Özgür Amed

Serkan, Walî, Hebûn....

08 Ekim 2012 Pazartesi 17:05

Geçen yaz ayının sıcak mı sıcak günlerinden birinde kapımız çaldı. Ben açmaya gittim. Kapıyı açınca karşımda gözlüklü, 16-17 yaşlarında, boyu posu yerinde, normal kiloda ve gözlüklü bir delikanlı ile karşılaştım. İlk defa görüyordum onu. Direk söze girdi:

-Bana bir bardak su ver!

Hella hella! Bu kim? Ne diye böyle emrivaki konuşuyor demeye kalmadan annem olaya müdahale etti ve “Wîî ev Serkan e!  Ka were hundir” dedi. Böylece adını da öğrenmiş oldum. Öğrendiğim diğer şey ise tüm ev halkının zaten Serkan’ı tanıdığı idi. Meğerse sık sık kapıya gelip isteklerde bulunuyormuş. O an içinde aralarında başlayan sohbetten çok sempatik bir zihinsel engelli olduğunu anlıyorum. Ayrıca konuşurken ki öz güveni müthiş…

Bu ilk tanışmadan sonra Serkan ile çeşitli şekillerde görüşme ve karşılaşma fırsatım oldu. Ailemin fertlerinden ve çevreden de pek çok şey duymak mümkündü. Çünkü Serkan görülmemiş bir maceracı ruhun adamı idi. Dinmeyen ve bitmeyen bir enerjisi vardı. Serkan’a mahallede ki herkes “Walî” diyor. Yaklaşık 1 yıldır Valilikte, geri işlerde çalışıyormuş. Serkan aynı zamanda Kürt politizasyonun örnek bir dönüşümü idi de. Mental rahatsızlığına rağmen çok farklı, net ve tanımlanabilir bir sevgisi vardı Kürt hareketine. Ailesinin ona verdiği bir kod adı bile vardı. Ev ve yakın arkadaşları onu “Hebûn” olarak çağırırlar. Serkan’ın en bilinen özelliği girmediği, çıkmadığı kurum ve yerin olmamasıdır. Bilmediği ve gitmediği etkinlik azdır. Örneğin 8 Mart’ta kadınlar arasında olan tek erkek Serkan’dır. Annem onu görünce “Nasıl girdin aramıza?” diye sormuş. Kendisi “Oo! Ben her yere girerim, Osman Baydemir’in haberi var” demiş. Sadece Kürdewar etkinliklerde değil, herhangi bir hastanenin başhekiminin odasında da bir meseleyi konuşmak içinde rastlamak mümkün ona.

Reelde değil, sanalda da vardı Serkan. Bir eylem sonrası çekilmiş görüntüleri haber olarak karşıma çıktı mesela. Polis müdahale edince yolun ortasına gidip, arabaları durdurup nutuk çekmeye başlamıştı. Akıl vermeden tutun da sürece dair daha pek çok şey içeriyordu o yol ortası demeci. Halk uzaktan izleyip alkışlayınca keyfine diyecek bişi yoktu, en azından haber videosundan görünen bu idi. Serkan yakın tanıdıklarından 1 milyon isterdi hep. Ne yapar ne ederdi bilmiyorum. Ayrıca pragmatist eğilimleri vardı. Misal yoğurt alınacaksa “Ne gerek var para harcayıp bakkaldan almaya, komşudan istesenize” der ve öyle yapardı. Toplumsal kodların farkında olsa gerek giyim ve kuşamına çokça dikkat ederdi. Çok temiz giyinmeye özen gösterir, yakınlarının dediğine göre eve biri geldiğinde elbiselerini 2-3 poşete sokar, onları da bir kartona o kartonu da başka bir kartona ekler ve saklarmış, alınmasın diye.

Serkan’ın duyarlı kişiliği de biraz farklıdır. Bir ara yine bize geldi, oturdu çayını içti. Sonra kız kardeşim, dayımın kızı ve babamı esir alarak önemli bir işini onlara yaptırdı. Kalem ve kâğıt bizden, sözler ondandı. Serkan, hapishanede ki arkadaşı “Kendal’e” mektup yazıyordu. Okuma yazması olmadığı için o işi ev halkı yapıyordu. 1 sayfa kadar mektubu bitti. Sonra okuduk. Nasılsın ile başlayan mektup temenniler ile değil yardım çığlıkları ile devam ediyordu. Çünkü şöyle yazmıştı “Kendal ne olur gel kurtar beni! Dayanamıyorum artık. Seni çok özlüyorum. Bana da iyi davranmıyorlar, babam da bana iyi bakmıyor. Ne olur gel kurtar beni Kendal…” Cezaevinde ki Kendal’dan istediği yardıma cevap geldi mi öğrenemedim. Annemden öğrendiğim kadarı ile Kendal ile bir camiden ayakkabı çalmışlıkları var. Dedim ya bulaşmadığı yer yok Serkan’ın…

Geçtiğimiz hafta Serkan yine valiliğe gidip “Ben artık gidiyorum, işi bırakıyorum. Hakkınızı helal edin” demiş. Oradakiler “Neden” deyince şöyle cevaplamış: “Ben öleceğim, rüyamda gördüm kız kardeşim beni balkondan atıyordu” demiş. Böyle bir cevap karşısında ne denilebilir ki… Bizim Serkan eve gelmiş. Evde bir eline kına yapmış. Damat gibi hazırlamış kendini. Annesine de rüyasından bahsetmiş. Annesi kızmış, gülmüş ona. “Oğlum ne diyorsun sen böyle” diye.

Ertesi gün Serkan öldü. Yani geçtiğimiz Perşembe günü Serkan’ın, mahallenin valisinin ölüm haberi geldi. Balkondan düşmüş. 5.kattan yere çakılmış. Apar topar hastaneye kaldırmışlar, yolda iken yaşamını yitiriyor. Arkasından koca bir seven ordusu ve Kendal’ı bırakan Serkan, çıktığı balkon demirlerden yere düşmüş. Annem Pazar günü yasında idi. Aile şoktaymış. İş arkadaşları, çevresi ve ailesi ve hele bazen de “Anne ben şêxim ha” dediği annesi hala bir anlam veremiyor bu ölüme. Bu nasıl bir iştir? Serkan öleceğini nasıl bildi böyle diyerek yasını tutuyorlar şimdi. Gelen giden çok fazla imiş.

En son sabah yemediği yumurtası hala dolapta onu bekliyor. Annesi dokunamıyor. Ve beni kurtar dediği Kendal’ın hala haberi yok Serkan’dan…

Sabır ve baş sağlığı dileklerim ile.

Bu yazı toplam 5831 defa okunmuştur
Okuyunca Tüylerim Diken Diken Oldu
 // metin yacan
okuyunca tüylrim diken diken oldu çok etkilendim enteresan bir yaşamı varmış Allah mekanı cnet, ailesine sabır eylesin......
09 Ekim 2012 Salı 09:46
03:54
 // Merwanî...
nice akkılı geçinenlerin deli, deli geçinenlerin ise asıl akıl küpü olduklarına şahit bu oldu toplum. toplumun hassasiyetlerine duyarlı serkanlarmı deli yoksa halkını günübirlik çıkarlarına alet eden uyanık çıkarcılarmı.? varsın deli desinler böyle mérxaslara, enazından Allah rahmet eylesin diyeni var onun. ya akılsız akıllıların.?...
09 Ekim 2012 Salı 03:54
Bir Garip
 // gülfem ecerikli
Cok üzüldüm agladim garibe.Masum zararsiz bir insanmis.Ailesine sabirlar dilerim....
09 Ekim 2012 Salı 00:02