İrfan Sarı

Senin adın Yankı

25 Eylül 2009 Cuma 03:36

Düş’ün tercümesini yapardık soluklarında duyguların. Halbuki düş tercümesiz bir uzanmaydı gidemediğimiz ve gitmemizin upuzak olduğu yerlere. Düş hayalimizin yankısının değdiği yerdi. Yankı ise beynimizin yüreğimizde esir kaldığı bağırtı.

Feci halde bir bağlılıksın sen.

Kesinlikle feci halde bir bağımlılık ve inanılmaz görünen ve rüya ve vurgunsun. Rüzgarın ıslığı gibi bütün sarp kayalıklarımı dolaşan, koylarımı, açıklarımı gezen.

Senin adın Yankı. Şarap rengine çeken dudaklarından ıslanan kalbimin duvarlarına ardı ardına dizilmiş köle hayallerimize değerdin, bembeyaz vuruşan dalgalardan havalanan zerreciklere. Şahmeran gözlerinden bütün efsanelerin düşlerine akardın su gibi.

Ve sensiz akan nehirlerin bizde bıraktığı uzaklıkta yalnızdın.

Kuşların çığlığı gibiydin. Hazan öyküsünde akşam saatlerine dans eden, milyonlarca defa kanat çırpan, gök tuvaline özgürlüğün figürünü ve yaşamın sonuz enerjisini çizen. Kanatların yankısı ve çığlığın yankısının fotoğrafını çeken, Rönesans’ta geldiğimiz gün yankısı budur.

29181Bir haritanın sınır boyunda, dağların arasında unutulmuş bir yağmur sonrası güneye iki ayak olan gökkuşağı beslemesisin çocukların çığlıklarında. “Buka baranê vebu” koşar ayak dizleri pantolon yırttığında ay çıkması çocuklar. Ayakları dikenli bitkilere baskın, kanamış derilerine yüzünün güneşini sürmeli. Kulaklarına yankılamalı sonra.

Bir yankısın türkümün avazında, sellerin en çok kalktığı vadilerde hazin hazin söylenen. Ne çare ki kemirilen bir tercümenin çıplak yokluğu.

Kalmak istesen de; çocukluğun unutulmuş acılarını apoletlerinde seviştiren devrin kraterlerinde, ne çare ki bu yankı adam astırır kahpeliğin adam boyu sümkürdüğü yerde. Rüştünü avuçlarında kemik öğüterek ispatlamış karakol kafalı yasaklardan. Korkudan en yüksek gerilim hattından aydınlatan projektör ayaklı zalimlerden, nemlenmeden çiçeklerimin üzerine serpecem seni.

Küçücük göğsünde kalbinin çevresini uçarak dolaşacağım Yankı.

Sensiz öğrendiğim öpücükleri terlemiş sonbahar gecelerinde yıkayacağım kirliliğinden. Mezar taşlarının ve toprağın altında sevdiklerimizden geri kalan kemiklerin huzurunda hem de.

Bir daha nasıl anlatırım seni bilmiyorum.

Onun için çığ kopuşu gibi ansızın kop dağların yüzünden ve denizlere doğru çocukluğunun bütün yaramazlığı, huysuzluğu ile küs.

Sağalt siyatiğimi baldıran acısıyla.

Kollarını bedeninden aç yanlarına doğru, bizim olmayacak denizlerin mutedil dalgalı saatlerinde. Uçmayı öğren gözlerini kapatarak. Işık hızıyla öp sızılarımı, seyranlarımı, kızgınlıklarımı.

Tercümesi vardır elbet upuzaklığın.

Her doğan bebeğin ağlayışı tarif edilmemişte olsa… tercümesi vardır benim yazmalarımın. Deniz kadar uzak dağ gibi yakın hem de.

Çünkü dilimi ısıracak gibi oluyorum her düşlediğimde seni.

Bu yazı toplam 4262 defa okunmuştur
GÜZELIN EN GÜZELİ
 // MECİT ÇAVLI
korkudan en yüksek gerilim hattından aydınlatan projektör ayaklı zalimlerden, nemlenmeden çiçeklerimin üzerine serpecem seni......olayın bıttıgı yer burasıdır bence cok guzel bır soz........... abi yazını gene soluksuz okudum...
28 Eylül 2009 Pazartesi 23:04
HÜLASA
 // İhsan KALENDER
DAĞLARIMI isterim amma bıraktığım gibi ..!.. TEMİZ-PAK ve NATUREL..!.. AL DENİZLER SENİN OLSUN..!.. Ben kirlettim sanma..!.. Bulduğumda zaten BULANIK ve PİSTİ..!..Saygılarımın kabulü ricasıyla....
27 Eylül 2009 Pazar 04:17
BİR RESSAM GİBİSİN ASLINDA
 // İhsan KALENDER
FLU renkleriyle , alaca-bulaca bir TABLO..!.. İlk bakışta karmaşık ve GİRİFT..!.. Hatta DOLAMBAÇLI bir LABİRENT gibi..!..ÇİZGİLER İÇ-İÇE GİRİŞİK..!..BERRAKLIKTAN NASİBİNİ ALMAMIŞ..!.. Tabloya nereden baksak acaba..?.. Dedirten cinsinden..!..BU TABLOYU KİM TERCÜME EDERKİ..!.....
27 Eylül 2009 Pazar 04:02