Bedri Çallı

Sultan Tayyip Hazretleri ve bazı kıyaslamalarım

22 Şubat 2016 Pazartesi 00:07

Sevgili okurlarım; sanırım yazının detaylarını incelediğinizde, neden uzun bir yazı olduğunu anlayacaksınız. Biraz zaman ayırıp okursanız, yazının akıcı olduğunu ve hangi ihtiyaçtan dolayı böylesine zaman alıcı bir yazı olduğunu göreceksiniz.

Bir ülkede israf, yolsuzluk, adaletsizlik, yalan, iftira, ikilik, yalakalık vb. daha bir çok olumsuzluk almış başını gidiyorsa, doğa, insan ve diğer tüm canlılar tahrip ediliyor ve yok ediliyorsa, yine bu ülkenin yöneticileri kibirleri ve egolarını tatmin etme pahasına ülkesini bölgede yalnızlığa itmiş ise...

Hele hele ülke kan gölüne dönmüş iken, bütün bu olumsuzluklardan muzdarip olan halk sorgulamıyor, tepki koymuyor ve tam tersine bütün bu yanlışları yapan zihniyeti alkışlıyor ve destekliyorsa, basın, yayın sansürlü ve korkutulmuş, adalet sindirilmiş, diyanet susmuş vicdanlar körelmiş ise, bu ülkenin yok olmaya ve parçalanmaya mahkum olacağı kaçınılmazdır.

Hepimizin yakından takip ettiği ve bilgi sahibi olduğu bazı değerlendirme ve kıyaslamaları karşılaştırıp insanları biraz düşünmeye sevk etmek istiyorum.

Ülke olarak ne duruma düştüğümüzün en bariz örneğinden biraz söz etmek istiyorum. Bugün gerek bu ülkeyi kuran Atatürk ve gerekse Cumhuriyet tarihi boyunca bu ülkeyi Cumhurbaşkanı veya Başbakan olarak yöneten hiçbirinin doğum günü kutlanmamıştır. Bu halk, Atatürk’ün doğum gününden (okullarda öğretildiği için hariç) başka hiçbir liderin doğum tarihlerini bilmiyor.

Devlet kurumları o kadar laçkalaştı ki son derece ciddi olan “resmi yazılarla” bu tür gayri ciddi uygulamalara şahit oluyoruz.

Ankara Etimesgut ilçe Milli Eğitim Müdürü Tugay Gözüm, hangi mevzuata göre okullara resmi yazı göndererek, 2023 öğrenciyi ve öğretmenlerini 26 Şubat 2016 günü kortej halinde, Baştepe’deki Cumhurbaşkanlığı külliyesine çağırdığını merak ediyorum. Ayrıca eğitimde olması gereken öğrenci ve öğretmenlerin izinli sayılacakları belirtilmiştir.

Beyazay derneği başkanı Lokman Ayva’nın açıklamasının dikkatimi çeken kısmı ise engellilerin teşekkür mahiyetinde sayın cumhurbaşkanını ziyaret etmek istemeleri ve doğum günü ile ilgilerinin bulunmamasıdır. Oysa milli eğitim müdürü engellileri de kullanarak böyle bir işgüzarlık yaptığı dikkatlerden kaçmıyor.

Bu iddianın hayali olmadığını size göstermek adına yazının tarih, sayı ve konusu şöyledir. 16.02.2016 gün 8404858/1761892 konu: kortej yürüyüşü

Ayrıca şu bilgiyi de vermiş olayım ki, siyaset ve basın dünyasında bu konuya gösterilen tepkiden dolayı bu gösteri iptal edilmemiş ancak ertelenmiştir.

Çok kısa bir süre önce hepimizin şahit olduğu başka bir değerlendirmeye bakalım

R. Tayyip Erdoğan Şili, Peru ve Ekvator ziyaretleri için askeri bir kargo uçağı ile zırhlı Mercedes makam aracını Şili’ye götürdü. C 130 Kargo uçağı 20 saat boyunca havada uçtu ve Şili’ye vardı.

Basında yer aldığı kadarıyla bu taşıma 200 bin dolar’a mal olmuştur. Bunun TL karşılığı 580.000.-TL (eski para ile 580 milyar TL) dir.

Evet; Amerika ve Rusya’nın, yani dünyanın en büyük iki dev ülkesinde bu tür uygulamalar vardır. Ancak sizce Türkiye mevcut ekonomisi, fakirlik ve işsizliğiyle bu iki ülke seviyesinde midir?

Esnaf, tüccar, köylü, çiftçi ve daha bir çok kesim büyük sıkıntılar yaşarken bu savurganlık değil de nedir? Sadece bu nakliye ile kaç tane ambulans veya başka hizmetler için araç alınabileceğini varın siz hesap edin.

Ayrıca dinimizde israfın haram olduğu ve ülkemizi yöneten bu savurganların da İslam dinini kullanarak bu makamlara gelmiş olması çelişki değil de nedir?

Oysa bize sürekli tüyü bitmemiş yetimin hakkı, milli servet,beytülmal gibi güzel cümlelerin süslenip sunulması hoşumuza gidiyor ve bu sözcüklere riayet edildiğini düşünüyorduk.

Birazda Hz. Ömer’in ahlakından söz edelim

Devletin işlerini yaparken kendi mumunu, şahsi işlerini yaparken ise şahsına ait mumu kullandığını biliyoruz.

Yine devletin işlerini yaparken devletin kalemini, kendi işlerini yaparken kendi kalemini kullandığı bilinmektedir.

Bir defasında Hz. Ömer devletin devesini ararken, Hz Ali sorar “ya Ömer sen neyi arıyorsun. Hz. Ömer cevap verir. “devletin devesi kaybolmuş, onu arıyorum. 

Hz. Ali “ya Ömer sen bu davranışınla senden sonraki İslam idarecilerine çok büyük sorumluluk yüklüyorsun” der. Yani bu gün için Hz Ali; Hz. Sultan Tayyip ve Baş veziri Ahmet Davutoğlu'ndan söz etmişti.

Hz. Ömer şu cevabı verir. Allah’ın adına yemin ederim ki, Fırat kenarında bir oğlak kaybolsa (veya bir kurt bir koyunu kapsa) korkarım ki kıyamet gününde onun bile hesabı Ömer’den sorulur.

Bugün Fırat’ın kenarlarında oğlak, koyun, inek, köpek, kedi ve daha bir çok canlı ile birlikte yapı, doğa ve insan bedenleri birbirinden ayırt edilemiyor.

Bizde durum bu iken, birde uzağa Uruguay’a uzanalım.

Uruguay; Brezilya, Arjantin ve okyanus üçgeninde 4 milyon nüfuslu huzurlu, ekonomisi düzgün bir ülkenin eski Başkanı Jose Alberto Mujica’dan biraz söz etmek istiyorum.

1960 yılında 10 yıl boyunca halkının hakları için savaş veren bir gerillaymış. Bütün hayatını ülkesine adamış, iki kez (toplam 14 yıl) hapis yatmış, (bu cezanın büyük bölümünü tecrit altında) altı kez suikast sonucu vurularak yaralanmış.

Mujica dünyanın en mütevazi devlet başkanı olarak nam salmış. Eşine ait küçük bir çiftliği, 44 yaşında bir Vasvos otomobili ve 1800 dolar (Türk parası olarak 5.300 tl) birikmiş parası var.

Uruguay; Mükemmel bir Başkanlık sarayına sahip, ancak devlet başkanı bu sarayda hiç oturmadı. O zamanlar ve şimdi de biraz önce sözünü ettiğim şehir dışında olan eşine ait çiftlikte yaşıyor. Toprak yolla çiftliğe ulaşabiliyor.

Maaşının %90’nı fakirlere ve küçük girişimcilere dağıtır. (Tıpkı sultan Tayyip ve Baş vezir Davutoğlu gibi)

Şatafatlı ve heybetli bir güvenlik ordusuna sahip değil. Sadece devletin kendisi için görevlendirdiği iki polis ve üç ayaklı bir köpek güvenliğini sağlıyor.

Dünyanın en fakir Başkanı, rahat bir insan, görünüşe pek aldırış etmiyor. Fakir olduğunu da kabul etmiyor. Savurgan ve fazla tüketim alışkanlığının olmadığını ve rahat yaşadığını söylüyor.

Onun bu durumu TEMA Vakfı kurucu başkanımız Hayrettin Karaca’yı bana anımsattı. Hayrettin Karaca yıllarca giydiği gömleğinin yakalarını ters çevirerek giyer, kazağını ve diğer elbiselerini diktirir. Sürekli tüketim toplumundan şikayet eder. Bir insanın; yeme, içme, sağlık ve eğitimden başka hakkı yoktur, der.

Diğer bir portre, yakın tarihimizde bilinen ve tanınan İran eski Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejat’ın yaşamını biraz ele alalım.

Ahmedinejat bir demircinin oğludur.

İnşaat mühendisliği okudu, yüksek lisans ve doktora eğitimi aldı. Çok iyi bir eğitim almış ve önemli bir akademisyen olduğu bilinir.

Vali yardımcılığı ve Erdebil eyalet valiliği ve ardından Tahran Belediye Başkanlığı yaptı. Daha sonra İran İslam Cumhuriyeti'nin 6. Cumhurbaşkanı olarak 8 yıl boyunca İran’ı yönetti.

Ahmedinejat son derece mütevazi, gösterişten uzak, sade bir vatandaş olması yaşamıyla bilinir. Yetim çocuklara verdiği iftar yemeği ve ikram ettikleri (çorba,yumurta, salata, tandır ekmeği ve su) ülkemizde gördüğümüz bir usul değil. Her ne kadar yenilen iftar yemeği bu kadar sade ise de, bir Cumhurbaşkanı’nın öğrencilerle iftar açması başlı başına mutluluk vericidir.

Oğlunun düğününün şatafattan uzak sadeliği dikkati çekti, toplam dört saat süren düğün töreninde davetlilere meyve ve tatlı ikram edilerek, yemek verilmedi.  Ardından Ahmedinejat imamlığında akşam ve yatsı namazları kılındı ve düğün töreni son buldu. Kadınlar ise gelinin babasının evinde düğün törenini yaptılar.

Ahmedinejat görev yaptığı sekiz yıl boyunca Cumhurbaşkanı maaşını almadı. Bugün sürdürdüğü öğretim üyeliği görevine, yani üniversiteye halk otobüsü ile ulaşmaya çalışıyor. Yer sofrasında hafif atıştırmalarla karnını doyurur, gösterişsiz ve mütevazi bir hayat tarzının bilinmesi taktir görmektedir.

Bir halkın karşısında oturarak konuşmanın saygısızlık olduğunu belirtecek kadar kompleksten uzak olduğu görülüyor. Bu adam dünyanın önemli güçlü bir ülkesini sekiz yıl Cumhurbaşkanı olarak yönetti.

Bu yazı toplam 4710 defa okunmuştur