İrfan Sarı

Saat gökyüzü yönünde kuş

21 Nisan 2014 Pazartesi 10:36

Günlerden Pazar, saat gökyüzü yönünde kuş sürüsünü gösteriyor.

Gökyüzü ağırlıklı olarak, alüminyum rengine bürünmüş. Birazdan yağmur tıpırtıları olacakmış gibi kışkırtıcılığı var.

Nisan ayı toprağı ise ha bire doğuruyor. Yapraklar çatlıyor, çimenler göz açıyor, çiçek dalları fırlıyor havaya doğru.

Dere martıları, sığırcıklar, karakargalar, serçeler ve diğerleri bu dingin doğuşa kanat çırpmalarıyla eşlik ediyor…

Altı aydır kar altındaki yeryüzümüz şimşek hızıyla evriliyor başka yüze…

Bu daha başlangıç…

Eğer yağmur yağarsa, güneşte yanmaya başlayacak olan verimli topraklar toza dönüşmeden nemlenip yeşil bir bitkinin altında besleyen olmaya başlayacaktır.

Dünyanın en güzel kavgasıdır bu.

Alev alev tutuşmuş bir bahar sevdasıdır, karıncalar, arılar artık bahar sofrasındaki ağır işçiliklerine hazırdırlar, polenler, bitki yaprakları, taneler bir bir düşer bu işçilerin işgücü ve emeğine…

Tabi türüne az rastlanır insanlarda var bu havalarda. Durmadan kirleten, durmadan kıran, durmadan döken…

Blok blok beton yapılar yığma hayali olan, gerçekten kat kat yükseltenler, dağın kalbini deşe deşe ilerleyenler de…

Şehrin ortasına kül torbalarını bırakanlar, küme küme küspesini atanlar, römork römork moloz taşıyanlar da var… Dönüp arkasına bakmayanların tanrının toprağına tükürmesi çokta doğru değil ama ne yapalım bu da doğanın düşmanı olan nesli tükenmesi zor görünenlerdir. Çekilesi başka tür azaptır işte.

Çok fazla yeşil, saf ve dokunulmamış dağ örtüleri, bol bol oksijenli bir kent için henüz atılmış akıllıca bir adım yok ama buna mukabil haşmetli kent dokusunu tahrip etmek için birbirimizi ezdiğimizi kimse inkar edemez.

Yine de günlerden Pazar ve gökyüzüne doğru baktığınızda kuşlar var. Akıl almaz bir güzellikle gökyüzünü dolaşan bu canlıların, muhteşem süzülüşleri, katar katar uçuşları esnasındaki figürler umut vermeyi sürdürmekte…

Rengârenk bir doğa hala çok uzak değil der gibi uçuşuyorlar.

Bu güçsüz doğa bilincine rağmen durmadan bize eko denge tarafından yapılan fısıldamalar tarihi sırlardır aslında. Her kaybedilen toprak parçasına rağmen elde kalan tahrip edilmeyen toprak korunabilir ve haklı olarak gelecek çocuklarının dünyasını karartmamış, kirletmemiş oluruz.

Yedi sekiz hafta sonra, güneşin altındaki bu coğrafya en yeşil günlerini yaşayacak, meyveler tertemiz tenleriyle kışkırtmaya başlayacak… Tabi türüne az rastlanır insanlar doğal bitkileri kökünden kazıyarak bir soykırım gerçekleştirecektir o da başka bir gerçek. Bilinçsiz bitki toplama, o bitkileri yemek ihtiyacı ihtiyacından çok para kazanmak için yapanlar tam bir soykırım makinelerine dönüşür bu da su götürmez bir durum.

“Bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka

Bir şey yok paylaşacak acıdan başka” der şair.

Biz dünyanın merkezinde yaşayan ve durmadan çoğalan canlıların sadece başka türüyüz.

Bizim dünyamızda iktidar, ego çok fazla yer kaplar ve iktidar, ego tavrımızın sıcaklığı artıkça etrafımızda ne varsa yaşamak için şansını yitirir.

Korkunçlaşırız…

İşin en tehlikeli kısmı ise bu tahribatı yarattığımızı görmezden gelmemizdir…

İşte gerçekten acı olan budur.

Bu gün Pazar ve gökyüzü yönünde olağan üstü bir hayat, çırılçıplak sonsuzluk-uzaklık.

Yeryüzünde düşünmeye korktuğumuz gelecek.

 

 

 

 

Bu yazı toplam 6230 defa okunmuştur
MANA-İ HARFİ MANA-İ İSMİ..
 // MEZOPOTAMYALI
İnsan belli bir vakte kadar an be an değişen kainat sergilerini seyrederken ve yeryüzüne serilen sofrada taamlanırken her şeye mana-i harfi ile bakmalıdır.. Ve kendi kendine sormalıdır: bu gelip gitmeler neyin nesi??
Buna ne ihtiyaç vardı?
Tüm bunlar tesasdüf mü?
Gelen durmuyor gidiyor acaba Murad nedir?
Dağların içinde yerin altında istiflenen kaynaklar bir gün bitecekse akibetimiz nasıl olacak??
Acaba perde arkasında tüm bunları tanzimleyen,ölçüp biçen biri mi var??
Varsa acaba bu kuşlarla yağmurlarla bitkilerle hayvanlarla bizlere kendini sanatını ilmini kudretini tanıttırmak mı istiyor ?
Hadiselere manayı ismi ile yani kuş kuş olduğu yıldız yıldız olduğu için bakılsa yeryzü bir vahşetgah halini alır insanada dehşet verir...
21 Nisan 2014 Pazartesi 11:45
MANA-I HARFİ VE MANA-I İSMİ...
 // MEZOPOTAMYALI
Dünyanın ömrünü bilim adamları milyon hatta belkide milyarlarca yıl olarak söylerler.. Tüm bilim adamları insanoğlunun sonradan dünyaya teşrif ettiğinde hemfikirdir..
Kuran buna şöyle ışaret eder.."İnsanoğlu henüz anılır bir şey değilken...."
Demek ki bizim birinci baba ve annemiz dünyaya gelmezden evvel bir hazırlık yapılmış...
Dinazor ve benzerleri yaşatılmış sonra göktaşları ve volkanik hareketlerle yerin dipine bastırılmış...
Yeraltı su ve madenlerle donatılmış istiflenmiş...
Gökyüzü kuşlar ve yıldızlarla...
Yeryüzü bitki ve hayvanlarla şenlendirilmiş
Sonra EGOSUNU tatmin için değil şükür ve yardımlaşma için insanoğlu buyur edilmiş......
21 Nisan 2014 Pazartesi 11:20