Mehmet Dinç

Roboski’ye Uzaktan Bakmak

12 Mayıs 2013 Pazar 10:27

Roboski’nin 500. gününde Artuklu Üniversitesi öğrenci topluluklarının ortak bir çalışmayla hazırladıkları, Ümit Kıvanç’ın İnsan Hakları Derneği ve Mazlumder’in desteğiyle çektiği “Ağlama anne, güzel yerdeyim” belgeselini gösterime sundular. Gösterime  büyük bir ilgi vardı. Çoğunluğu öğrencilerden oluşan izleyiciler arasında STK temsilcileri de hazır bulundu.

Fakat bir kişi vardı ki, söyledikleri belgeselin önüne geçti diyebilirim. Belgesel film gösterimi başlamadan önce atölye sorumlusu genç tarafından konuşmasını yapmak üzere kürsüye çağırılan Narin Ant.

Narin, Artuklu Üniversitesinde okuyan bir öğrenci aynı zamanda. Roboski’den önce nasıldı bilmiyorum ama Roboski olayıyla tanıdığımdan bu yana gülme, mutlu olma, şakalaşma ve komiklik yapma duyularını kaybetmiş biri. Ya da olayın yarattığı travma nedeniyle yüklendiği sorumluluk ağır bir yük gibi çökmüş omuzlarına. Gencecik yaşına rağmen yaşıtlarından farklı olarak, tüm yaşantısını etkileyecek bir mecraya girme zorunluluğunda bırakılmış Roboski halkının bir ferdi olarak.   

 Kürsüye çıktığında salon bir anda sus pus oluyor. Narin, ürkek, kırılgan ve hüzün dolu bakışlar fırlatıyor etrafa. Sesi titrek çıkıyor.  Yüzlerce kez, binlerce kez anlatılmış failleri ve olayın maksadı ortaya çıkarılmamış bir olayı en baştan anlatıyor. Tüm kararlılığıyla, ölen insanlara tüm saygısıyla ve bu olay unutulacak denen zihniyete inat, sonsuz kez anlatılacaksa, anlatacağı bir azimle anlatıyor olayı, yaşananları ve perde arkasını.

Biliniyordu, diyor. yüzyıldır o yolun kaçakçılık yolu olduğu biliniyordu. Kardeşlerinin, akrabalarının o gece o yoldan dönecekleri biliniyordu. Asker biliyordu, komutan biliyordu, heron biliyordu, Ankara biliyordu… kaçakçılık gurubundakiler son anlarında köyde yollarını gözleyen ailelerini aramışlar, asker yolumuzu kesti gelmemize izin vermiyor demişler. Aileler, karakola koşmuşlar, yahu komutan demişler, bilmez misin, onlar bizim çocuklarımız; hani bazen seninle tokalaşan, merhabalaşan, şakalaşan çocuklar onlar. Neden izin vermiyorsun geçmelerine... köy yeri olunca, duygularda saf, temiz oluyor. Komutanın şakası zannetmişler, ya da bir anlık öfkesi... Biraz sonra öfke diner, çocukları evlerine döner zannetmişler. Hep uzaklara düşen yıldırımların, bu kez çocuklarının başına düşeceğini hiç kimse düşünmemiş ilk etapta.

Narin, o anı yaşar gibi dehşetle irkiliyor bir anda. Karlı yollarda, urgan ayaklarıyla  ceset parçalarını toplamaya giden anneleri anlatıyor. Sonra olay yerindeki korkunç manzaradan dem vuruyor;  kollar birbirine karışmış, eller birbirine karışmış, ayaklar ve başlar yer değiştirmiş. Uçaklar öyle bir anda bomba bırakıp gitmemiş. Biri gelmiş, biri gitmiş, sağ kalanların başında gezinmeye devam etmiş uçaklar. Başını göğe kaldırıp merhamet dileyen herkes “imha edilmiş”. Uzun bir süre devam etmiş bu durum. O nedenle çocukları parçalara ayrılırken, sınıra koşan aileleri, asker engellemiş.  Can güvenliği yok demiş oralarda.

Devlet yetkililerinin yaptığı açıklamalar içinde en çok incindikleri bir açıklama da “ Ama onlar da kaçakçılık yapıyorlardı” cümlesi olmuş. Roboski halkı bu olayın aydınlanmasını, gerçek faillerinin ortaya çıkmasını ne kadar bekliyorsa ve bunun için mücadele ediyorsa, devlet de bu olayın içini boşaltmak, hiçleştirmek, unutturmak ve ölenleri suç işlemiş gibi göstermek için elinden geleni yapıyor.  

Narin, konuşmasının sonunda çok anlamlı bir şey söylüyor. “ Bu olayın aydınlanması için hepinizde en az bizim kadar duyarlı olmanızı istiyorum. Bugün başımıza gelen olayın yarın başınıza gelmemesi için”. Salonda bir alkış tufanı kopuyor sonra. Narin’in anlatımlarından sonra belgesel film başlıyor. Bir buçuk saat süren film’den de anlaşılacağı üzere Roboski halkının yaralını sarması, olayın şokunu atlatması, olayların faillerinin yargı önüne çıkmasıyla da son bulmayacak. Geride otuz dört yaşamın hikayesi ve her birinin anıları, özlemleri, hayalleri ve istemlerini barındıran kocaman bir boşluk kalacak zihinlerde.

Filmin sonunda, her birimiz ağlama duvarının önünden çekilmişiz gibi sulu gözlerle sessiz bir şekilde terk ediyoruz salonu. Roboski’de yapılanlara karşı, insanlık onurunu barındıran yüreğimizde de açılan gedik giderek büyüyor. Bir şeyin erincine varıyorum. İnsanlık onuruyla şekillenmiş yüreğimizdeki gedik ne kadar büyürse, bu gediği yüreğinde büyüten insan sayısı ne kadar artarsa, Roboski halkı bir o kadar kendini yalnız hissetmeyecektir. Aksi taktirde, kimsesizlik psikolojisine girerlerse, insanlık onuru bunun vebalini kaldıramaz. İçine çekilmiş bir toplum olarak, onları kendi ellerimizle, toplumdan soyutlamış oluruz ki bu durum onların ruh hallerine yapılacak en büyük katliamdır. İnsanlık onuru için Roboski’yi 500. gününde anıyoruz.

Bu yazı toplam 4871 defa okunmuştur
süper
 // mahmut
yani filme gidemedik ama değerli anlatımınla filmi bize yaşattın adeta. ağzına sağlık mamoste...
18 Mayıs 2013 Cumartesi 00:33
tebrikler
 // hamit
eline sağlık kalemine teşekkürler...
14 Mayıs 2013 Salı 19:43
Spas
 // zaningeha artukluyê
destête sağbî mamoste...
12 Mayıs 2013 Pazar 20:32