Enver Özkahraman

Enver Özkahraman

Yazarın Tüm Yazıları >

Rızo Ağa

A+A-

Rızo ağaya “-AĞA” denilmesine bakmayın, o bir tek gün bile AĞA"lık mertebesine ulaşamamış bir aşiret ferdiydi…

 

Köyde iken 150-200 koyuna sahip ve iyi bir arap atı binicisi, gümüş pullarla donatılmış bir Çerkez eğeri şıngıltısı RIZO köylüsünün aklını başından etmiş olacak ki, ağasına rakip, ağalığa soyunmuş.

 

Uyanık GERÇEK AĞA ise her gün misafir diye üç beş köylüyü salmış ağa özentili RIZO”ya.

 

RIZO da AĞA'yım diye, gelene kesmiş KOÇ'u, gidene kesmiş KUZU'yu.

 

Tabii ki, iki üç yıl içinde de tüketmiş koçları koyunları kuzuları ve sonra züğürt ağa misali, göçüp Hakkari'nin bir kenar mahallesine yerleşmiş. Giyimi kuşamı yürüyüşü ve konuşması ile saygılı bir ağa idi. Onunla iyi anlaşanlardan biriydim, çok da saygılı davranıyordum ilk başlarda. Ben ona DAYI dedikçe, o da bana “Eno” diyordu. Ama ben ona AĞAM dediğimde o da bana içten YEĞENİM diyordu.

 

* * *

 

Hakkari'den Van'a yolculuk başlı başına bir sorun, bir kabus gibi idi o günler(şimdi de öyle ya )…

 

Hakkari'den Zap vadisine indiğinizde Depin Köprüsü'nün ucundaki polis noktasında otobüsünüz duruyor ve bir sivil zat, otobüsü ve içindekileri tek tek sert bir bakışla süzdükten sonra kimlikleri topluyor:

-Soyadın niye böyle?

-Senin kimliğin eskimiş?

-Baban adı niye böyle, başka isim yokmuymuş?

-Sen buralı değilsin ne işsin var burada?

 

Suallerinden sonra (Valizini aç) fasılları, hele hele bayanların çantaları ve çamaşırları ki bunlar asla ama asla bir ülkeden bir diğer ülkeye geçerken bile karşılaşamayacağınız şeylerdi…

 

Depin köprüsünden sonra Zap karakolu, Yeniköprü, Başkale altı, Bebleşin, Hoşap ve en sonra da, Gürpınar yol ayırımı kontrol noktaları birer kabustu Hakkarili ve Hakkari'de yaşayanlar için…

 

200 kilometrelik yol, ikiye katlanıyor adeta…

 

Her noktada yarım saat bekletilseniz, yolculuğunuza 3 saat ekleniyordu.

 

Zaten çoğu zaman saat 9"da Hakkari"den biniyordunuz otobüse, akşam anca Van'a ulaşabiliyordunuz…

 

Ben, işim icabı bir çantada bazen ikiden fazla (Siyah beyaz, renkli negatif ve pozitif film bulunan) fotoğraf makinesi bulunduruyordum… Her çantamı açtığımda:

 

- Bunlar ne lan!

 

- Fotoğraf makinesi..


- Onu biliyoruz da.. Niye üç tane?

 

- Birinde negatif var, birinde pozitif slayt film var..

 

- Başlatma negatifinden pozitifinden, ne iş yapıyorsun?

 

- Ben fotoğraf sanatçısıyım.

 

-Bırak sanatçı manatçı ağızlarını, şuna ben FOTO"yum dê kısaca, yoksa sen  MED TV"den misin?

 

- Ne alakası var? Bunlar kamera değil ki, makine…

 

- Ukalaya bakın sanki makine olduğunu bilmiyormuşuz, ama yine de sizin ne yaptığınız belli olmaz…

 

Gibi diyaloglarla sık sık karşı karşıya kaldığım için bu yolculuklar bana hep bir azap gibi geliyordu.

 

* * *

 

RIZO ağa ile yolculuğumuz ise bir yaz günü Hakkari-Van arasında olmuştu.

 

Hakkari"den Başkale"ye kadar hiç kimse bizi durdurmamıştı. Başkale"de PALA"nın Lokantası"nda mola verip karnımızı doyurduktan sonra yola çıkmıştık. Ben ortalarda bir koltukta, 3 koltuk arkamda ise ağalık özentisi içinde ve iyi tanıdığım RIZO ağa oturuyordu.

 

Güzeldere geçidini geçinceye kadar ağa ile şakavari takıldık biribirimize. Gülüşmüştük birkaç kez. Hoşap"tan sonra Ağa"nın neşesi kaçmıştı nedense.

 

O günkü yolculuğumuzda hiçbir noktada güvenlik güçleri bizi durdurmamıştı. Son nokta olan Gürpınar kontrol noktasını geçmiş, Kurubaş yokuşuna varmıştık ki, arkada ayağa kalkan Rızo Ağa yüksek sesle:

 

- Arkadaşlar kimde hançer var hançer?

Şaşırmıştık…

 

Ben hemen atıldım:

- Ağa ne hançeri? Hançeri ne yapacaksın?

 

- Yahu hançer, kama, büyük bıçak, kimde varsa Allah  rızası için versin bana...

 

Yolcular şaşkındı kimi; “Lahevle.”, kimi; “Nıç nıç”, kimi; “Kaçırdımı ne?” demeye başladı...

 

“Yahu ağa ne yapacaksın kamayı, hançeri?”dedim.

 

Göğsünü karnını yumruklamağa başladı, ellerini tutmağa çalıştım.

 

- Ne mi hapacağım hançeri, aha böyle böyle batıracağım göğsüme.

 

“Ne oldu ağa niye batıracakmışsın kendine?”dedim. İçimden de ağa keçileri kaçırdı diyorum.

 

- Niye batırmayayım ki. Bu hal onuruma dokunuyor onuruma! Bugün kimse bizi adam yerine koymadı.

 

Yocular şaşkın, şoför şaşkın ama ağa bir taraftan kendini yumrukluyor bir taraftan da:

 

-Düşüncesizler, onursuzlar hiç mi gurunuz yok?

 

Diye biz yolcuları itham etmeğe başladı. Biz ise ona hem acıyor hem de onu teselli için gayret gösteriyorduk ki şoföre bağırarak

 

- Şofor Şofor, dur dur! İneceğim burada. Yolcular size de bir çift lafım var.

 

Şoför kafasını salladı otobüsü sağa çekti durdu. Ağa"nın sol eli karnında sağ elini sallayarak usta bir politikacı edası ile bağırmaya başladı;

 

- Ulan uzun yıllardır bu yolda biz daima durdurulurduk, cebimizde çakmak taşı, sigara kağıdı, tütün kırıntısı aranırdı. İnin aşa mınağoduğumun kıroları dendi mi herkes, hepimiz otobüsün yanında tek sıra olurduk. Çıkar kimliği, aneyin adı Eyşe mi, Fatê mi? Anan harda ekserlik yapmiştir? diye ahret soruları sorulurdu. Yıllardır hepimiz ve hepiniz ne güzel alışmıştık buna değil mi? Ama bugün? Bügun 6 kontrol noktasını geçtik bir Allah"ın kulu bizi durdurup; “Ulan nereden gelip nereye gidiyorsunuz?”demedi. Demek ki değerimiz bu kadar düşmüş, artık biz bir hiçiz? Bizi ADAM YERİNE koyan olmadı, bu onuruma çok çok dokundu. Ve de baktım ki içinizden hiç birinizin sesi çıkmadı, ben bundan sonra sizinle yolculuk etmek istemiyorum, işte bu kadar!

 

Arka kapıdan inmeden kulağıma eğildi; “Eno, sen de anlamadın, uyanık yeğenim. Sancıdan öldüm, bittim, ishal olmuşum, dayanamadım, inmek zorundaydım. HEM NALIN"a vurdum HEMİ DE MIHINA değil mi? Van"da görüşelim.”demiş ve hızla inmişti.

 

Van"a kadar şaşkınlıktan ağzım açık gelmişim, muavinin: “-Geçmiş olsun!”dediğini duyup döndüğümde, bana kolonya şişesini uzatıyordu…

 

Not: İki yıl önce vefat eden ağama tanrıdan rahmet diliyorum.


Bu yazı toplam 16674 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
10 Yorum