İskender Kahraman

Rehineler ve Takas

23 Eylül 2014 Salı 12:05

Her nefes alıp verişimizde hücrelerimizin birer birer tükenmesi gibi her şeyin de bir bedeli vardır elbette.

Kimi zaman ağır kimi zaman hafif... Kimi zaman ise çok zalimane ve acımasız…

Kürdün kendi toprağında ben varım demesinin bedelleri de ağır ve zalimce olandan şüphesiz.

Yüzyıllardan sonra insan olmanın, olabilmenin gereklerine bu kadar yaklaşmışken elbette işgalcilerin, İslam adına Müslümanları kesen İblislerin, din tüccarlarının huzurunu kaçıracaktır Kürdün her adımı.

Ve her yolla, her hile ile engellemeye çalışacaklardır her ilerleyişini…

Çünkü Kürdün çöküşü onların şahlanışı olduğu gibi canlanması da onların tepetaklak olmasıdır.

Dolayısıyla, Kürtlerin şimdiye kadar olan kazanımlarını bertaraf etmek ve ilerlemesini engellemek için epey zamandır IŞİD denen paravan örgüt Kürt halkına saldırmaktadır.

Bu örgütün bizzat Türkiye tarafından büyütüldüğünü ve hali hazırda destek verildiğini artık kör sağır dilsiz herkes biliyor.

Onun için Sünni-Müslüman dünyasının liderliği sevdasıyla ya da halifeliği hayalleriyle yanıp tutuşan AKP Türkiye’sinin IŞİD’e destek verdiğini ispatlamaya çalışmak pek de gerekli değildir.

Çünkü Türkiye’nin açıkça desteklediğini birleşmiş milletlerin Suriye daimi temsilcilerinden tutun da Suriyeli, İranlı bakanlara, dünyanın beli başlı uzmanlarına, birçok devletin yetkililerine kadar herkes dillendiriyor.

Trenler, tırlar, hastanelerde tedavi etmeler, sınırlardan binlerce savaşçı sokmak… say say bitmez.

Zaten cumhurbaşkanlığından, başbakanlığa kadar her türlü yetkili tarafından bizzat ‘onlar dostlarımızdır ve terör değiller’ denilerek bu örgüt sahipleniliyor.

Yani Ankara ile IŞİD arasındaki karanlık ve kirli ilişki baştan beri vardı ve hala devam etmektedir.

Onlarla stratejiler, planlar müzakere edilip takaslar, antlaşmalar yapılıyor.

Musul’da rehin alındığı iddia edilen Türk konsolosluk çalışanlarının hususu gibi…

Bilindiği gibi Musul saldırısında 49 Türk konsolosluk çalışanının rehin alındığı iddia edilmişti. Oysa bunlar rehin alınmamış, aksine ileride bu çetelere karşı açılacak savaşta yer almamak için Türkiye bu 49 personelini IŞİD’e emanet etmişti.

Gerçi oradaki yerel kaynaklar ya da istihbarat bu durumu, Musul’un işgal öncesi, defalarca dile getirmişti ama kimsenin ilgisini çekememişlerdi.

O gün geldiğinde Türkiye, Kürtlere nefes aldırmama karşılığında anlaştığı kardeş örgüt IŞİD’e karşı olan koalisyonda yer almadı.

İŞID ise Türkiye ile kendileri arasındaki karanlık ilişkiler ve anlaşmalar gereği emanet aldığı rehineleri Akçakale ilçesinde Türkiye’ye teslim etti.

Bunun karşılığında ise Türkiye’den Kobani’ye saldırırken her türlü desteği alacakları sözünü aldı.

Yani takasın konusu tabiî ki sadece Antep’te veya başka yerlerde bulunan birkaç IŞİD üyesinin verilmesi değildi.

Asıl konu, AKP hükümetinin tüm Kürtleri ve Ortadoğu’yu tahakkümü altına almak için tampon bölge kurmak istediği alan olan Kobani kantonu idi.

Yani, Hükümet yetkililerin çelişkili açıklamalarına rağmen herkesin merak ettiği takas malzemesi şüphesiz rehineler karşılığında Kobani’nin IŞİD’e peşkeş edilmesidir.

Bunu Kobani’de bizzat savaşın içinde bulunan askeri yetkililer ve siyasi temsilciler de dile getiriyor

Hatta Kobani kuşatmasının Türk devleti ile İŞID’in ortak operasyonu olduğunu belirtiyorlar.

Zaten Türk güvenlik güçlerinin Türkiye’den giden insanların Kobani’ye geçip oradaki halka yardım etmelerine, sınırı geçmelerine izin vermemesi, TC’nin Kobani’nin düşmesi için tüm askeri gücünü seferber etmesi bunun açık göstergesidir.

Sonuç olarak her şeyin bir bedeli olduğu gibi bu takasın da bedeli yüzlerce kürdün hayatı olmuştur. Yoksa tüm dünyaya meydan okuyan, önüne gelenin kafasını kesen bir örgüt Türkiye’den korktuğu için mi rehineleri bedelsiz, takassız bırakacak?

Belki 49 Türk rehinenin sağ salim evlerine dönmeleri Türk halkını sevince gark etti; fakat Türk kamuoyu, aydını ve siyaseti bu takasın yüzlerce, hatta binlerce masum Kürdün hayatına mal olduğunun, binlerce Kürdün ocağını söndürdüğünün farkında değil.

Rehinelerin bırakılmasına tabiî ki sevinmek gerekiyor ama resimde görülen, iki yaşındaki kardeşini ateş çemberinden çıkarıp kilometrelerce taşıyarak sınıra ulaştıran dört yaşındaki çıplak ayaklı çocuğa ve onun gibi on binlerce masum çocuğa kıymak bir o kadar zalimlik ve barbarlıktır.

Erdoğan’ın bu konuda kendilerini eleştirenlere dediği gibi adicedir.

Bu yazı toplam 10609 defa okunmuştur