Şeyhmus Diken

Son Sakinlerden Biri Daha Göçerken!

06 Temmuz 2011 Çarşamba 22:27

Geçtiğimiz günlerde eski ve kadim şehrin son sakinlerinden biri daha, yetmişine merdiven dayamışken göçüp gitti şehrin sicilinden. İçten bir toplulukla Dîyarbekir'in Hıristiyan mezarlığına defnettik Sevim Hanımefendi'yi.

Bir zamanlar Lise caddesindeki mekânında tadı hatırlı çok nefis turşular yapan Besim Usta'nın eşiydi Sevim Hanım. Henri ve Özlem'in anneleri.

1930 senesinde Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) New Jersey şehrinde ardında 30 kitap bırakıp öte yakaya göçen Dîyarbekirli Süryani, Naum Faik Palak'ın eşi Lusi Hıdırşah'ın akrabalarındandı Sevim Hıdırşahoğlu...

Dîyarbekir'in, şehirde kalan son Süryani ailesinin yaşayan tek büyüğüydü Sevim Hanım. Urfakapısı'ndaki ve Ermenilerle Süryanilerin birlikte kullandığı Hıristiyan Mezarlığı'na defnedip Meryemana Süryani Kadim Kilisesi'ndeki taziyesinde otururken anımsadım son kitabım "Gittiler İşte"deki yaşanmış bir başka taziyedeki anıyı ve yanımdakilerle de paylaştım.

Futbolcu Süryani Sami'nin şehirde bilinen lakabı "Gâvur Samo"dur. Kız kardeşi vefat eder Sami'nin. Şehrin renkli simalarından Şeyhmus, nam-ı diğer "Kasap Kalê" duyar arkadaşı ve dostu Sami'nin bacısının ölümünü. Sorup soruşturur taziye yerini. "Meryemana Kilisesinde" derler. Kalê gider Meryemana Süryani Kadim Kilisesine, oturur ve ellerini gökyüzüne doğru açıp yüksek sesle "Lillahil Fatiha" der. Oturanlar bakarlar. Kalê Fatiha'sını bitirip iki elini yüzüne sürdükten sonra; Sami arkadaşına dönüp sakin bir sesle "Kalê! Burası kilisedir. Burada Fatiha geçmez!" der. Kalê, gayet sakin bir edayla; "Oğlum, geçse de, geçmese de ben rahmetlinin ruhuna okudum Fatiha'yı. Burası da Allahın evi değil midir?" der.*

Sadece Süryani ve Ermeni hemşehriler yoktu tabii cenazede. Duyanların çoğu oradaydı. Yıllar evvelinden ününü bildiğim Peynirci Emso'nun torunu Yelda (Hıdırşahoğlu) Kaynak da gelmişti İstanbul'dan.

Toprağı bol ruhu şad olsun Sevim Abla'nın...

*  *  *

Bir de anma vardı şehirde 86 yıl aradan sonra. Son birkaç yıldır daha bir cesaretle anılır oluyor. Şêx Seîd ve diğer Kürt şehitleri. 29 Haziran sabahı Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in evsahipliğinde kalabalık ve seçkin bir toplulukla anıldı, saygıda da gereken yapılarak tabii Şêx Seîd ê Kal Efendi...

664521925 senesinin 29 Haziran'ında Dağkapı Meydanında 46 arkadaşı ile birlikte dar'a çekilmiş ve hâlâ mezar yeri bilinmiyor. Kürsüde torunlarından Felat Özsoy konuştu. Konuşmasından önce de saygı duruşu çağrısı yaptı.

Çağrıya farklı bir tepki geldi, yadırgadım. Tepkiyi gösteren çiçeği burnunda vekil Altan Tan'dı. "Ne saygısı, saygı duruşu olmaz, Fatiha okunmalı" dedi. Yadırgamakla kalmayıp şaşırdım. Fatiha dini bir gereklilik ve saygı tavrıdır. Yaptığı iş nedeniyle ölenin ardından saygı duruşunda bulunmak ve bulunmaya davet ise daha farklı bir tavır alıştır.

İster istemez düşünedurdum...

Öteden beri Şêx Seîd ve arkadaşlarını cepheden vurmaya yeltenenlerin ilginç yaftası şudur: "İngiliz ajanlığı ve Dini Kalkışma".

Peki düşünmezler mi acaba Şêx Seîd'i anarken sadece "dini bir kişilik" gibi değerlendirme yapıp "Fatiha ile anmak" Şêx Seîd'i Kürt Ulusal Kimliğinden soyutlayıp sadece bir din âlimine indirgemeyi beraberinde getirmez mi?

Elbette getirir.

Bu sebeple Kürtlerin bugün iç birlikteliği ile Şêx Seîd, Saîd-î Kurdî, Seyit Rıza gibi önderlerini anarken elbette dini ve mezhebi anmaların yanında, ideolojik ve düşünsel anmalara, saygı duruşlarına da ziyadesiyle ihtiyaç var.

Bu tür anmaların bir yanıyla inançsal, öte yanıyla da düşünsel haklılığını hiçbir zaman göz ardı etmemek gerek.

Bu vesile ile öte yakaya sessiz sedasız göçüp giden şehrin bir garip hemşehrisini uğurlarken; katledilişinin 86. yılı nedeniyle mezar yeri dahi bilinmeyen Kürt halkının "Kal"i Şêx Seîd'i saygıyla anmak ve mezarının yerini sorgulamak boynumuzun bir kez daha borcudur...

(30 Haziran 2011, Dîyarbekir)

* Şeyhmus Diken, Gittiler İşte, Sayfa 167-168. Aras Yayıncılık, İstanbul.

Bu yazı toplam 10884 defa okunmuştur
Şéx Said
 // Bawer
Rejimin dilinden konuşmak,bilindiğigibi Şeyhi idam edenler batılılara o bir şeriatçı ve Türkiyelilerede obir bölücü diye lanse ediyorlardı.Kürddu elbette şeyh ve kürdluğunden asla ödun vermemişti diyer tüm müslüman halklar gibi ırkın üstünluğu ve alçaklığına inanmıyordu,batılıların deyişik oyunlarıyla bozulmaya yüz tutmuş islam devletine isyana kalkışmadı taki hilafet kaldırılana kadar, artık ona düşen Alimlik görevini yapmaktı ve yaptı Allah ona rahmet geride kalan (tüm ırklara )Hakka boyun eyme ve islam kardeşliğini nasip etsin....
07 Temmuz 2011 Perşembe 12:24
Eleştiriniz Yersiz!..-2
 // Muteriz
Din merkezli bakıp Kürt kimliğini en arka saflara itmek ne kadar hatalıysa, aksi de o kadar hatalıdır. İkisini ayrı iki şey görmek de öyle -sizin yaptığınız gibi-.. Velhasıl, biz dindar Kürtler şehide saygımızı bize zulmeden milliyetçiler gibi saygı duruşlarıyla değil, fatihalarımızla göstermek isteriz!.. Ki inayet-i ilahiye yardmıcımız ola!.....
07 Temmuz 2011 Perşembe 09:27
Eleştiriniz Yersiz!..-1
 // Muteriz
Altan Tan'ın tepkisi ne kadar yerindeyse sizin tepkiniz de o kadar yersiz olmuş.. Ne yani, saygı duruşunda bulununca Şêx Seîd'in Kürt kimliği de mi vurgulanmış olacak? Saygı duruşuyla Kürt kimliği vurgusunda nasıl bir ilişki var? Eğer kastınız Fatiha okumanın dinsel boyutuyla Şêx Seîd'in alimliği arasında ve saygı duruşunun sekülerliği ile Şêx Seîd'in Kürt kimliği arasındaki paralellikse, bilesiniz ki çoğunluğu Altan Tan gibi düşünen dindar Kürtler, Kürt kimliğini önemserken salt dünyevi bir gayeyle önemsememektedirler. Aksine manevi referansların teşvik ettiği ve sınırladığı oranda Kürt kimliklerini önemsemektedirler. Yani biz dindar Kürtler için Kürt kimliğini önemsemek, dünyevi bir ihtiyaç olmanın ötesinde uhrevi bir vazifedir....
07 Temmuz 2011 Perşembe 09:24