İbrahim Genç

Süreçte AKP’nin 7 Açmazı

20 Mart 2015 Cuma 10:28

Kürtlere karşı on yıllarca uygulanan asimilasyon-inkar -imha politikalarının çürümesi  ve başvurulan şiddet yöntemlerinin Kürtlerin iradesi karşısında yenilmesinden sonra nihayet sorunun demokratik ve siyasal yollarla çözümü gündeme girdi. Tabii devlet zihninin kıvrımlarından sökülemeyen arkaik alışkanlıklardan dolayı sürecin hak ettiği barış iklimine kavuştuğunu söyleyemiyoruz. Dolayısıyla süreç, AKP’nin ipe un sermesine ve ayak sürümesine rağmen Kürt hareketinin uyguladığı basınçla ilerliyor. Tabii sürecin kendi içinde taşıdığı birçok çelişki söz konusudur. Bu konuda birçok neden sıralanabilir ama en temel olanların altını çizmek istiyorum.

* AKP döneminde her ne kadar Kürtlere yönelik inkar ve asimilasyon politikalarının bittiği propagandası yapılsa da bu süreçte Kürtlere yönelik yeni savaş konseptlerinin devreye sokulduğunu biliyoruz. Özellikle 2009 sonrası uygulamaya konulan Srilanka modeliyle KCK adı altında binlerce Kürt’ün tutuklanması ve Oslo görüşmeleri sürerken AKP’nin seçim sürecini sorunsuz geçtikten sonra 2011’de devreye soktuğu savaş konsepti; bugün de Kürtlerde, AKP’nin seçim sürecini sorunsuz geçtikten sonra 2015 Haziran seçimlerinden sonra yeni bir savaş konseptini devreye sokacağı kuşkusunu besliyor.

* Kürt hareketi dahil birçok kesim Kürt sorununun esasında bir demokrasi sorunu olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla AKP’nin devreye sokmaya çalıştığı anti-demokratik uygulamaların çözümün ruhuna aykırı olduğu  aşikardır. Bu sebeple de süreçte özellikle Kobanê olaylarından sonra çıkarılmaya çalışılan İç Güvenli Yasası, Kürtlere karşı güvenlikçi bir uygulama şeklinde yorumlandığı için süreçte güveni zedeliyor.

* Bugün her kesim tarafından kabul edildiği şekliyle; Türkiye’de başta Kürtler olmak üzere diğer halklara karşı acımasızca bir inkar ve imha politikası işletildi. Böylece Kürtlerin talepleri şiddetle ötelendi. Tabii nihayetinde devlet aklı Kürtlerin iradesi karşısında pes etti. Bu durumda; dünya örneklerinde görülen yüzleşme-özür-kucaklaşma gibi medeni bir zihinsel değişim beklenirken her ne kadar toplum süreci “Barış” ile ifade ediyorsa da AKP bu süreci “Terörün sonlandırılması” olarak görerek sürecin doğru kapıya çıkmasını engellemektedir.

* AKP iktidarı, Suriye krizine anti-Kürt bir politikayla müdahil olup tüm gücünü Kürtlerin Rojava’da bir otonomi elde etmemesi için kullandı. Rojava Kürtlerinin politik temsilcisi konumundaki PYD’nin tüm çağrılarına karşı “bölgemizde bir oldu bittiye izin vermeyiz” cevabı geldi. En son IŞİD çetelerinin Eylül 2014’te Kobanê’ye yönelik başlattığı saldırılar karşısında AKP’nin sergilediği tavır, Kürtlerin sürece anlam verememesine neden olup toplumsal bir tepkiyle sonuçlandı.

* En üst perdeden Türkiye’de en büyük sorun olarak tanımlanan bir soruna yönelik çözümden bahsedilirken sürecin en kritik insani konularda bile ilerlemeye neden olmaması sürecin ruhunu kirletiyor. Özellikle Roboski katliamı noktasında davanın ilerlememesi ve faillerinin açığa çıkarılmaması toplum vicdanındaki yarayı daha da kanatmaktadır. Yine buna benzer şekilde devletin, bırakalım genel bir af ilanından, zindanlarda ölüm döşeğindeki hasta tutsaklara yönelik bile kılını kıpırdatmaması da sürece yönelik temel bir eleştiridir.

* AKP iktidarı, sürece insani-vicdani çerçeveden bakmamaktadır. AKP’nin ekonomi kurmayları, Kürtlere yönelik yürütülen savaşta ne kadar para harcandığının hesabını çıkarıp Türkiye’nin ekonomik olarak rahatlaması için sürecin desteklenmesi gerektiğini belirtiyorlar. Ki birçok AKP’li de meseleyi demokratikleşme ve kardeşleşme şeklinde okumak yerine ekonomiye vurgu yaparak “Türkiye şahlanacak” veya “Türkiye uçuşa geçecek” gibi ifadeler kullanmaktadır. Bu tür pragmatist kapitalist yaklaşım da sürecin gerektirdiği zihinsel olgunluğu engellemektedir.

* Kürt sorununda esasında AKP dahil Türkiye’de şu ana kadar gelmiş geçmiş tüm iktidarların parmağı vardır. Dolayısıyla AKP iktidarı geçmiş iktidarları eleştirip kendini temize çıkaramaz. Dolayısıyla devleti yöneten ve temsil eden bir iktidar söz konusuysa öncelikle çözüm, partiler üstü ele alınmalıdır. Fakat AKP, soruna kendi istikbali üzerinden yaklaşmaktadır. Burada aslolan devletin sorunla yüzleşip halkların ortak vatanda eşit yurttaşlık temelinde yaşaması değildir. AKP iktidarı halklar üzerinde iktidarını nasıl perçinleştireceği hesabı yaptığı için seçim endeksli politika yaparak sürece olan güveni kırmaktadır.

Bütün bunlara rağmen Kürt tarafı ısrarla halkların geleceği için politika üretmeye devam ederken 28 Şubat’ta yapılan ortak açıklama fiilen bir müzakere beyanıdır. AKP Hükümeti, genel olarak güçlü bir irade ve niyetin beyanı olan söz konusu 10 maddeyi dikkate almak zorundadır. Bu süreçte yaklaşan Amed Newroz’u geçen yıllarda olduğu gibi yine tarihi bir öneme sahiptir. PKK Lideri Öcalan’ın 2013 Newroz’unda  “Silahlar sussun, fikirler konuşsun” sözüyle yaktığı barış ateşi, 2014 Newroz’unda “Savaşırken korkmadık, barışırken de korkmayacağız” iradesiyle harlanırken tüm milyonların 2015 Newroz’unda Öcalan’ın çağrısını görüntülü olarak dinlemesi süreci rahatlatacaktı ama görünen o ki mesaj yine yazılı okunacak.

Newroz li hemû mirovên aştîxwaz pîroz be!

Bu yazı toplam 4483 defa okunmuştur