İrfan Sarı

Sıra sana gelecek!

17 Nisan 2010 Cumartesi 13:20

Bir çocuğu kum torbasıymış gibi sürümek, hem de bütün gücüyle!

Tek bir isimle tanımlanabilir bu:

VİCDANSIZLIK!!!
 
Onu annesinin bağırışları, ağzı gözü kanıyorken ve sarılmışken annesi son çareyle sürümenin ismi yoktur.

Duygu yoksunu olmak bile yetmiyor ki robotlar bile bunu yapmaz.
 
Ergin bir yaşta Türkçe öğrenen biri bunu yapanı tanımlarsa muhtemelen “odun” ya da “kütük” diye tanımlar.
 
Ama bakıyoruz kuşadasında aynı günlere denk gelen bir zamanda yine bir polis ayaklardan isabet ettiremediği çocuğu yerden başını kaldırıp başına sıkıyor. Hem de şehrin göbeğinde, hem de etraftakilerin bütün yalvarmalarına karşın sıkıyor kurşunu ve ağır yaralıyor.

O, polise taş atmamıştı. Yüzünü gözünü saklamamıştı. Eylem hazırlığında değildi. Elinde taş izi yoktu. Cebinde bıçak yoktu.

Hem bütün bunlar onda vasıflı bile olsa bunun cezası bu değildi. Hem cezasını polis veremez. Polisin görevi onu yasaların önüne götürmektir.
 
Bir insanı bu kadar hiddetlendiren, öfkelendiren ne olabilir ki?
 
Peki bunun tanımı nedir?

GULYABANİ Mİ?
 
Ruhundan bedenine kadar kurumuş vahşi hayalet!
 
Peki bunu anlamak için kafayı kim yorar, muhtemelen psikologlar. Bilimsel tanımını onlar bırakır.
 
Nasıl bir şeydir, nedir, ne değildir bir kenara. Giderek korkutmaya başladı bu tırmanış. Sokağın içinde korku olup dolaşmaya, mahallerin arasında gezinmeye başlayan bir korku haline gelmeye başladı.
 
Hıdır Oğuz namaz kılmak için camiye gidiyordu. Onun kafasını yaracak mosmor edecek kadar suçlumuydu acaba. Hastanelik olacak kadar hangi suçu işledi. Hem suç işledi diyelim. Polisin görevi onu yargının önüne götürmek değil mi? O gaz bombasını sıkan bir mekanizma ve o mekanizmanın bir tetikleyicisi var. O tetiğe basmak bu kadar kolay mıdır acaba?
 
Peki Rıdvan Erhan?
 
“Ben ekmek almaya gidiyordum olayların içinde kaldım.” Tamam! bu masum bir yalan olsun. Bir çocuğun gözüne isabet edecek kadar eğimli sıkılan gaz bombası tesadüfen mi çarptı diyeceksiniz. Yoksa “savaşta kurşun adres tanımaz” mı diyeceksiniz?
 
Her ne derseniz deyin.
 
Bir çocuğu elindeki taştan dolayı vuracak kadar bir yetki ile donatımlı kimse olmamalıdır. Yetki ile donatılmış bile olsa. Bir çocuğa bunu yapmak için durup durup düşünmek lazım. Düşünmek!
 
O yetkiyi verene dönüp sormak gerek. Neden vurmak? Yaralamak? Ölümüne sebep olmak?
 
Ben bunu yapmamam demek lazım!
 
Ama tam da ben bunları yazarken Erzurum’dan bir polis vakası daha geldi. Sivil polis kendisine hakaret etti diye arabasından aldığı beysbol sopasıyla vatandaşın arabasını hurdahaş etmeye başlamış. Öfkesine o kadar kaptırmış ki kendini kameralara şuya-buya hiç bakmıyor. Kanun oymuş gibi. Basıyor sopayı. Belinde silah, kelepçe, jop yetmiyormuş gibi bir de her ihtimale karşı beyzbol sopası.
 
Anlaşılıyor ki; yapmam demek yerine yaparım deniyor. Yetkisini fazlasıyla kullanmayı seviyor.
 
Oysa insanları sevmeyi denese her şey daha da güzelleşecek.
 
Neyse!

Kanunlar karşısında incelen boyun artık kopuyor.

Umarım kanunlar ve yetkiler gözden geçirilir. Yoksa kanun koyucuya da bu şiddetin dönmeyeceğini kimse taahhüt edemez.
 
Ne demişler?

“Susma sustukça sıra sana gelecek”

Bu yazı toplam 5675 defa okunmuştur
devamı
 // bışar-e çeto
işkence görüp sonradan öldürülen ve tarih sahnesinden dünyanın en vahşi yöntemleriyle yok edilmeye çalışılan insanlaramı acımalı.zalimin ölümüne mi sevinilmeli yoksa mazlumun ölümünemi.ezenimi kollarsınız yoksa ezilenimi.demokrasimi yoksa diktatörlükmü.insanlıkmı yoksa hayvandan daha aşağılık olmakmı.kim mazlum kim ezilen yok edilen kimler demokrasiden korkanlar kimler.zalimler kimler ezenmi ezilenmi neyse daha fazla uzatmaya gerek yok..kısaca TARIK ATALAY kardeşim sen türkiye vatandaşıysan bu soruların cevaplarını bul ve sonra elini vijdanına koy ve''YAŞASIN İNSANLIK VE KAHROLSUN İNSANLARI BİRBİRİNE DÜŞÜREN İNSAN AVCILARI''de o zaman sende YA polis YADA Kürt dersin ve belki insanlık için bir katkı yapmış olursun..........
20 Nisan 2010 Salı 21:01
amacınız ne..
 // bışar-e çeto
yazar arkadaşımız birincisi sadece bir konuyu ele almış ''polis ve şiddet''yazar bu konuda tek bir pencereden bakar olaya içinde yaşadığımız toplumda polisin görevi nedir?polis nekadar polis ve ülkemizde polise verilen yetki sınırı nekadar ve polis yetkisini aşıyormu ve aşıyorsa topluma ne gibi etkiler yapıyor ve niye polis sadece yetki aşılmasını sadece kürtlere yönelik yapıyor bu soruların cevabını vermiş ve çok akıcı ve güzel bir üslup tatmin edici açıklamalar yapmıştır.bazı arkadaşlarımız hala gelip yok efendim siz polise taş atmışsınız yada polisi öldürmüşsünüz ne garip birşey değilmi!!!!bir türkü öldürmek ve taşlamak!!!insanlığın kanını emen vampirler ve kitle imha planları yapıp soykırım yapanlara mı acımalı yoksa.........
20 Nisan 2010 Salı 20:49
TARIK ATALAY efendinin bilgisine ...
 // Camer
Durup dururken bir halk-millet askerine polisine zarar vermez değil mı? Ama o asker ve polisinde görevi vatandaşın can güvenliğini sağlamak için olmalı değil mı? Öldürülen asker ve polisi söylüyorsun,bir söz var ne ekersen onu biçersin.Bu halkın kalbine sevgi veremedınız ki öfkeyi ektınız şiddeti biçiyorsunuz.KÜrd halkı kendisine uzanan eli kırmaz,o elin sahibini başının üstünde de taşımasını bilir.örnek vereyim mi size?Amed emniyet düdürü Gafar.Gidin Amed de Atatürkün resimlerinden (ki biliyorsunuz zorunludur) işyerinde Gafar ın resimleri var.
4,500 yerleşim yerini yakıp yıkacaksınız,17,500 faili belli cinayetler olacak ve hala sende çıkıp gerçekleri görmiyecek kadar gözün karaysa kusura bakma taraflı olan sizsiniz
Zaten Yazarımız yazmış...
19 Nisan 2010 Pazartesi 18:49