Erkan Çapraz / Gerçeklerle Yolculuk

Soruna Kürtçe Bakmak

20 Mart 2008 Perşembe

Türkiye"nin en büyük, en önemli ve en kapsamlı sorunu olan Kürt sorunu çözülmeden ülkede bir ilerleme veya büyüme gerçekleşemez. Bunun böyle olmadığını iddia etmek için kör ya da sağır olmak lazım.

 

Sorun bu denli önemli olmasına rağmen Kürt sorunu sürekli farklı şekillerde oluşturulan gündemlerle erteleniyor ve yok sayılıyor.

 

Var olan aynalarımıza alternatif aynalar yaratılıyor. Sorunlarımıza sorunlar ekleniyor.

 

Sürekli farklı koşul ve biçimlerde önümüze bırakılan, bizi yanlış ve karmaşık yansıtan aynalardan ne zaman vazgeçilir bilinmez ancak elimizdeki aynaların ne zaman dikkate alınacağı Kürt halkı için merak konusu.

 

Çocukluğumuzdan beri yaşamımızın her kesitinde sürekli ötekileştirme politikalarıyla karşı karşıya bırakıldığımız aşikar.

 

“Aslında sen….” veya “Aslında siz….” diye başlayan cümleler komik geliyor artık.

 

Bizi bizden daha iyi tanıdığını ileri süren kesimlerin tutumları gerçeklerle karşılaştırıldığında bir hayli ilginç duruyor.

 

Yaşadıklarımıza mı inanmalı, laf kalabalıklarına mı?

 

Ne yaşadık, neler anlatılıyor?

 

Çekilen acılar neler, üstüne “çarşaf” çekilenler hangileri?

 

Sorun tüm çıplaklığı ile gözler önünde dururken "çıplaklığı" anlatıyor olmamız aslında başka çaremizin olmadığındandır.

 

Anlamak istemeyenlere rağmen anlatacağız.

 

Kör ve sağır zihniyetlere gerekirse biz de kulaklarımızı ve gözlerimizi onlara vererek gerçeklerimizi anlatacağız.

 

Kürtleri farklı biçimde yansıtmak için önlerine bırakılan "ters" aynalardan vaz geçilmeliler artık.

 

Varlıklarını olduğu gibi yansıtan, gerçek görüntülerini gördükleri aynaları var zaten bu halkın.

 

Sahte aynalarda yansıtılan mutlu Kürtlere aldanmayın.

 

"Peki bu memlekette mutlu olan birileri yok mu" diye sorarsınız şimdi.

 

VAR MI?

 

Feryatlar lal oluyor, dizginleniyor özgürlükler o "ters" aynalarda!

 

Eldeki diğer doğru aynaya kurşun sıkanlar vardır veya darmadağın edenler vardır o aynaları.

 

Ama paramparça edilen o "doğru" aynanın en ufak parçası bile daha yakından bakıldığında yetiyor sağlamkenki görüntüyü görmeye.

 

Umutlar ve yarınlar o küçücük ayna parçalarında gizli.

 

O parçalar Kürt halkının gerçeğini yansıtıyor.

 

Bakılmalıysa bir yerlere, çözüm aranıyorsa o küçük parçalardan başlamalı, çünkü o parçalar halkın ta kendisi!

 

Evet, belki yıllardır çekilen acılardan dolayı paramparça, önümüze sunduğunuz o süslü aynalar gibi parlak değiller ama gerçeği tüm çıplaklığıyla ancak Kürt Halkı anlatabilir size. 

 

Tepeden inme bir çözüm yerine, Kürt halkı dinlenilerek çözüm üretilmeli. Aksi takdirde Kürt sorununa değil, kendi kafanızdaki sorunlara “geçici” bir çözüm üretmiş olursunuz.

 

Eninde sonunda o kırık parçaları birleştirmek zorunda kalacaksınız, iktidardakiler.

 

Daha fazla parçalamadan Kürt halkının aynasını, kendinize bir bakmanın tam zamanıdır o aynadan, çözüm Kürt"ün sorununa Kürtçe bakmanın zamanıdır!

 

Başta Kürt halkı olmak üzere tüm dünya halklarının Newroz bayramlarını barış ve demokratik çözüme vesile olması temennisiyle kutllarım.

Bu yazı toplam 10206 defa okunmuştur
“Ihııı!..”
 // FIRAT KIZILKAYA
1973 yılında kurulan bir CHP-MSP koalisyonu vardı. Erbakan Hoca her gün Ecevit’in ensesinde boza pişiriyordu. “Ağır sanayi hamlesini” başlatmış, bulabildiği her takozu Ecevit’in kağnısının altına koyarak “köye ulaşmasına” engel olmaya çalışıyordu.

Ben ilkokulda okuyan küçük bir çocuktum. MSP’li İçişleri Bakanı Hakkâri’ye şaşaalı bir gezi düzenlemişti. Günler öncesinden hazırlıklar yapılmış, sayın bakanın toz içinde boğulan küçük şehirde rahat edebilmesi için her türlü önlem alınmıştı. Her yere bayraklar asılmış, belediyenin vidanjörü caddeleri sulamış, esnaf camlarını parlatmış, çeşitli yerlere bayraklar asılmış, biz çocukları da, eli yüzü düzgün, urbaları pak olanları ön safa alarak sayın bakanı karşılamaya götürmüşlerdi.
O gün yüzlerce çocuk, “kaz partisinde” “hoş gelişler ola” marşını söyleyen CHP’lileri gibi şendik.
İçişleri Bakanı bağırsa, oraya yerleşmek üzere Kandil’e bile bile giderdik!
Biz çocuklarla, halkla fazla muhatap olmadan ilin sorunlarını öğrenmek üzere vilayete gitti sayın Bakan. (O zaman ilin içinde bir binaya “vilayet” diyorlardı… şimdiki gibi kışlalar bu kadar revaçta değildi.)
İlin sorunlarını en iyi vali bilir değil mi… Öyle de Hakkâri’de durum farklıydı. Burada ilin sorunlarını validen çok ilin ileri gelenleri bilirdi. Bunlar “âkil adamlar”dı, şimdi hiçbiri kalmadı. Vali öncelikle sözü bunlara verirdi. Güzel konuşurlardı, bildikleri Türkçe’nin içine çokça Kürtçe kelime karıştırır, kendilerine özgü tuhaf bir dille anlatırlardı dertlerini. Daha doğrusu ilin dertlerini…
İçlerinden bir Hacı İbrahim vardı ki, dilinden bal dökülürdü. Öyle tatlı, öyle ikna edici konuşurdu ki… Ve her defasında ilimizi ziyarete gelen devlet büyüklerimizin karşısına dizilmiş yerel eşrafın sözcülüğünü Hacı İbrahim yapardı.
O gelişte de aynı şey oldu. İçişleri Bakanı, Hacı İbrahim’e en çok neyin eksikliğini çektiklerini sorar. Aslında hiçbir şey yoktu Hakkâri’de, her şey eksikti. Ama eski adamlar işte, azla yetinmeyi biliyor, buna da şükür diyorlardı. Hacı İbrahim söz alır:
“Valla sayın Bakanım her şeyimiz var. Allah devlete zeval vermesin. Tek eksiğimiz camidir. Sizin partiniz de camilere önem veriyor, ilimize büyük bir cami yaparsanız eğer, direkman cennete gidersiniz.”

Körün istediği iki göz… Sayın Bakan oracıkta, herkesin gözü önünde Hacı İbrahim’e söz verir: “Hacı, sen hiç merak etme. En kısa zamanda size büyük bir cami yapacağız.”
Veren memnun, alan göbek atıyor; sayın Bakan ilin önemli bir sorununu hal etmek üzere Ankara’ya gider.
Çok geçmeden Erbakan Hoca “Ağır sanayi hamlemizi kesintiye uğratıyor” gerekçesiyle Ecevit’e kızar ve koalisyon hükümetinden çekilir. Hükümet düşer.
Haber Hakkâri’ye ulaştığında, Hacı İbrahim’in ilk tepkisi şu olur:
“Ihııı.. valla bizim cami kaldı.”
Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya’nın Cuma günü borsa kapandıktan sonra AKP’yi kapatmak üzere Anayasa Mahkemesi’ne dava açtığını duyunca benim de ilk tepkim, tıpkı rahmetli Hacı İbrahim amcamınki gibi oldu:
“Ihııı.. valla bizim Kürt sorunu kaldı…” MUHSİN KIZILKAYA NIN 25 MART TAKİ KÖŞE YAZISI.....
27 Mart 2008 Perşembe 09:45
BELİ RASTE
 // tayfur ORAL
SAYIN ,ERKAN KARDEŞİM KAMERANIZIN VE FOTOĞRAF MAKİNENİZİN MUKEMMELİĞİ DÜNYACA BİLİNMEKTEDİR LAKİN KALEMİNİZDE AYNI MÜKKEMMELİĞİN İÇİNDE OLMASI YÜREKLİ, VE DOLAMBAÇLI (anlaşılır bir dille) OLMAYAN İNSANKARIN İŞİDİR BU. SORUNUN ÇÖZÜMÜ YAZILIMINIZI İNANIYORUMKİ ÇOĞALTILIP DAĞITILMASI GEREKİYOR ANADOLUNUN HER YANINA.BABAMIN BİR FIKRASI GELDİ AKLIMA (AFFINIZA SIĞINIYORUM),DELİLERE SORMUŞLAR EN AKKILINIZ KİM DİYE,ORTALARDAN BİRİ ÇIKMIŞ VE ŞÖYLE DEMİŞ ÖNDE GİDEN ZİNCİRLİ HEP BİRİLERİ VAR ZATEN OLDU DA OLACAKTA AMA ARTIK BU BİRİLERİ DEĞİŞMELİ BEYİNLER DEĞİŞİRSE AKTARDIĞINIZ GİBİ GÜZEL GÜNLERİN OLUŞMASI İÇİN SORUNU ÇÖZMÜŞ OLACAĞIMIZI DÜŞÜNÜYORUM HER İNSANIN YAPTIĞI ROL 3 MAYMUN DÖNEMİ, KALEMİNİZİN YANSITTIĞI YÜREĞİNİZE SAĞLIK DİYORUM BAŞARILAR DİLEĞİMLE,SELAMLARIMI YOLLUYORUM....
25 Mart 2008 Salı 01:31
1980ler zihniyeti taşımak biraz abes oluyor!!!
 // vate şemzini
evet sayın erkan çapraz çok güzel yazmışsın kürt sorunu sadece türkçeyle yaklaşmamak gerekir.yani adı üzerinde kürt sorunu ve kürçe bakış daha olumlu olur.
bu ege türk diye biri yorum yapmış galiba öküzün kulağında yatıyordu bu güne kadar.kürt sorunu diye bir şey yok diyor bu ne ciddiyetsizce bir şey ya bu gericilik nasıl bu devirde aşılmıyor bazılarında anlam vermekte zorlanıyorum diyemezdim ama kenan evren bile hata yaptıklarını kabullenirken ege türk hala kenan evrenlerin o eski tarihteki zihniyetini taşımasına anlam vermekten biraz zorluk çekiyorum acaba hiç haberleremi bakmıyor bu insanlar yada sadece emirler doğrultusunda yazan yazarların yazılarını ve tv kanallarının haberlerinimi takip ettikleri içinmi hala bu düşünceye 1980lerin zihniyetindeler??? evet kesin sonuç bu olacak türkiyede milleti yanıltan haber ajansları yalan ve kürt halkına karşı yaptıkları rencide edici haber yarışmacılığı ve savaş muhabirliğini yapma özelliği bu son dönemde tam hat safhada ve dolayısıyla bu bir özel savaş niteliğini oluşturuyor.tabiki sayın erkan çaprazda yazdığı gerçeklerden dolayı böylesi yorumların geleceğini tahmin etmiştir.çünkü türkyede yukarıda belirttiğim gibi haberler olsun çıkan bazı anti kürt dizi filmler olsun beyinlere yani dar beyinlere körü körüne milliyetçiliği monte etmiş durumda ve etnik yorumlar gelişiyor.muhafazakar ege türk arkadaşım gibileride olur olmaz sadece egedeki pencereden dünyaya bakıp yorum yapma kabiliyetini almış oluyor. her kes türk olacak diye bir kanun cumhuriyetin kanunlarında mevcut değil zaten ama bu tür insanların cumhuriyet kavramı üzerindede bilinçsiz oluşları işin en zor yanı bari okullarda kavramları doğru öğrenmeye özen gösterin ya>! şimdi ne alaka deseniz cumhuriyet kavramını öğrenmek hakikaten çok şeylerin değişmesine neden olacaktır.beyinlerde ılımlılık olur bir çok halkı daha görebiliriz dünyada hiç kimsenin kiseye bedli daha fazla değildir bunu anlarız çünkü herkesin bir değer vereni vardır her insanın değerleri kendine göre vardır... aslında daha çok yazmak gerekiyor daha çok düşünceyi toparlayıp ifade etmek gerkiyor ama biraz aceleye geldi umarım ne demek istediğim anlaşılmıştır. erkan arkadaş ve tüm okuyocularada selam ve saygılarımı blirtir.gewer halkının acısını paylaşıyorum. şehidin önünde saygıyla eğiliyorum ve ailesine başsağlığını dilerim.umarım artık valiler bu bu ülkeyi daha fazla kana bulayacak kararlar vermezler...şew baş...
24 Mart 2008 Pazartesi 20:22