Erkan Çapraz / Gerçeklerle Yolculuk

Seçim senin elinde!

17 Ocak 2009 Cumartesi

Bizim memlekette yapılan işlerde unutulan bir şeyler oluyor.

 

Nereye dokunsan pişmemiş bir yemeğin, olgunlaşmamış bir meyvenin tadını alıyorsun, ama o meyveden yemekten başka yiyeceğin olmadığından rıza göstermek zorunda kalıyorsun.

 

Rıza göstermek zorunda kaldığımız/bırakıldığımız için bizim memlekette yapılan işlerde unutulan bir şeyler oluyor...

 

Sistem gıcır gıcır işlediğinden kimse hatırlamak zorunda hissetmiyor unutulan şeyleri.

 

Hissedenler sistem içerisinde ya eriyor ya da eritiliyor…

 

Unutulan bu şeyler en çok demokrasinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanıyor bence.

 

Biz sadece “seçmek” olarak algıladık demokrasiyi.

 

Ruhumuza (düşüncemize diyemiyorum) “güzel olanı” seçme mantığından ziyade, “yakın/akraba/aşiretten olanı” seçme mantığı işlediğinden, biz demokrasiyi sadece “seçmek” için kullandık.

 

Güzeli seçmek için değil.

 

Seçtiklerimizi analarından babalarından dolayı seçtik.

 

Güzellikleri, projeleri, getirecekleri yeniliklerden dolayı değil.

 

Bu yüzden bizim memlekette “seçimle” yapılan her işte unuttuğumuz bir şeyler oldu.

 

Her seçim, biraz daha unuttuk.

 

Her seçim biraz daha yanlış anladık demokrasiyi.

 

Seçmeyi, seçilmeyi.

  

Yine bir seçim arifesindeyiz, yine yanlışları tekrarlamak ile daha doğru kararlar almak arasındayız…

 

Yine bir yol ayrımındayız.

 

Gerek mahalli seçimler, gerek sivil toplum örgütlerinin (Ticaret Odası) seçimleri yenileniyor.

 

Türkiye'nin girdiği seçim atmosferi pek tabiî ki biz Hakkârilileri de ilgilendiriyor. Türkiye ve Hakkâri kan tazeleyecek… Eğer doğru hareket edersek. Sandık başındaki birkaç dakikalık zaman sürecinde eğer akrabaya aşirete değil de geleceğe oy atabilirsek.

 

“Bu benim projem ey halkım, ey meslektaşım, ey esnafım, ey tüccarım” diyen kişilere oy verebilirsek. İçinde bu köhnemiş ve “yiyip, cebe indirmeyi” emreden sistemi “değiştirmeye” niyetli bir kalp taşıyanları seçebilirsek… Demokrasiyi tekrardan düşünüp, düşünerek oy kullanabilirsek…

 

Çağ üretimin çağıdır, “duygusallığın” zamanı değildir. Çağ, “duygularımızın akraba bağlarının aşiretlerimizin emrettiği yönde kullanılan oylar Hakkâri'yi nereye getirdi?” sorusunu sorduğunuzda alacağınız cevabı düşünerek hareket etme çağıdır.

 

Seçimle eline güç verdiklerimiz halka hizmet etmeli, halkı merkeze almalı. Küçük bir lobinin oluşturduğu elit bir takım, ancak kendi çıkarlarına hizmet edebilir. İnsan odaklı, halk odaklı, halktan yana birilerini seçmeye mecburuz.

 

Demokrasiyi tekrardan düşünüp, doğru anlamaya mecburuz…

 

Bu doğru anlamanın özellikle meslek odaları için gerçekleşmesi an itibariyle hayati önem arz etmekte.

 

Bakın Türkiye'nin durumuna…

  

İşten çıkarmalar Türkiye'de önüne geçilemeyecek bir boyutta artmasına karşın bu basın yayın kanalıyla susturuluyor, hükümet ise bu politikanın belirleyicisi.

 

Nasıl olur da böylesi bir süreçte dahi hükümet savaş renginden bir an bile taviz vermez onu düşünmeden edemiyorum, Kürtlere karşı yürütülen bu anlamsız direngen savaşın yürütülmesinde, meslek örgütlerinin etkin rol oynaması ise oldukça manidardır.

 

Meslek örgütlerinin emek bloğunun yanında olması lazımken saflarını savaş rantçılarının yanında belirlemeleri aydınlık Türkiye için hiç iç açıcı görünmemektedir.

 

Oysa meslek örgütleri ülkenin ekonomik belirteçleri ve üretim modelleridir. Bunların kaygısı üretimden ve üretirken insan yaşamından yana olmalıdır. Kültürlerin farklılıkları en çok onlarca kabul görmelidir.

 

Çünkü beraber çalıştıkları insanların kimlikleri ve kültürleri onlarca dikkate alındığı sürece üretimin devrimlerini/devinimi gerçekleştirebilirler.

 

Hal böyle olunca “ekonomik gerçeğin mimarlarını” iyi seçmek gerekiyor.

 

Türkiye'de ekonomi patronları hayati kararlarda var olmalılar bu konuda basın zaman zaman açıklamalarını kamuoyuyla paylaşmaktadır ancak henüz adına demokrasi elçisi diyebileceğimiz bir ekonomi mimarı yok…

 

Bu ilimiz için de geçerlidir.

 

Bakınız ilimiz genelinde sivil toplum örgütü ve meslek odası adında yüz kadar isim sıralayabiliriz. Bunların birçoğu kuruluşundan bu yana sadece “tabelalarıyla” var olmakta, ancak bir kaçı gündemde durmaktadır.

 

Belki sahici çağdaş değerlere ve bu bilgi ekseninde bir mimar gelemedi bu kuruluşların başına, belki toplum olarak onları hiç önemsemedik, belki de onlar varlıklarını hissettirmek için çaba sarf etmedi.

 

Neden ne olursa olsun, bir şeyler hep eksik kaldı.

 

Nereye dokunsan pişmemiş bir yemeğin, olgunlaşmamış bir meyvenin tadını alıyorsun...

 

Hakkâri ve Yüksekova'da ticaret ve sanayi odaları var.

 

İLGİNÇTİR sanayisi olmayan bir kentte iki sanayi odası var.

 

İLGİNÇTİR üretime dair neredeyse parmak sayısı kadar hizmet alanı var ama iki ticaret odası var.

 

Siyasi oyunların kütüphane, kültür sarayı, tiyatro, sinema yapması yerine böylesi bir alanda var olmuş olmaları da daha İLGİNÇTİR.

 

Ve bunların hepsi bir eksikliğin, unutulmuşluğun resmidir.

 

Birbirini karalamayan daha çok kentin sorunlarına duyarlı, bürokrasiyi tanıyan, enerjik, üye menfaatlerini kendi menfaatlerinden önce gören, sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel aydınlanmadan yana bir liderin bu resmi yeniden çizmesi, unutulmuş noktaları duyarlı bir kalemle tekrar çizmesi gerekmekte.

 

Bunun için kendinde bu bütünlüğü göremeyen aday adaylarının meslek ahlakını da yaşamlaştırması gerekmektedir.

 

Toplumsal reaksiyonlarda varlığını hissettiren ve ağırlığını koyabilen mimarlar var olmalıdır buralarda.

 

Ismarlama değil daha çok hayat felsefesiyle kendini topluma yansıtanlar tercih edilmelidir.

 

Ahbap çavuş ilişkilerinden, aşiret birleşimiyle gelmiş yöneticilerin hiçbir yerde varlık hissettirmedikleri görüldü.

 

Ekonomik açılımı yaratabilen proje karakteri olan ve memleket sevdalılarının hem Hakkâri"de hem de ilçede yönetime gelmeleri istenmelidir.

 

Avrupalılaşan Türkiye, gelişen Türkiye ile birlikte özgürleşen Türkiye'de böylesi ekonomi patronlarına ihtiyaç var.

 

Başarı dilemek bizden başarmak da onlardan…

 

Kalemi böyle bir lidere verelim, böyle bir lideri seçelim, resmimizde unutulmuşluktan kaynaklı eksiklikleri hassasiyetle tamamlasın…

 

Yemeğimiz ve meyvemiz daha olgun olsun.

 

Ağzımızın alıştığı çiğlikten kurtulmak ve yeni tatlar tatmak için bir fırsat.

 

Geriye sandık başında duygusal bir muhasebe yerine düşünce barındıran bir muhasebe yapmak kaldı.

 

Gelişmek istiyorsak bu şart!

Bu yazı toplam 19711 defa okunmuştur
ÇOK DOĞRU
 // CELİ
sonuna kadar katılıyorum bizim bu kafa yapısından kurtulmamız lazım ağa imiş efendi imiş bizi hiç ilerletemedi hep yoksul hep eksik kaldık sayelerinde ve bunun göremeyecek kadarda körüz körlüğümüzüde tedavi ettirmiyoruz yani gözlerimiz açılmaya fazlasıyla açık ama inatla açmıyoruz açalım artık doğruyu güzeli görelim ve hakkettiğimiz yere gelelim bu bizim elimizde ağaların beylerin akrabaların değil seçeceğimiz doğru insanların elinde.SAYGILAR...
12 Şubat 2009 Perşembe 13:24
tebrik ederim
 // mırov
helal bit...
08 Şubat 2009 Pazar 19:08
HERKES BOYLE DUSUNSE
 // LANET OLSUN İÇİNİZDEKİ AĞALIK SEVGİSİNE
bencede babasının babasının babası aga dıye adamlardan vazgecemıyorlar bakın butun cocukları arabalarla gezıp tozuyorlar garıbanlarda bir fırında yahut bır lokantada 200tl calışıyorlar sonrada neden neden dıye veryansın edıyorlar biz herşeyi hakkedıyoruz özellikle hakkarinın genelınde calışacak dürüst adamlara ihtiyaç var yokmu var ama buyuk babaları aga olmadıkları ıcın mıllete bınmedıklerı için malesef halkımız görmemezden geliyor.hakkarili biri olarak başımızdakılerın secılmış bürokrat farketmez , çok becerıksız olduklarını soyleyebılırım.bunları düşündükçe keşke gazzeli olsaydımda hakkarili olmasaydım diye düşünüyorum beni böyle düşüncelere itenlere yazıklar olsun bıraz olsun rantçılığı bırakıp hakkari için güzel şeyler yapmaya çalışsınlar HALK GÖZLERİNİ AÇSIN LÜTFEN .......
31 Ocak 2009 Cumartesi 00:43