Özgür Amed

Sıcaaxx datlî ve Rojava

23 Eylül 2013 Pazartesi 11:34

2.Dünya savaşında pek çok Japon asker adalara gönderilmişti. Orada gerilla taktiği ile savaşacaklardı ve aldıkları emir kesindi: Asla teslim olmak yok!

Japon İmparator ordusuna mensup Hiroo Onoda için savaş, aldığı emir ve biraz da kendi paranoyasından dolayı 1974′e kadar devam etti. Arkadaşları da öldü. O tek kaldı! Uçaklardan atılan savaş bitti ilanlarını da ABD’nin oyunu sandı ve savaşmaya devam etti. Ailesi 1959 senesinde artık öldüğünü düşünerek temsili bir mezar bile yaptırmıştı. Fakat o, 30 yıl sonra da olsa evine dönmeyi başardı…

Hah işte! Hiroo Onoda arkadaşın taşıdığı inanç ve umut ile merhaba! İnancını sırt çantasına ekleyip gökyüzünü rehber bellemiş, sarp vadilerin kuytularındaki ağaçları dost edinmiş güzel insanlar! Size daha çok merhaba…

TV’lerde maaşlı uzman, elinde bir çubuk çizdiği haritada gezinen quşxanelerin deyimi ile Ortadoğu, Balkanlar, Kıtalar yani her yer kaynıyor… Her erimede bir xêr vardır tabi. Çünkü buzullar eriyor, dağlar büyüyor…  Koz maça için kartlar yine dağıtılıyor. Tüm bunlar olup biterken Amed'e gelen Saadet Partisi genel başkan yardımcısı ne yapıyor?   "Okullarda Andımız kalkmalı, her sabah besmele okunmalı" diyor. Tew lê gulê Antartika!

Bildiğiniz üzere AKP paket maket meselesinde fıs çıktı. Bu kurnaz siyasetine Amed halkı tepkisiz kalamazdı. Ne yapsa iyidir? Görenler, duyanlar olmuştur. Cuma günü Bağlar’ın orta yerinde sahne kurup defile yaptı. Podyum ve gösteri üzerinden AKP politikaları örnekli halka açıklandı. Nasıl metafor ama? Anlayacağınız her şey birbirine karışmış durumda… Gündemin özeti bu dostlar.

Gündem aktarımı bittiğine göre simit-datlî meselesine geçebilirim.

Küçükken Amed sokaklarında yapılacak tüm işleri yaptım. Elinde sakız kutusu, sakız çiğnemekten imani gevremiş ve eğri büğrü olmuş ağzı ile “Saqız çekışax?” diyen nesildenim bende. Hangi boya ile tatlandırıldığı belli olmayan eskimo, kutusunun yarısını kendimizin heba ettiği sakız, çok zor olan çöp, gece 12’de bile satsak ‘taaazee gevrekkk’ diye bağırdığımız simit, Japon Kürtlerinin hala evinde devam ettirdiği geleneksel tat datlî ve herkese her an lazım olan su… Ve daha başka işler. Hepsine bulaştım!

Biraz sıcaaaxx datlî’dan bahsedeceğim. Sabah erkenden gitmek zorundasın. Bağların kuytu yerlerinde yapılıyor. Genelde bir ev içinde yapılır. Bazı abêlerde artık dükkana çevirmiş tabi. Datlî sabah erkenden yenmeli. Güneş doğup ortamı ısıttıktan sonra tadı pek kalmıyor. Sabah 5 gibi tepsimizi alıp giderdik. Kuyruktaki yerimizi alırdık. Ben yeni olduğum için az alıyordum. 20-25 tane kaldırıyordum. 100-200 tane kaldıranlara “errıııkkkk” demekten kendimizi alamıyorduk. Nasıl taşıdıklarını bırak nasıl sattıklarına da hayret ederdik. Bu işteki iktidar sahipler onlardı. Gerçekten ‘usta’ idiler.

Datlî işindeki en önemli espri “ 1 tane fazladan verilendir.” Bu senin “yeme” payındır. 20 tanenin parasını ödeyip 21 tane alıyorsun! Kaldıracağın sayı artıkça senin payına düşen beleş sayısı da artıyor. Ve istinasız hepimizin aklından geçen şu oluyordu: Kendi payımıza düşeni yemeyip onu da satarsak kar ederiz! Biz o bir datlî üzerinden ev geçindirme derdine düşmüştük. Gerçekten büyük oynuyorduk! Londra, Bismil ve New York borsaları bu planımızı öğrense biterlerdi! Kesin yani…

Sokaklara dalıp bağırmaya başlıyorduk. Herkes kendine bir mekan belliyordu. Olabildiğince farklı yolları kullanıyor ve birbirimize görünüp kısmetini kırmamaya özen gösteriyorduk. Çok başarılı bir satıcı olduğumu söyleyemem. Biz de bilirdik sevgiliye o beleş datliyi vermeyi ama aç idik ve yedik! Tepsimde kalan datlîların çoğunu eve getirip babama sattığım da oldu. Hayatımın ilk neo-liberal ve faşist kapital girişimi oldu bu! Sermaye parasını babadan alıp, bunu yatırıma dönüştürüp malı tekrar babaya satmak! Ahlaksızlığın dibi gerçekten… Kendisinden özür diliyorum buradan!

Satışı sadece sokaklarda yapmıyorduk. Bizi çağıranların kapısına da götürüyorduk. Evinin camından, balkonundan seslenip falan nolu daireye getir derlerdi. Başında tepsi sen bağırıp çağırırken bazen yine yukarıdan bir ses gelirdi “Datlîcîîîîîîî” diye…  Tepsini önce indirmen lazım kafandan. Sonra o zorluk içinde kafanı kaldırıp yukarıya bakman gerek. Kimdir hangi kattan seslenmiş ve hangi beyliktendir diye. İşte bazen yaramaz çocuklar veya sabah sabah canı sıkılan aile bireyleri biz datlîcî-simitçilerle kafa bularak eğlenirlerdi. Seslenip, kafalarını içeri sokarlardı. Baktığımızda kimsecikler yoktu. Tepsiyi tekrar kafamıza koyduğumuzda yine ses gelirdi. Tekrar bakardık ve yine kimse yoktu. Bir umut, yine bakardık ama yine yoktu…

Hevalên delal û hogir,

Kürt meselesi de biraz datlî işidir… Hele şuan içinde olduğumuz durumu bundan daha iyi özetleyen bir şey yok! Koca bir tarih tepsisinde içi acılarla dolu tonlarca yükü kafamıza vermiş yol alıyoruz. Sokakları ve yılları ‘özgürlük ve mücadele’ diye arşınlıyoruz. Devlet, bizi yukarıdan gören ve izleyen o arsız balkon insanıdır. Canı istediğinde bize sesleniyor. Canı istediğinde “Kürtt! Demokrasiiii ya da pakettt” diye sesleniyor. Biz de o tüm yükü zor bela büyük bir fedakârlıkla başımızdan indirip yukarıya bakarak “muhatap” kim diye bakarız. Kimse yok! Her seferinde ateşkesi olsun, siyaseti olsun anlamlı bir yaşam için yolda durarak yüzyılların yükünü bir kenara bırakarak kafamızı yukarı çevirip bize “sesleneni” görmek istiyoruz. Ama yok… Muhatabımız yok. Samimiyetsizce kafasını içeri geri sokmuş. Bizimle eğlenip dalga geçmiş. AKP bu değil mi? Yaptığı her şey bundan ibaret değil mi?

Bir gün arkadaşa seslendiler yine yukarıdan. İndirdi datlîlari baktı kimse yok. Qeşmerler iş başında idi. İkinci çağırışında bu sefer bakmadı! İstifini bozmadan “Datlîcî diyen…” diye başlayan okkalı bir küfür savurdu. Öyle bir küfür ile cevap verdi ki kimse ona bir daha asla seslenmedi o binadan. Ona yukarıdan seslenenlere asla dönüp bakmadı o günden sonra. Cevabını vermiş, yoluna büyük bir özgüven ile devam etmişti. Bu arkadaş Rojava değil de neydi?

Bu yazı toplam 21069 defa okunmuştur
Yilmaz Ozdil, Ozgur Amed, Okuyucu yorumu
 // Bilgi Bilgin
Yazi harika. Yine yuzumde kirik bir tebessumle okudum. Sonra Yilmaz Ozdil'i savunan okuyucunun yorumunu gordum. Maalesef dunyadan Hitler gecmis, ona karsi Zweig gecmis, Bush gecmis, Idris Naim Sahin gecmis, e bir de Yilmaz Ozdil geciyor. Cumhuriyet bilesenlerinde Kurd'u zararli madde olarak gosteren veee her biri sadece bir satir cumlelerle anlatilan 20 satir kose yazilariyla(hedef kitlesi daha uzun okumaz onlar da biliyor)bir de Bekir Coskun var okuyucu bunu unutmus. Yani ben Edward Said'i bile okuyan biri olarak(duzeyimi anladiniz degilmi, (kahkaha efekti var burada) :) ) cok takdir ediyorum yazilarinizi.Harikasiniz. Sabirsizlikla bir sonraki yaziyi bekliyorum....
26 Eylül 2013 Perşembe 20:19
16:42
 // Civan
Daha sık yaz heval. Suriyeden dağ bayır demeden kaçmış büyükşehirlerde ekmek parası kazanmaya çalışan Kürtleri bir daha ki yazında ele alırsan güzel olur. Ser çavan hevalno....
26 Eylül 2013 Perşembe 16:42
07:47
 // Amedli t
Ez te jı dılu can piroz dıkım hwale heja u burumet deste te saxwe te gelek peywe xeş kır....
26 Eylül 2013 Perşembe 07:47