürtlerin temsilini sağlamak için daha sonra her ne kadar Kürt olan Abdülbasid Seyda SUK başkanı yapıldıysa pek etkili olamadı.

Çünkü özünde SUK’un kendisi de Suriye’de tabanı dar olan bir oluşum. SUK’un bünyesindekilerin çoğu sürgünde yaşamış, Suriye halkıyla yakın bağları olmayan “derleme” kişilerdir. Bununla birlikte gerek İstanbul’daki ve gerekse Kahire’deki toplantılarda Kürtlerin halk olarak tanınmasına karşı çıkıldı, "Arap Cumhuriyeti" isminde ısrar edildi.

Bu konuda Suriyeli Kürt siyasetçiler Türkiye’nin etkisine işaret etmektedirler. Ki Lübnanlı yazar Mahmud El Faqih, SUK ile Türkiye arasında 6 maddelik bir anlaşma yapıldığını söylemişti. Bu anlaşmanın bazı maddelerinde; anayasada Kürtlerin tanınmaması, başta PYD olmak üzere Kürt partilerin etkisizleştirilmesi isteniyordu.

Gerek SUK’un dışlayıcı tavrı ve gerekse Türkiye’nin Kürtlere karşı politikası, Suriye Kürdistanı’nda Kürtlerin ortak amaç doğrultusunda birleşmelerine neden oldu. Irak Kürdistanı Başkanı Mesut Barzani’nin öncülüğünde 12 Temmuz’da Suriyeli Kürt partileri arasında Erbil’de bir anlaşma imzalandı.

Bu anlaşma doğrultusunda "Yüksek Kürt Konseyi” kurulmuş ve 19 Temmuz’dan itibaren Kürtler kendi şehirlerinde yönetimi ele almışlardır. Tüm dış politikasını, Kürt kazanımlarına karşı durmak üzerine kuran Türkiye şimdi de bu birliği bozmanın telaşına düşmüştür. Önce SUK başkanı Abdülbasid Seyda İstanbul’a çağrılıp Suriyeli Kürtlere “O bayrakları indirin” çağrısı yapıldı, sonra Irak Kürdistanı’nda Barzani’den bu birliği dağıtması istendi. Yetmedi, Yüksek Kürt Konseyi’nin diğer bileşenleriyle PYD’nin çağrılmadığı bir toplantı yapıldı. Tabi buna rağmen gerek PYD ve gerek Suriye Ulusal Kürt Konseyi açıklamalar yaparak birliklerinin bozulmayacağını deklare ettiler.

Esasında Türkiye’nin Ortadoğu’daki ilkeselsizliği 2009’da Suriye ile Halep ve Gaziantep’te bakanlarla toplantı yapılıp Dışişleri Bakanı Davutoğlu “Ortak kader, ortak tarih, ortak gelecek” derken bir anda Suriye’yi "kendi kader, kendi gelecek'ine terk etmesindedir. Bir diğer ilkeselsizlik örneği de daha Şubat 2011’de Başbakan Erdoğan’ın Esad’a sarılıp “kardeşim” diye hitap edip aylar sonra ona bir anda düşman kesilmesinin açıklanamazlığıdır. Bütün bunlara rağmen Türkiye bu işten karlı çıkabilir. Tek şart, kendi Kürtlerini mutlu etmesidir. Kendi Kürtlerini mutlu edebilen bir Türkiye’nin Ortadoğu’da kendinden emin ve istikrarlı politikalar üretmesi mümkündür.

Bu yazı toplam 8508 defa okunmuştur
20:08
 // anlasılır gibi değil
Simdi kilit noktaya bakalım. En guclu kürt birliği barzani de sonra pkk yada pjak hemen bu iki kuvvetin türk siyasileri ve bölge ekonomi liderlerine paralel olarak. Kurdistanın komsusu varmı yok demekki barzani ne yapiyor ekonmik kalkınmanın herşeyden önemli oldugunu anlamış. Ve denge politikası izliyor. Pkk ne yapıyor kendini gündemde tutmanın zevkini yaşıyor kürtlerin birleşmesi bir hayal menfaat varken yeni olusuma ne gerek var. (bkz)molla barzani...
19 Ağustos 2012 Pazar 20:08
20:28
 // Kürtlerin Yalnizligi
Yazinizi ve yorumlari okudum. Yorumcularin yazinizi referans alarak yazdiklari manipulasyon ( etki altina alarak bir fikre amaca yonlendirme ) girisimlerini anlamsiz bulmakla birlikte, yazanlarin amaclari icin orgutlu yazdiklarini gozlemledim. Bu nedenle soylemeliyim ki Kürt uluslasmasi gecikmis bir surectir. Ve bugun orta doguda elde ettiklerini alinlarinin hakki, kanlari ile elde etmislerdir. 1920 yillarda israil mi vardi. Kurtler isyan ettiler. Yine ayrica amerika, ingiltere Kürtlere manda ve devlet onerfiginde onlar diger halklarla birlikte oldular. Islam bayragi altinda oldular. Sonuc. Kurtler en cok musluman devletler tarafindan katledildiler. Bakin islam dini demiyorum. Simdi kurtlerin yapmasi gereken kendi iclerindeki tum inanclara saygi gosterek insanca bir duzen kurmalaridir. Barzani de ocalan da talabani de bunu biliyor. Ama arap, fars ve turk uşaklari habire fitne saciyor. Islan arapcilik degildir, siilik farscilik degildir....
17 Ağustos 2012 Cuma 20:28
BOP
 // amed'li
Kürtler BOP'un tam kalbinde yer alıyor yazar Bey,israil Irak kürdistanında tek yönlendirici unsurdur.Barzani israil ne derse harfien onu yapar.Tüm dünya ulus devlet fikirlerinin bir sionist oyunu olduğunu henüz yeni anlayabilmişken Kürt'ler bir ulus devlet sevdasına daha yeni kapılmışlardır.Günaydınlar olsun ne diyeyim,geçti borun pazarı sür eşşeği nideye,neden 90sene önce aklınızı kullanıp bu işe soyunmadınız fırsat varken.......
16 Ağustos 2012 Perşembe 19:23