Ümit Yazıcıoğlu

Şartlar Mehmet Ağar'ı değiştirdi mi?

2006-10-14 20:46:11

Şu ana kadar global dünya değişti, PKK değişti, Türkiye değişti. Ama bazı kesimlerin  PKK’yla mücadele ‘stratejileri’ hala değişmedi Bunu farkeden Mehmet Ağar da kendisinin değiştiğini ivme etmek için "PKK'lılar  dağlarda, silahla gezeceklerine, ovada siyaset yapsınlar".  "Dağlarda silah sesleri olacağına, kuş sesleri olsun"  diye bar bar bağırmaya başladı. "Şimdi şartlar değişti“ diyor. Acaba niçin? Ağar’ın bildiği neler var. İlkönce onun kısaca biyoğrafisinden başlayarak bu sorulara cevap vermeye çalışacağım.

Bilindiği üzere „Mehmet Ağar`ın; aslen Ağınlı olan Ermeni bir ailenin çocuğu olduğu iddia edilmektedir. O devletin çeşitli kademelerinde  gençliğinden beri görev yapmış yeminli bir devlet hizmetkarıdır.  „1993`de  cinayet, fidye ve uyuşturucu suçlarını işleyen Özel Birimi (Özel Büro) kurduğu“ iddia ve gerekcesiyle kendisi sık sık suçlandı. Bu birim, susurluk olayı ile birlikte kamuoyu`nun gündemine „özel örğüt“ ismiyle oturdu. Hatta Merhum Turgut Özal´
ın 17 Nisan 1993`te şüpheli bir şekilde ölümünden bu „özel örgüt“[1] sorumlu tutulmaktadır.  1995`te DYP den milletvekili olan Mehmet Ağar. 1995-1996`yıllarında İçişleri ve Adalet Bakanı olarak görev yaptı. 1997 yılında dokunulmazlığı kaldırılarak yargılandı. 1999 ve 2002 secimlerinde Elazığ’dan  bağımsız milletvekili seçildi.

Onun bu geçmişi tahlil edildiğinde Mehmet Ağar’ın  önemli istihbarat bilgilerine sahip birisi olduğu aşikardır. Çünkü onun görevlerinin içerisinde polislik, valilik, İçişleri Bakanlığı, PKK'ya karşı her yönüyle en sert mücadele ve en sonunda da DYP Genel Başkanlığı var. Ağar, şu anda DYP Genel Başkanı olarak 2007 yılında yapılacak genel seçimlerde Başbakan adaylığına oynuyor.

Devletin her kademesindeki hizmetlerinin yanısıra, başarılı bir sorgucu olarak da bilinen Mehmet Ağar devlet içerisindeki kendi kadroları sayesinde devletin bazı olaylardaki gizli anlaşmalarından rahat haberdar olabilen birisi. Bunların başında Kürt politikacı Abdullah Öcalan`ın CIA tarafından Türk makamlarına Kenya’da teslim edilmeden önce CIA ile TC yetkilileri arasında yapılan gizli anlaşmanın içeriğinin Mehmet Ağar tarafından detaylı olarak öğrenilmiş olması Ağar’ı değiştirmiş olabilir. Dolayısıyla Ağar "Şimdi şartlar değişti“, diyor. Ama hangi şartların  değiştiğini açıklamadan hala kaçınıyor. Ancak onun gelidiği bu nokta, onun tam da bir tercihi değil, aksine onu bu noktaya doğru sürükleyen ortadoğudaki realitelerdir.

Hanği şartlar değişti

04 Şubat 1999  tarihinde Ankara iki CIA görevlisi ile MİT müsteşarı Şenkal Atasagun arasında „Öcalan´ın sağ olarak ele geçirilip Avrupa İnsan hakları Mahkemesi normlarına uygun olarak yetkili bir ceza mahkemesinde adil bir şekilde yargılanması karşılığında, operasyonu MİT ve CIA ekiplerinin birlikte gerçekleştirmesinin, kararlaştırıldığı“, hepimizin bildiği bir gerçek.  Bunun yanında bilimemiz gereken ikinci bir realite de MOSSAD`ın Öcalan´ın kaçırılması olayında hiç bir rolünün olmamasıdır.

Bu açıklamadan sonra konuya dönersek AIHM normlarına göre bir sanıka ölüm cezası verilemiyor ve „Ağırlaştırılmış Müebbet hapis cezası“ diye bir ceza şekli´de bulunmuyor.

Daha doğrusu AIHM norm ve içtahatlarına göre herhangi bir sanık hakkında verilen Müebbet hapis cezasının on beş yılını zanlı ceza evinden geçirdikten sonra, sanığın tahliye edilmesi ve normal yaşama dönmesi gerekiyor. AIHM normları herkes için olduğu gibi Öcalan içinde geçerli.

Mehmet Ağar benim yaptığım bu kısa yorumun daha detaylısını, yukarda kısaca bahsini ettiğim anlaşmanın bizlere yansımayan içeriğini iyi bildiği için, hakl
ı olarak  şartların değiştiğinden bahsediyor. Bunun yanında Kürt sorunu´nun işkenceyle, silahla çözülemeyeceğini Mehmet Ağar´a onun deneyimleri göstermiş bulunmaktadır.

Ayrıca Mehmet Ağar „
Kürtlerin de cumhuriyetin kuruluşunda rol almış bir halk olarak kabüllenilmesi ve bu temelde ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel özgürlüğünü elde etmiş olarak“ kendileriyle birarada yaşanabileceği sonucuna inananlara, bizzat cevap vermek zaruriyetini kendisinde hissettiğinden olaçakki “bir AF çıkartılmalı” "PKK'lılar  dağlarda, silahla gezeceklerine, ovada siyaset yapsınlar“
cümlesiyle kamuoyuna bu konudaki düşüncesini yine kendi metodlarıyla  aktarmaya çalışmıştır. Kendisi de biliyorki kapalı kapılar ardında mesajlar iletilerek  bu yeni strateji doğru bulundu. Ayrıca ABD, özellikle Türkiye’de PKK’nın siyasallaşmasını, söyleyeceklerini meşru yollardan söylemesini istiyor. Siyasallaşma gayri resmi alanda tam olarak gerçekleşemez. Siyasallaşma süreci yasal bir zeminde olmak zorundadır. Bu da çıkarılaçak olan bir Genel Afla mümkün.  Öcalan’ın ateşkes çağrısında ABD’nin ‘siyasallaş’ talebininde rolü  çok büyüktür.

Mehmet Ağar´ın tavrında ise  Abdullah ÖCALAN´ın sözlü ve yazılı olarak sunduğu savunmaları`nın ve PKK’ye halen hakimiyetinin etkisi olabilir.  Çünkü Öcalan savunmalarında ve acıklmalarında özetle „Türk ve Kürt halklarının yüzyıllardan bu yana ortak devlet çatısı altında ve ortak vatanda birlikte yaşadıklarını, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderlik ettiği Ulusal Kurtuluş savaşını birlikte verip, Türkiye Cumhuriyeti Devletini birlikte kurduklarını, her iki halkın, devletin asli kurucu öğesi olmasına karşın daha sonra devlet yönetimine Türk Milliyetçiliğinin egemen olup, Kürt halkını inkara yöneldiğini, bu politika ve uygulamalara karşı PKK'nın 1970-1980 arası ideolojik, 1980-1990 yılları arasında da siyasi ve eylemsel olarak doğup geliştiğini, 1990’lı yıllarda özellikle 1993’ten itibaren kendisini şiddetten arındırmak, barışçı bir çizgiye gelmek için dönüştürmeye çalıştığını, bu çabalar bağlamında Mart 1993 ve Aralık 1995 yıllarında tek taraflı ateşkes ilan ettiğini, ancak devletten olumlu cevap alınamaması ve örgüt içinde kontrol dışına çıkan kimi grupların gerçekleştirdiği eylemler nedeniyle ateşkes girişimlerinin sonuçsuz kaldığını, netice olarak sorunun şiddetle çözülemeyeceğini, ayrı bir Kürt devleti kurmanın gerekmediğini kavradığını“, belirtimesi etkili olmuş olabilir.

Kısacası: Kürt sorununu gerçek anlamda siyasete taşımak gerekiyor ve eğer bunu Türkiye yapmaz ise inisiyatif kendisinden çıkar. Nitekim Mehmet Ağar bile değişerek ülkemizde insanların kendilerini her bakımdan serbestçe geliştirebildikleri bir ortamın Irk, dil, din, cinsiyet farklılığı gözetilmeksizin uygulanması`nın zaruriyeti`nin bilincinde olduğunu dile getirmeye geçte olsa başlamış bulunmaktadır. Fakat saha öylesine kaygan ki, bir şekilde başlayan süreç tam tersi bir şekilde bitebilir.



[1] Bu konuda daha geniş bilği için Almanya dişişleri bakanlığı arşivlerinden ve Bonn Agır Ceza Mahkemesinde görülmüş olan 21 C 2/99 nolu ceza dosyasından kaynak olarak yararlanabilirsiniz.

Bu yazı toplam 9790 defa okunmuştur