İrfan Sarı

Sen de gel sevgili

29 Mart 2010 Pazartesi 12:32

Sümbülün yalın kaya gövdesi ara ara toprağı toplar koyaklarına işte ilkin orda yeşillenir çimen, Gever ovası ise her bahar önce üstündeki kar elbisesinden kurtulur, orda Berfinsiz bir bahar olmaz zaten. Şemdinli’de orman bitkisi devinirken, ağaçları gökyüzünün gözleri önünde patlar meyveye, Çel, hep erken düşer yatağa, doğumu erkendir. Cemre toprağa düşer düşmez bütün vadiler, tepeler, sırtlar hazırdır bahar halayına.

İşte o dem yüreğiniz Cilo dağı atmaktadır, Mérgezer yaylası denizi anımsatır.

Ve sizler Hecroké kadar diri ve delisiniz, ölümsüzlük hülyanız tutar sebepli.

Bahar rüyaların gerçeğe dönüştüğü mevsimdir Hakkâri’de. Yarına varmak için bir sebeptir. Yaşamak hevesi sarar her bir yerinizi. Kar silkinince gerisinde gebe bir toprağın resmi kalır, doğurdu/doğuracak gibi.

Zap’a her yerden akın olur, Gever suyu, Karasu, Cehennem vadisi suyu, Kırıkdağ kanalı, Dérişk suyu koşarak geliyor.

Sende gel sevgili.

Mevsimin en eksik rengi sen olmayasın. Yürüsün dağlara akışın ve tepelere açsın gelişin.

Çağla akan ırmaklar gibi. Bir sen salın birde akarsular. Kalbimin yataklarına çarpa çarpa ak. Akarsular da koylara çarpsın. Dolaşırken ben içimdeki çocukla el ele. Gel…

Rastlarsın bana çeyrek bir rotada, kurulmuş bir türkünün zarına dinlerken kendini. Güneş altta bir yerlerde tutuşturmuşken akşamı, göğün ve dağların üstünde kızıla dönmüşken bulut.

Takatsiz bir rüzgar yanarken o yangında.

Gel… Rastla bana.

İki gözümü yollarına diktiğim gün gibiyim hala. Saçlarını son rüzgarda gördüğüm gün gibi. Silkinmeliyim elbisemden, saçlarıma değen toz tanesinden yüreğime düşen hüzünden.

Mevsim başını kaldırır topraktan dışarı. Topraktan içeri bir ben: gel! Çek beni. Şehrin duasına kalmayalım.

Göğe kül serpilmesin ve kurşuniye boyanmasın bırak, doğa doğurunca sancısı bize değmesin.

Sende gel sevgili,

Bahar nasıl geliyorsa öyle, Saçların serpilmiş olsun yüzüne ve değmiş olsun uçları göğsünün en ulaşılmaz koyuna. Saçların günahların en masumsu olanını işlemiş olsun.

Nasıl olsa baharın günah yazılmaz.

Yazılacaksa bir günah oda tanrıdan bana yadigar olsun.

Sende gel sevgili bak baharda geliyor. Kokusunu ilk ben duymadım, kuşlara sor. Toprakta tepişen oğlağa ve kişneyen kısrağa. Zaman aşk zamanı, dem sarhoş, Kahverengi gözlerini ser bu rüyaya.
 
Diyeyim ki; kuşlara, börtü-böceğe, kırlangıca, leyleğe, turnaya, ceylana, marala, dağlara, tepelere diyeyim ki! bahar gelmiş, baharla beraber meylim.
 
Söylerken rüzgar Kürdili Hicazkar, akarken Zap elektro bağlama hesabı diyeyim ki; yarda gelmiş.

Bu yazı toplam 7266 defa okunmuştur
çadır..
 // serkan..
2005 te yaşanan hakkari depremini hatırlayıverdim birden. depreme hazırlıksız yakalanan, ciddi bir hazırlığı bulunmayan devlet organizasyonunu protesto eden hakkarili hemşehrilerimiz'biji serok apo' sloganları atıyordu. oysa yapmaları gerek son şey buydu.orda çadırları olmadığı için bir araya gelmişlerdi.valiyi,kızılay başkanını vs istifaya davet edebilirlerdi.ya da çadır diye bağırabilirlerdi.ama siyasi içerikli sloganları tercih ederek ziyadesiyle politize edilmiş bir toplum olduğumuzu ortaya koyduk.politize kimliğimiz yüzünden, bir dernek başkanının baharı karşılamasına, şiirlerine bile tahammül edemiyoruz.hep siyaset ve çözüm bekliyoruz kendisinden.ama helal olsun irfan agbime çadır demesi gereken yerde çadır diyebiliyo...
01 Nisan 2010 Perşembe 14:53
"yüksekovalı"nın dikkatine
 // özyüksekovalı
Sen de gel sevgili, Hakkari Cumhuriyeti, Meçhul bir öykü, Adar, Newroz ve Hejdeyar, Toprak ölüm kokar keko!, Kelimede ve şiirde Kadın, Jana, ay zamanı kanıyordu, Hatice Tekel işçisiydi, Asmin, “Sevgililer” şubat sinemasında, Çocuklarımız var ne güzel, Bakire kar demleri, paşanın sabrı taştı, kahraman katil, kin kurusu ve daha sürüp giden eski yazılara baktım. okudum. "yüksekovalı" adlı yorumcunun yazara önyargılı davrandığının resmi çıktı. neredeyse her yazı o tarihin güncelliğine denk geliyor. ve konular farklı. tarz diyorsanız her yazarın bir tarzı var. yazar olmak ta böyle bir şey....
01 Nisan 2010 Perşembe 13:36
Serkana cevap
 // Yüksekovalı
Bakın Serkan bey siz herhalde İrfan beyin diğer yazılarını takip etmediniz hangi yazısına bakarsanız konu aynı tarz aynı anlatım aynı tema aynı olay aynı herşey aynı sadece Aziz Şehidemiz CEYLAN için yazdığı yazı farklı bir konu içeriyordu o yazısı son derece duygusal güncel ve etkileyici idi işte biz kendisinden o tür yazılar beklerken kendisi hep doğayı aşkı ve hepimizin malumu olan yöremizdeki coğrafi güzellikleri anlatıyor bunun kime ne faydası olacak insanlar zapı sümbülü gever ovasını zaten bilmiyorlar mı ayrıca kendisi esnaf odası başkanı iken çok tabii ki esnafların sorunlarını da dile getirmeli onları da yazmalı bunun dünyayı kurtrma ile ne alakası var yoksa sabaha kadar aşkı anlatması senin de bunu destelemen çok ta kaale alınmaz...
01 Nisan 2010 Perşembe 11:13