Necip Çapraz

Şemdinli Bulanık arası

18 Aralık 2009 Cuma 23:05

DTP’nin kapatılmasından sonra ülke geneline yayılan karşıt gösterilere baktığımızda geçmişte izlediğimiz filmlerden kareler görür gibi oluyoruz.. Diyarbakır’da bir üniversite öğrencisinin arkasından açılan ateş sonucu yaşamını yitimesi, İstanbul Dolapdere’de DTP'li göstericlerin üzerine silahla ateş edilmesi, Muş İli Bulanık ilçesinde meydana gelen ve tam olarak belirlenemeyen olayda da iki kişinin öldürülmesi ve sekiz kişinin yaralanması  geçmişte gördüğümüz malum filmlerden derin kareler içermektedir. 

Daha gerilere gittiğimizde, aynı oyunların sergilendiği Susurluk, Yüksekova, Şemdinli ve Ergenekon Çeteleri’ni görebiliriz. Bu çetelerin bir kısım tanıkları, sanıkları ve mağdurları medya yoluyla kamuoyuna yansıdı. Bunların hepsi birer kalın kitap haline getirildi. Bu çetelerin içinde net olarak en çok Şemdinli Çetesi’nin olaylarını takip etme şansım oldu. Şemdinli davasında tüm gerçekler çarşaf çarşaf kamuoyuna serilmiş, halk derin güçleri suçüstü yakalamıştı. Başbakan Erdoğan “Ucu nereye varırsa, oraya kadar gidilecek” demişti. Şemdinli ile ilgili meydana gelen olaylar ve gündemdeki iddiaları içeren Dava Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya tarafından açıldı. Van Ağır Ceza Mahkemesi ise 7 Mart`ta aldığı bir kararla iddianameyi kabul etmişti. Bu da iddianamenin usulüne uygun olarak hazırlandığı anlamına geliyordu. Hazırlanan iddianame elde edilen deliler neticesinde Savcı Sarıkaya, Kara Kuvvetleri eski Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt`ın da ismini  iddianameye dahil etmişti.

Savcının, Şemdinli Olaylarıyla ilgili hazırladığı iddianamede, Kara Kuvetleri eski Komutanı Yaşar Büyükanıt'ı suçlaması, siyasi gündemi altüst etmişti. O zaman kapatılan DTP Eş Başkanı Ahmet Türk, kanun karşısında mevkisi ne olursa olsun herkesin eşit olduğunu belirtmişti. Yargıçların  bir iddianameyi hazırlarken suçu işleyenlerim mevkilerine bakılmaması gerektiğini söylemişti.  Şemdinli iddianamesini `ideolojik manifesto`ya benzeten zamanın muhalefet partilerinden Anavatan partisi genel başkanı Erkan Mumcu, iddianamenin siyasi ve idelojik bir manifestoya çevirildiğini, savcının kendi devlet ve demokrasi anlayışı üzerinden perspektif kurduğunu belirtmişti. Mumcu iddianamede Sarıkaya’nın Güneydoğu için `bölge` dediğini bu dilin, PKK ve sempatizanlarının kullandığı dil olduğunu aslında bu bölgenin Doğu veya Güneydoğu Anadolu bölgesi olduğunu belirterek bu tabiri ile Savcının kötü niyetli olduğunu söylüyordu.

Savcı Sarıkaya’nın hazırladığı iddianame bölge halkının adalete olan güvenini en üst seviyeye çıkarmıştı. Ancak tarihe geçmiş ve geçecek olan bu Savcı, derine inerken sert kayalara çarpmanın neticesinde Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSYK) tarafından, Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrasına göre meslekten ihraç edildi.

Şimdi sizlere o zaman hazırlanan 200 sayfalık dava dosyasından birkaç bölüm sunmak istiyorum. O gün hazırlanan iddianame –aslında- demokratik açılım için bir yol haritası ve son süreçte yaşanan olayların altındaki nedenleri anlamanıza ışık tutacak niteliktedir. 

Bölgede yıllarca süren şiddetin arkasındaki gerçekleri soruşturan Savcının bu iddianamesini okumadan gerçekleri anlamak mümkün değil. Bu iddianame Bulanık olayının/failinin ve arkasındaki güçlerin benzerliğine dikkat çekiyor.

 Söz konusu iddianame bölgedeki olaylar ve aktörlerinin üslendiği rollerle hukuku nasıl çiğnendiklerini, kullanılan araçları ve zulmü gözler önüne sermektedir. 

İDDİANAMEDE:

1- PKK VE ÖCALAN İLE İLGİL DEĞERLENDİRMELER

İddianameye PKK lideri Öcalan da dahil edilmiştir.

Savcı Sarıkaya Öcalan’ın mahkeme savunmalarına göre Türkiye’nin AB sürecine önem verdiğini belirtiyor.

Kopenhag Siyasî Kriterleri” çerçevesinde PKK’nın taleplerini yeniden değerlendirdiğini, Türkiye’nin AB adaylığının kabul edilmesi halinde, genel affın çıkartılması, Öcalan ve üst düzey kadronun siyasî hayata katılımının sağlanması, devlet tarafından Kürtçe eğitiminin yapılması ve Öcalan’a uygulanan tecrittin sona erdirilmesi gibi istemlerinin olduğunu belirtiyor.

Ayrıca, 2006 yılı itibari ile Öcalan’nın hedeflerini,  “Demokratik- Ekolojik Toplumun İnşa Edilmesi”, Güncel hedeflerini ise “Kürt kültürel kimliğinin anayasal olarak tanınması ve Kürtlerin Cumhuriyet’in ortak kurucu öğesi olarak tescil edilmesi” noktasında birleştiğini ifade etmektedir.

Sarıkaya, Öcalan’ın kendisine tecrit uygulandığı gerekçesiyle siyasî faaliyetlere katılması  önündeki engellerin kaldırılmasını istediğini, bu amaçla örgütü  harekete geçirebildiğini, kitlesini her bahane ile çatışmaya çekmekte olduğunu ve böylece gerek kamu görevlileri gerekse sağduyulu vatandaşlar ile kitlesini karşı karşıya getirdiğinin altını da çizmektedir.

2-TÜRKİYE, İRAN IRAK VE SÜRİYE'DEKİ TÜM KÜRTLER DİKKATE ALINMALI

Sarıkaya'nın yaptığı değerlendirmelerin ve tespitlerin sonucunda bölgede yaşanmakta olan olayların ancak bölgenin siyasî, ekonomik, sosyal, kültürel yapısının ıslah edilmesi ile birlikte çözüleceğini belirtiyordu.

Sarıkaya; Türkiye,Iran, Irak ve Suriye de yüzyıllardır akrabalık ilişkileri içerisinde harmanlanan halkların büyük ölçüde Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu ile benzerlik taşıdığını ve etkileşim içerisinde olduğunu dile getirmekte olup dolayısıyla bölgeye yönelik üretilecek çözümlerde bunların da dikkate alınması ve gerekirse dört ülkedeki Kürtlerin de durumlarını kapsayacak bütüncül projeler üretmeksizin mümkün olamayacağını düşünüyor. Bunun bir devlet projesi olmasıyla mümkün olabileceğini belirten Sarıkaya “ Devletin üst organları tarafından alınacak kararlar ve uzun vadeli stratejiler bunun mümkün olabileceğini belirtmektedir. Oysa küresel ve diğer ulusal güçlerin farklı yaklaşımları sebebiyle bu politikaları gerçekleştirmek mümkün görünmemektedir.”diyor.

3-JİTEM, İTİRAFÇI VE OYNANAN OYUNLAR

1990 yıllarında Yüzbaşı Cem Ersever tarafından kurulan JİTEM ve faaliyetleri de iddianamede yer almaktadır. “Terörle mücadele kapsamında sadece yer gösterme ve bilgi verme ile sorumlu olması gereken şahıslar ile ortak operasyon geliştirme vb. faaliyetler içerisinde olduğu, itirafçı olarak örgütten ayrılan şahısların içerisine düştükleri bunalım ve sonuçlarını, ekonomik kaygıların ve can korkusunun sebebiyle bu kişilerin kamu görevlileri ile ortak işler için menfaat çetelerini kurup devletin gücünü kötüye kullandıkları belirtilmektedir.

Sarıkaya, Abdulkadir Aygan’ın itiraflana değinirken şöyle diyor "Anlaşılmaktadır ki, bu şahısların maddî menfaat veya şantaj ve korkutma ile illegal eylemler içerisine çekilmesi mümkündür.”

PKK örgütünün hedeflerini de sıralayan Savcı bu konuda, Öcalan’ın yakalanmasından sonra PKK’nin hedefini “Kürt kültürel kimliğinin anayasal olarak tanınması” olarak düzelttiğini, örgütün, 2003 yılı Kasım ayından itibaren Kürt sorununun çözümü için ayrı bir devlet kurmaksızın doğrudan demokrasinin egemen olduğu ekolojik toplumun inşa edilmesi yönünde olduğunu belirtiyor.

SARIKAYA'DAN DEMOKRASİ  DERSİ 

Sarıkaya geniş bir perspektifle hazırladığı iddianamesinde demokrasiyi insanlığın son tekamül noktası olarak belirterek yönetimde istikrarın yanında yönetilenlerin huzur, güven ve refahının da gözetilmesi gerektiğinine ve demokrasinin algılanışına da dikkat çekiyor. Sarıkaya “Temel kavramların algılanışında ve uygulamada ortaya çıkan sorun ise “Devlet” dediğimiz yönetim aygıtının devreye girmesi ile çözümlenmektedir. Ancak devlet denilen soyut kavramın görünür hali genelde en alt kademesinden en üst kademesine kadar idarecilerdir. Vatandaşlara karşı keyfî uygulamalara engel olmak için idarecilerin uymaları gereken kurallar ve etik kaideler hukuk sistemi içerisinde vazedilmiştir. Buna rağmen bazı memurların devletin kendilerine tanıdığı yetki ve imkânları kullanarak menfaat temin etme arayışı içerisine girmeleri her demokratik sistemde görülür. Hatta bu tür şahıslar kendi faaliyetlerini haklı kılan ideolojiler de üreterek şebekeleşebilirler. Böylesi yapılar genelde çatışmalı dönemin ürünüdür. Zaten insanlık tarihine bakıldığında ideolojilerin çatışmalı dönemde ortaya çıktığı görülmektedir. Çatışmanın toz dumanı içerisinde ise çoğu zaman masum kavramlar anlamını yitirir. Kaos içerisinde kandan ve gözyaşından şahsi çıkar temin etmek arayışında olanların ortaya çıktığı görülür. Maalesef bu fırsatçı kişiler veya zihniyet ideoloji ile örgütledikleri şahsî menfaatlerini garanti altına almanın yolunu her dönem bulmuşlardır. Bu yüzdendir ki demokratik sistemler aslında bir ilkeler bütünüdür. Yine bu yüzdendir ki modern demokrasilerde etkin kamuoyu fırsatçı çevrelere imkân tanımayacak bir denetim sistemi olarak tesis edilmeye çalışılır.”diyor.

DEVLETİN VERDİĞİ  YETKİYİ KÖTÜYE KULLANANLAR

İddianamenin sonuna doğru demokrasi dersi veren Sarıkaya “Demokratik Sistemlere Rağmen Bürokrasi Aygıtı Ele Geçirilebilir mi?” diye soruyor.

Sarıkaya, bürokrasinin başındaki insanlar içinde de bazı insanların devletin onlara verdiği yetkinin hakkını veremediklerini açıkça belirtiyor ve elindeki gücü kendi şahsi menfaatlerini kullandıklarını belirtiyor.

Sarıkaya “Kan ve gözyaşı üzerinden politika üreten ve menfaatlerini temin için devletin bütün mekanizmasını kullanmaktan çekinmeyen güçlerin birtakım üst makamlara gelmesi halinde ise Devletin bekası için son derece tehlikeli bir durum ortaya çıkabilir. Kendi ideolojik mantığı içerisinde makul sebeplerini zaten hazırlayan bu grup menfaatleri icabı kendilerini uluslar arası güç odaklarına pazarlamaktan çekinmez." demektedir.

MEDYA DERİN KAHRAMANLARI YARATIYOR 

Sarıkaya, iddianamesinde medyanın da bazı karanlık güçler içinde yer alan bazı kişileri kahramanlaştırdığının da altını çiziyor.

Sarıkaya; “Gerçekte ne olup bittiğini bilen ve sesi çok çıkan bu grup medyanın da etkisi ile kamuoyunda “kahramanlar” olarak algılanırken aşağıda ise bunların tetikçiliğini yapan bir takım kişiler Devletin bekasına hizmet ettikleri düşüncesindedirler.Uluslararası güçler, ülkedeki bu zihniyet ve aşağıdaki gruplar arasında irtibatı sağlayan bağlar ise akla gelmeyecek binlerce karmaşık labirentten ve irtibat mekanizmasından geçtiği için aşağı gruptan biri deşifre olsa dahi gerçek oyuncuların ortaya çıkartılması mümkün değildir. Hemen diğeri sahneye sürülür. Üstelik medyadan kültür ve sanata siyasetten ekonomiye kadar bütün figüranlar sahnede kendi rollerini oynamak için beklemektedirler. Bu fasit çarkın bozulması ancak bu zihniyetin oyununun sona erdirilmesi ile mümkündür. Bu oyunun sona erdirilmesi ise ancak açığa çıkartılıp deşifre edilmesi ve kamuoyu vicdanında mahkûm edilmesi ile mümkündür.”diyor.

Güvenlik güçlerinin aslında bilerek veya bilmeyerek bazı kişilerin değirmenine su taşıdığını  ve derin güçlerin güvenlik güçlerini de oyuna getirdiğini belirtmektedir. Bu nedenle onların daha dikkatli olmasını belirtiyor.

Sarıkaya “Bu oyunda ast ve üst gruplar arasında ahengi sağlayan ise bir nevi senaryoları olan menfaatlerin arkasına gizlendiği ideolojileridir. Bu zihniyetin operasyonunu sona erdirmek için ise güvenlik güçlerine düşen tahrik olmadan sabırla grup üyelerinin birer birer düşmesini beklemektir. Zaten tecrübeler göstermiştir ki birbirlerinin ne olduğunu gerçekte çok iyi bilen bu şebekeler menfaatleri icabı çatışmaya düştüklerinde kolayca sırlarını ifşa etmektedirler.”diyor.

Savcı Sarıkaya, hazırladığı iddianamede “Derin Devlet” veya bu günkü Ergenekon yapılanmasının da altını çizmektedir. Hatta bu yapıların zaman zaman uluslararası derin güçlerle bağlantı içinde olduklarını da söylüyor.  TV’de “Kurtlar Vadisi” adlı diziyi izleyenler senaryoların nasıl filme dönüştüğünü görebilirler...

DERİN  İLİŞKİLER 

Sarıkaya Türkiye geçmişten beri çokça sözü edilen ve bir dönem Susurluk; bugün ise Şemdinli olayları ile yeniden üzerine konuşulan bir gizli yapılanmanın varlığını tartışmaktadır. Hatta kimi yorumlarda bu yapının III. Selim’den beri Devlet mekanizması içerisinde faaliyette olduğundan ve kimi zaman Devletin emrinde kimi zaman ise uluslararası grupların emrinde olduğundan söz edilmektedir. İçerisindekilerin kendilerini Devletin gerçek sahipleri olarak gördükleri bu çevreler –geçmişte olduğu gibi- bugünde menfaatlerinin uzlaştığı noktalarda işbirliği içerisinde olmuşlardır. Günümüzde olduğu gibi menfaatlerin çatışmaya düştüğü dönemlerde ise farklı grupların kendilerine has üslupla birtakım operasyonlar gerçekleştirdikleri ve birbirlerini tasfiye etmeye uğraştıkları görülmektedir. Bu gruplardan kimisi bürokrasideki üstünlüğünü kullanırken kimisi de demokratik mekanizmaları kullanmaktadır.” Diyor.

Son günlerde devletin siyasetçileri, görüntülerini izlediğimiz göstericiler, askeri üst düzey komutanların konuşmaları, muhalefetin tutumu, meydana gelen ölüm, yıkım ve gözyaşları, yargının verdiği kararlar aynı filmin yeni versiyonu. Bulanık’ta bir soruşturmanın açılması ile başka bir Susurluk ve ya Şemdinli’nin çıkması çıkma ihtimali üzerine düşünmek gerekmez mi?

Bu dava dosyasında da görüldüğü  gibi aslında demokratik açılımın olmazsa olmazı olan Kürt Sorunu’nun çözülmesinden sonra Türkiye’nin üzerindeki sis perdelerinin kalkacağı ve bu sorun üzerinden siyasi ve ekonomik olarak nemalanan kişilerin de maskelerinin düşeceği görülmektedir.

Şemdinli Davası’nı açan Savcı Sarıkaya’nın yeniden ülkenin üzerindeki karabulutların çözümü için göreve başlamasının tam zamanı bence. 

Unutmayın kurtlar “Bulanık” havaları sever. 

Şemdinli ve Bulanık olaylarında derin ve karanlık güçlerin faaliyetlerini "Demokratik açılım" kapsamında değerlendirmek daha akıllıca olur.

Bu yazı toplam 14118 defa okunmuştur
mirilay katılıyorum sana
 // ali baran
devlet veya derin devlet,aslında iş adamları holding sahipleri kısaca birazda zengin ve ticaret yapanların elinde en güzel anlatan dizide; prison break bunu izleyen derin devletin ne olduğunu ve başbakanların ve cumhurbaşkanlarının kukladan başka bişey olmadığını görecekler.ayrıca derin devlette kürt ler yer alıp bilgileri sıızdıra bilirler bende katılıyorum buna.öle yapsalar.daha iyi olur.tıpkı kadir aygan gibi itirafçı lsunlar sonra...
20 Aralık 2009 Pazar 12:20
bugra ya cevap
 // feraz botan
sadece serap olayı ve yakılıp yıkılan yerden bahsediyorsunuz.evet o kıza acıdım..ama birazda düşünün mardinde 12 yaşındaki uğur kaymaz ve babası yaw saa bir çok olay söleye bilirim ama sana kendimi yinede anlatamayacağımı biliyorum.tamam bi serap olayı yaşandı.ya yaşanmasaydı nasıl savunacaktın kendini.yakılıp yıkıln yerden bahsedecektin sonra.pkk den bahsedecektin sonra.bend o zaman gel 40 yıl öncesine gidelim derdim..pkk yok apo yok.ama o zaman kürtlere bu linç girişimleri ve asimilasyon yine devam ediyordu.kendini savunmak için 40 yıl öncesine bile gitsek savunamazsın.faili mechul cinayetler o zamanda vardı sadece gündeme gelmiyordu çünkü kürtler yok sayılıyordu.savunmazsın kendini bugra 40-50 yıl öncesine gitsek bile sanvunamazsın kendi...
20 Aralık 2009 Pazar 12:16
Feraz Botan'a cevab
 // Bugra
Aslinda bu cevabin fikrini degistirecegini sanmiyorum, cunku yazdigi yorum zaten meselelere nasil baktigini anlatiyor. SImdi en ufak bir elestiri gelince Dersim'den basliyorsunuz ondan sonra diyarbakir cezaevinde olanlar vs vs sonra Kurt dilinin yasaklanmasi vs vs devam ediyor. Bunlari ne inkar ediyor(uz) nede kucumsuyoruz. Ama sen tum bunlari IStanbulda otobuste hicbirseyden habersiz Serap'in yakilmasi gibi molotf eylemlerini, hic alakasi olmayan siradan insanlarin taslanmasi icin bahane goruyorsun. Hatta devletin polisinin askerinin kursunlanmasi icin yeter sebeb goruyorsun. Boyle gormeye devam ettikce hak aramayi siradan Turk'e zarar verme olarak gordukce hicbirseyi degistiremiyeceksiniz, hatta daha kotuye gotureceksiniz......
19 Aralık 2009 Cumartesi 19:32