Ümit Yazıcıoğlu

Siyasi çözüm

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Biliyoruz ki yıllardır askeri kafayla sürdürülen inkâr ve savaş politikalarında ısrar, son 29 yılda hayatını kaybeden on binlerce insana her gün yenilerinin eklenmesine neden oluyor. 1925"ten itibaren bu coğrafyada kesintisiz olarak, hep kan aktı. Ben bilakis Kürt ve Türk halklarının savaşla ve kanla değil, barış içerisinde, eşit ve insanca, beraberce mutlu yaşamayı hak ettiğine inanıyorum.

Toplumsal talep siyaseti çözüme zorluyor. Ancak siyaset yeterli dinamizmi gösteremiyor. Gerekli politika üretimini yapamıyor. Cumhuriyet tarihi boyunca eşit vatandaş uygulaması yaratacak bir siyaset uygulaması ile karşı karşıya kalamadık.

Kürt sorunu 1800'lü yılardan itibaren bize miras kalmıştır. Dış bağlantıları vardır. Ama asıl olarak bir iç sorundur, Türkiye'nin sorunudur. Bu bağlamda değerli Ahmet Türk, hatırladığım kadarıyla  DTP"nin  13.10.2008 tarihinde TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı bir konuşmada, “Bu kan artık dursun-çocuklarımız ölmesin' diyor, bir Mebus olarak haykırıyor.

Diğer taraftan aydınların-yazarların-sanatçıların 'Artık yeter' dediğini vurguluyor, biran önce bu sorunun barışçıl ve demokratik yollarla çözülmesini dile getiriyor.

“Halk barış istiyor, halk çözüm istiyor, halk huzur istiyor!” diye haykırıyor. 

Kendileri bu görüşlerinde çok haklıdır. Dolayısıyla Türk tarafının inkâr politikasını terk etmesi ve Kürtlerin acı trajedilerini anlaması gerekir. Kürtler mazlum bir halktır, tehlikeli değiller. Kürt kültürü, dili, eğitimi, sanatı, müziği ve edebiyatı önündeki tüm yasal olan ve olmayan engeller kaldırılmalıdır, diye düşünüyorum.

Bu haykırışın, Sayın Erdoğan Hükümeti tarafından duyulması ve gereklerinin acilen  yerine getirilmesi gerekir. Dolayısıyla hükümet hem kendilerine, hem de biz Kürtlere halklarımızın sadece kardeş olduğunu ilan etmekle yetinmemeli, Kürt sorununa siyasi ve barışçıl çözüm getirerek,  icraatlarıyla halklarımızın kardeşliğini ispat etmelidir. Buda diyalogla mümkün. Yoksa Kandil dağını bombalamak için teskere çıkarmakla bu problem çözülmez. Zira insanoğlunun var oluşundan bu yana hiçbir problem silahla, işgalla çözülmemiştir. Eğer çözülmüş olsaydı bugün bu problem var olmazdı. Zaten hepimizin bildiği gibi 1984"ten sonra yaşanan olaylar bizlere askeri yöntemlerle PKK"nin tasfiye edilemeyeceğini gösteriyor. Çünkü PKK, Kürt sorununun bir ürünü ve uzantısı.

Eski Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Cevat Öneş"in de 15. Ekim 2008 de NTV'de "terörle mücadele yöntemleri ve çözüm formülleri"nin tartışıldığı “Neden” programında görüşlerini açıklarken belirttiği gibi, “PKK bir sonuçtur. Bunu yaratan Kürt sorunudur. PKK ile etkin mücadele yapılırken Kürt sorunu çözülmelidir. PKK ancak Kürt sorunu çözülerek bitirilebilir.”

Kürtlerle Türkler barışmalıdır,  çünkü iki tarafın da çıkarları bunu gerektirir. Dolayısıyla halkımıza her bakımdan sahip çıkarak yapılacak olan siyasi acılımlar sayesinde, İspanya'da, İngiltere'de, Fransa'da olduğu gibi  Kürt meselesi siyasi alana taşınarak çözülebilecek bir sorundur.

Biz Kürtler genel olarak demokrasi içerisinde sorunun çözülebileceğine inanıyoruz.  Elbette Kürt sorunu rahat olarak çözülecek bir kolaylıkta değildir. Bunun bilincindeyiz. Fakat her şeye rağmen ilk etapta bir anayasa değişikliğine gidilmesi gerekir. Çünkü ülkemizde temel felsefesi evrensel değerlere bağlı olan bir anayasaya ihtiyaç var.

En geniş mutabakatla bir anayasa oluşturulmalı. Çoğulcu demokratik bir anayasa olmalı bu. Dolayısıyla ülke içerisindeki bütün  kültürlerin, demokratik bir şekilde varlığı ve kendini ifade etmesi anayasal hak olarak garanti altına alınmalıdır, diye düşünüyorum.

Bu bağlamda Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile  Sayın Ahmet Türk"ün baş başa oturup bu konuyu en azından iki saat karşılıklı görüşmesinin çok doğru olacağına inanıyorum.

Dil Tarih Coğrafya Fakültelerinde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinin açılması Kürtçe eğitim ve yayın yapılması ve bunun yanında bir genel afın çıkarılmasının zaruri olduğuna inanıyorum. Bu bağlamda artık devlet kendi üzerine düşen kardeşlik sorumluluğu için ciddi adımlar atmalı ve Kürtlere yönelik ayrımcılığı sonlandırmalı, sorunları kanlı yöntemlerle değil diyalogla çözmelidir, çünkü siyasi sorunlar askeri mantıkla çözülemez.

Sonuç:

  1. Madem ki Kürt Sorunu var, o zaman bu çok ciddi ve ağır bir sorun, o halde  bu sorunu kardeşçe siyasi olarak çözmeliyiz, çünkü şiddet merkezli anlayışların tekelini kıran ve kırabilecek tek araç siyasettir. Siyasi acılımlar neler olabilir, buna başka bir yazımda detaylı değineceğim. Ama ilk etapta, Dil Tarih Coğrafya Fakültelerinde de Kürt Dili ve Edebiyatı bölümünün açılması zaruridir, diye düşünüyorum. Kürtçe eğitim ve yayın yapılmasının yanında bir genel affın da zaruri olduğuna inanıyorum. Bu bağlamda artık devlet kendi üzerine düşen kardeşlik sorumluluğu için ciddi adımlar atmalı ve Kürtlere yönelik ayrımcılığı sonlandırmalı, sorunları kanlı yöntemlerle değil diyalogla çözmelidir. Değerli Yaşar Amca (Kaya)´nın da belirttiği gibi, çözüm paketin içinde, bir af, Kürtçe isimlerin iadesi, DTP ile sıcak ilişkiler, yeni anayasada Kürtler"in hukuki ve kanuni temsili, seçim kanunundaki barajın indirilerek Kürtler"in parlamenter zeminde önünün daha çok açılması, dağdan inenler, hapiste yatanlar, sürgünde olanlar, vatandaşlıktan çıkarılanlar için bir çözüm paketinin", hükümet tarafından acilen açıklanması gerekir.
  2. Dolayısıyla Türk tarafının inkar politikasını terk etmesi ve Kürtlerin acı trajedilerini anlaması gerekir. Kürtler mazlum bir halktır, tehlikeli değiller. Kürt kültürü, dili, eğitimi, sanatı, müziği ve edebiyatı önündeki tüm yasal olan ve olmayan engeller kaldırılmalıdır, diye düşünüyorum.
  3. Kürt ve Türk halkının savaşla değil, barış içerisinde, eşit ve insanca, beraberce mutlu yaşamayı hak ettiğine inanıyorum. Yayınlanan makalelerimde´de belirttiğim gibi Türkiye´de, Kürt sorununun çözümü, devlet idaresinin modernleştirilmesiyle,  yerel yönetimlere daha fazla yetki verilerek, büyük şehir belediyeleri birleştirilerek, bölge belediye başkanlıkları kurularak, başkanlık sistemine geçişle mümkün olabilir.
  4. Bu çerçevede her medeni ve asri devlette olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti  Vatandaşı olan herkes istediği her lisanı öğrenebilmeli ve öğretebilmelidir. İstediği gibi özgürce anadilinde eğitim yapabilmeli ve konuşabilmelidir. Örneğin, Kürt dilinin, eğitim başta olmak üzere yaşamın her alanında özgürce kullanımı ülkede sağlanmalı, ilköğretimden üniversiteye kadar devlet okullarında eğitim ve öğretimi desteklenmeli, kısacası anadilde eğitim anaokulundan tutun Üniversiteye kadar özgürce sürdürülebilmelidir.
Bu yazı toplam 4548 defa okunmuştur
Ahmet Türk'le görüşmek
 // Berivan
Erdoğan, DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk ile görüşüp görüşmeyeceğine ilişkin ise şunları söyledi: “Ahmet Türk'le görüşmeyi gündemden düşürmüş değilim. Biz kendimizi bu konuda görüşmeye hazırladığımız esnada şehit haberleri geldi. Gelin PKK örgütünü terör örgütünü ilan edin diyoruz. Tam tersine örgütün avukatlığına savundular. Bu işleri zorlaştırıyor. Taraflar silah bırakmalı deniyor. Böyle bir şey olmaz. DTP'den tek yanlı çağrı bekliyoruz”

Af konusunu da değerlendiren Erdoğan, mevcut “Eve Dönüş” yasasını yeterli bulduklarını söyledi. Erdoğan, “Af meselesiyle ilgli durum da çok farklı. Biz Eve Dönüş yasası çıkardık. Bunun önünü de kendileri kesti. Bunu teşvik etmiş olsalar, binlerce kişi faydalanacaktı. Eve Dönüş yasası üzerinde oynamalar yapılabilir. Biz şu anda yeterlidir diyoruz” diye konuştu. / ANF...
11 Haziran 2009 Perşembe 17:30
okudum
 // olcayto
sayın hocam, yazınızı okudum, gerçekten sağduyulu empati kurarak analizler yapmışsınız....
29 Mayıs 2009 Cuma 00:22
EKBER
 // DİLAN
ANA DİLİNİZİ KONUŞUN. BİŞEY DİYEN YOK. AMA HER YERDE BUNU SAĞLAYAMAZSIN.BİR KÜRT KARDEŞİMİZ ÜNİVERSİTE KAZANDI NE OLACAK....
26 Mayıs 2009 Salı 13:27