Ümit Yazıcıoğlu

Saidi Kurdi

2006-03-05 17:03:33

Bediüzzaman, çağında nadir görülen şahsiyet (veya benzeri olmayan Zat) anlamına geliyor. Yüzbinlerce Türkiyeliyi ardına takmakta gösterdiği başarıyla gerçekten kendisi zamanın bir harikası ve aynı zamanda dindar bir Kürt yurtseveridir. Bediüzzaman Saidê Kurdî hakkında yazı yazmak ve onun hayatını devirlere ayırmak ve bu dönemlere göre bir analiz yapmak gerçekten çok zor.  Dolayısıyla uzunca bir emek ve araştırma isteyen bir uğraş. Buna nazaran her şeye rağmen onun ölümünün kırk altıncı yıldönümünde küçük bir makale ile bile olsa önemle vurgulanması gereken hususların olduğu düşüncesindeyim.

Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı İsparit nâhiyesinin Nurs köyünde 1876 yılında  din adamları yetiştiren yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Şafiî mezhebinden bir Kürttür. Yeditane kardeşi vardı. Babasının arazisi yok denecek kadar çok azdı. Kendisinin esas gayesi, “bir Kürt devleti kurmaktı”. Nitekim yaşamı boyunca bu amacını gerçekleştirmek için çeşitli etkinlik göstermiştir. Örneğin bagımsız bir Kürt devletinin kurulması amacıyla "Kürt Teali Cemiyeti" kurucuları arasında yer aldığı idida edilmektedir. 1925 yılında Şeyh Sait isyanına katılmadığı halde, katıldığı idia edildiği için İstiklal Mahkemesince yargılandı. Birçok ilde sürgün ve esaret hayatı yaşadı. Şeceresinin Hz. Muhammed’e kadar dayandığı idia edilen bir gerçektir.

Bediüzzaman ilk eği­timini en büyük ağabeyi Molla Abdullah’tan aldı. Daha sonra medreselerdeki öğretim halkalarına katılarak kendisini yetiştirdi. Dokuz yaşına kadar babasının evinde kaldı. Ve aynı yaşta Molla Mehmet Emin Efendi´nin medresesinde tahsiline  devam etti.

Kendisi daha 15 yaşında iken Ağrı iline bağlı Doğubayezid ilçesin'e gitti. Gündüzleri Bayezid Medresesinde Şeyh Mehmet Celali'den ders alarak öğrenim gördü. Geceleri de ünlü Kürt edibi Ahmede Hani'nin türbesinde kalıyordu. Yetiştiği dönemde yaptığı ilmi tartışmalarda kendini kabul ettiren Seyda sevenleri tarafından Bediüzzaman Said-i Nursî veya Bediüzzaman Saidê Kurdî olarak nitelendiriliyor. Yaşamı boyunca yazmış olduğu risalelerin tümüne "Risale-i Nur Külliyatı" denir.

Seyda Hayatını Kur'an'ın anlaşılmasına da vakfeti. Bu vesile ile Van’da bir üniversite kurulmasi icin zamanın padişahıyla görşütü. Istanbul’a bu görüşme için geldiğinde üzerinde mahalli Kürt kıyafeti ile, boynunda dürbün, belinde tabanca ve kama, ayağında lapçin ve başında poşu takılıydı. Büyük bir cüretle zamanın Padişahına “Said” imzası altında yazdığı ve “esası kürtçe öğretim yapacak olan  okullar açmaya dayanan dilekçeyi sunmuştur”. Daha sonra ömrünün bir kısmını Sibirya'da esaret kampında geçirdi. Türkiye'ye geldikten sonra da o dönem düşüncelerini dile getirdiği için uzun yıllar hapis yattı ve sürgün hayatı yaşadı.

Bediüzzamanın 130 parçadan ve 6 bin sayfadan teşekkül eden Risale-i Nurları sürgün ve hapis dönemlerinde düşünce özgürlüğü mücadalesi vererek yazdı. Mahkeme hâkimine “İfade özgürlüğünden söz edebilmek için, kişinin, farklı fikir ve düşüncelere özgür bir şekilde ulaşması, bu fikirler arasında (özgür bir şekilde) tercih yapabilmesi (kanaat sahibi olması), ve tercih ettiği düşünce ve kanaati başkalarıyla paylaşma özgürlüğünün mevcut olması gerekmektedir”, idolünü anlatmaya çalıştı. Günümüzde düşünce özgürlüğü üç unsurdan oluşur. Bunlardan, birincisi, düşünceyi dile getirme yani “ifade özgürlüğü”,  ikincisi, (belli bir düşünce etrafında) “örgütlenme” özgürlüğü, üçüncüsü ise, “düşünceyi yayma” özgürlüğüdür. Bu üç unsurun bileşimi, düşünce özgürlüğünü meydana getirmektedir. Bu üç unsurdan birinin yokluğu, düşünce özgürlüğünün de mevcut olmadığı anlamına gelmektedir. Zira kafanın içindeki bir düşünce, zaten denetlenemez.

***

23 Mart 1960'da saat 8.30´da Şanlıurfa'da Bediüzzaman Saidi Kurdi hazretleri 83 yaşında iken Kadir Gecesi vefat etti. Daha sonra 1960 yılının temmuz ayının onbirinde kardeşi Abdulmecid Ünlükul´un eline o dönemin generallerinden olan Cemal Tural tarafından zorla imzalattırılan bir dilekce vasıtasıyla Bediüzzaman´ın naşı Şanlıurfa’dan 12 Temmuz 1960’da medfun bulunduğu kabirlerinden zorla aldırtılarak, meçhul bir yere naklettirilmiştir. Bu tip olaylara ceza hukukunda mezar soygunculuğu deniyor. Her nekadar içerisinde Saidê Kurdî’nin naaşının bulunduğu tabutun Isparta civarinda 13 Temmuz 1960’da gece yarısı gömüldüğü yazar Necmettin Şahiner tarafından iddiaediliyorsa da, gömülen bu tabut aslında boşbir tabut olabilir. Çünkü Kardeşi Abdulmecit Ünlükul Afyon havaalanında iki saat gibi uzun bir süre tabuttan uzak misafirhane denen bir yerde bekletilmiştir. Buda Saidê Kurdî Hazretlerinin naaşının 12 Temmuz 1960’da Akdenizin derin sularına gömüldüğünü işaret etmektedir, çünkü Şahinerin iddiası ne Abdulmecid Ünlükul´un açıklamaları nede modern DNA testiyle buana kadar ispatlanmamıştır.

Aynı zamanda Şahiner tarafından da bilindiği gibi, naaş Urfa’dan Afyon istikametine uçakla getirildiğinde iki tane tabutdan bahsedilmektedir, bu tabutlardan birisinin sözde ucağa sığmaması nedeniyle, başka bir uçağa yerleştirilerek Afyon’a getirildiği iddia edilmektedir. Diyelimki bu iddia doğru, peki ikinci tabutun ne olduğuna nicin cevap bulunamamıştır? Abdulmecit Ünlükul Isparta’daki gece yarısı alel acale yapılan tabut defininde, tabutu acıp kardeşine sonkez bakabilme izninden niçin mahrum bırakılmıştır? Bu gibi sorulara Şahiner’in araştırmalarında cevap bulamaması, Isparta’da gömülen tabutun boş bir tabut olduğuna işaret etmektedir.

**
*

Merhum Bediüzzaman Saidê Kurdî 'in 1909 yılında, İstanbul'da İkbal-i Millet matbaasında basılmış bir kitabı vardır. Bahsini ettiğim yazıtın adı: "İki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürd-î" dir. Bahsini ettiğim bu kitap 48 sayfadır ve "hâtime" kısmı olan 44-48 sayfasından bir pasajı sizlere aktarmak istiyorum,  “ ( = Ey Asurlular ve Ahemenidlerin cihangirlik zamanında, onların öncüleri ve kahraman askerleri olan arslan Kürtler! Beşyüz yıldır yattınız. Yeter artık. Uyanınız. Sabahtır. Yoksa vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. İlâhi hikmet denilen âlem makinesinin nizamı ve telgraf hattı gibi bütün âleme dalbudak salan Tanrı'nın nurlu kanununun kurucusu olan ilâhî hikmet, ezel ufkundan kader parmağını kaldırmış size emrediyor ki: Ayrılık, gayrılıkla damla damla dağınık sular gibi boşa giden hamiyet ve kuvvetinizi milliyet fikriyle birleştirip kaynaştırarak zerrelerdeki küçük cazibelerden bir umumî ve millî cazibe teşkili ile Kürtler gibi büyük bir kütleyi dünya gibi döndürerek İslâm ve Osmanlı şevket güneşinin mevkibinde parlak bir yıldız gibi cazibesine uymakla muvazeneyi ve umumî ahengi muhafaza ediniz.)” Görülüyor ki bu kitap merak uyandıran bir konuyu ele alıyor.

Saidê Kurdî Hazretleri kanaatimce aynızamanda dindar bir Kürt yurtseveridir. Açıkçası Şarkta  da bir aydınlanma peşindedir ve bu konuda şöyle der: ’’Meşrutiyet hâkimiyet-i millettir….Hükümet, hadim ve hizmetkardır. Öyleyse kendinizden teşekki ediniz; her kabahati hükümete atmakla çok aldanırsınız. Size bir misal söyleyeyim: Her tarafa şubeler salmış büyük bir çeşme başında bir bozulma olursa bu her tarafa sirayet eder. Fakat yüz pınarın ortasında Büyük bir havuz olursa, o havuz pınarlara bakar ve onlara tabidir….Ey Kürdler! Görüyorum ki, bizde pınar yoktur. Onun için uzaktan gelen taaffün eden bir suyu içiyoruz. Eskisi gibi istibdadı görüyoruz. Öyle ise gayret ediniz,çalışınız….Tâ bir kamalat pınarı bizde de çıksın. ’’ (*İçtimaî Reçeteler 2-sf:34)

05 Mart 2006/ Berlin

Yazarımıza ulaşmak için kullanabileceğiniz e-mail adresi:
yazicioglu@alice-dsl.de

Bu yazı toplam 8984 defa okunmuştur
Mele said-e Kurdi (Bediüzzaman)
 // A. Melik Firat tan notlar
*Bitlis’in Hizan ilçesinin Nurs köyünden. İyi bir medrese eğitimi almıştır.

*İyi bir Kürt alimi, çok mücadele etmiştir.

*Ayaklanmaması için Şeyh Said’e mektup gönderdiğini söyleyenler yalan söyliyorlar.

*1954’te Isparta’da Bediuzzaman Saidi Kurdi ile görüştüm.

*1957’de milletvekili iken birkaç defa daha görüştüm.

*Kürt halkına kalsaydı Bediuzzaman yani Mele Said unutulurdu. Kürt halkı Mele said’e sahip çıkmadı.

*Kürtlerde 100’lerce Mele Said çıktı. Hepsi unutuldu.

*Bediuzzaman amcam şeyh Alirıza efendiye dedi ki 1950’den sonra Risalelerle ilgili hiçbir şey yazmadım ve yazdırmadım.

*Can Dündar, “Mustafa” filminde kullanmak üzere Mele Said hakkında bilgi almak için bana bir ekip gönderdi. Ama nedense verdiğim bilgileri neşretmedi....
16 Aralık 2008 Salı 20:06
Said-i Nursi / Kurdi hazretleri;
 // Sıdkı ZİLAN
Sayın Hocam, Said-i Nursi / Kurdi hazretleri; ilmiyle amel eden, onuruna düşkün, korku ve ümitsizlikle tanışmamış bir şahsiyettir. Kürtler içerisinde yetişmiş nadir şahsiyetlerdendir. Dini ve milli hassasiyeti had safhada, insan sevgisiyle dolu; İslami ve milli aidiyeti güçlü bir şahsiyettir. Kürtlerin fakirlik ve cehaletin pençesinden kurtulması için azami çaba sarf etmiş İttifaksızlığın Kürtler ve genelde Müslümanlar için en büyük dert olduğunu haykırmıştır. Cehaleti ilimle, fakirliği çalışma, zayıflığı ittifak ile yenmemiz için kitaplar yazmış ve reçeteler sunmuştur. Bugün her memleketten ve her ırktan kitaplarını okuyan ve feyiz alan manevi evlatları olan talebeleri vardır. Selahaddin nasıl Kürtlerin askeri dehasını temsil ediyorsa, Seyda da Kürtlerin ilmi, dini ve milli dehasını temsil etmektedir. O aynı zamanda insanlık için bir değerdir. İnsanlığa selamet, Kürtlere özgürlük ve barış istiyorum. Sayğılarımla ...
Bütün bunların üzerine
 // Cemal Kutay,
Bütün bunların üzerine tarihçi Cemal Kutay, yayımladığı Tarih Sohbetleri’nin 5. ve 6. ciltlerinde ‘Vur fakat dinle’ başlığıyla Said Nursi kimdir diyerek şu bilgilere yer verir: “Said Nursi, elinde bir bohça, diyar diyar sürgüne gönderilen, sürgünlerden memleket hapishanelerine atılan bir ihtiyar Kur’an hocası. İsmet İnönü, paşalık, generallik, başvekillik, cumhurbaşkanlığı yapmış bir kimse. Şimdi bu İnönü kalkıp, elinde bir bohçası ile bir sepeti olan kimseden şikâyet ediyor. Bunun talebeleri beni mağlup etti diyor. Ya Rabb, ne anlaşılmaz bir muamma içindeyiz. Bu problemi nasıl çözeceğiz?” Kutay, Yunus’un şiirleri ile konuyu bağlar ve ‘Bir övez bir kartalı vurdu, savurdu yere. Yalan değil, gerçektir, ben de gördüm tozunu’ der. ...